Dönemin en önemli sorunu: Ortak mücadele için birlik!


02 Şubat 2018 04:15

Bir yanda OHAL gerkçesiyle özgürlükler ayaklar altına alınır, “içerde” ve “dışarıda” asker-polis operasyonları aralıksız sürerken, öte yanda 2019’da yapılacağı belirtilen iki seçim için partiler hazırlık yapıyorlar. Dolayısıyla her siyasi çevre, bugün attığı her adımı, 2019’da yapılacak seçimi hesap ederek atıyor. 

Seçimler ve siyasi partiler yasasının yeniden düzenlemesi için Mecliste yapılan AKP-MHP pazarlığının geldiği aşama ise ilgili düzenlemenin bugün yarın Meclis gündemine geleceğini gösteriyor. 

Elbette bütün bu girişimler yapılırken 2019’da yapılacak seçimlerin 2018’e çekilme ihtimali de herkesin aklında. 

UYUM YASALARI MECLİSE GELİYOR

MHP ve AKP’nin, seçim ve siyasi partiler yasalarını (uyum yasalarını) kendi lehlerine ve tüm öteki partilerin aleyhine olacak biçimde değiştirmek için anlaştıkları, artık saklanamayan ve herkesin bildiği bir gerçektir. 

OHAL uygulamaları ve Afrin’e yönelik “ucu açık” askeri operasyonla ilgili içeride ve dışarıda yeni hamleler yapılacağı, bu amaçla “içeride”, “TTB’nin yöneticilerinin gözaltına alınmasına” gelen baskıların giderek daha da artacağını söylemek yanlış olmaz. 

Bu da elbette laik ve demokratik bir Türkiye, ülkede demokrasi, bölgede barış talebi etrafında mücadele eden demokrasi güçleri için nasıl bir mücadele hattında yürüneceği konusunu gündeme getirmektedir. Üstelik ortak mücadeleyi “çok sıcak ve çözümü ertelenemez bir sorun” olarak ortaya koyarak!

Açıktır ki bu mücadelenin bir Meclis boyutu vardır. Ama bu, Mecliste “kaldır parmak indir parmak”la sınırlı kalırsa kuşkusuz ilerici demokratik güçlerin bu mücadeleden başarıyla çıkması beklenemez. Bu yüzden de (Meclisin içi ve dışıyla) muhalefetin ortak ve birleşik bir mücadele etrafında örgütlenmesi hayati önem kazanmıştır.

DÖNEMİN TALEPLERİ VE GÖREVLERİ AÇIKTIR

15 Temmuz darbe girişiminin arkasından ilan edilen OHAL’den sonra 16 Nisan referandumuyla yapılan anayasa değişikliği ile siyasi gündemin olduğu kadar ilerici demokrat güçlerin etrafında birleşeceği taleplerin başlıcaları da belirlenmiş oldu.  

Bugün bu talepleri ve görevleri şöyle sıralayabiliriz: 

- OHAL’in kaldırılması ve KHK’lerin geri çekilmesi,
- Tek parti tek adam rejimine hayır” diyen güçlerin ortak mücadelesini örgütlenmesi,
- Seçim ve siyasi partiler yasalarının Meclise gelmesini bu yasaların siyaset alanının demokratikleşmesi için anti demokratik düzenlemelerden arındırılması için değerlendirilmesi.

Bu hafta sonunda CHP’nin Kurultayı var. Önümüzdeki hafta sonunda da HDP’nin genel kongresi yapılacak.

Türkiye’nin ilerici demokrat güçleri içinde en geniş kitlesel desteğe sahip bu iki partinin genel kongreleri, kuşkusuz ki  önümüzdeki dönemin en acil talepleri etrafında, farklı siyasi çevrelerin nasıl ortak mücadele içine çekileceği sorununu da gündeme getirmektedir. 

Bu kapsamda ilerici demokratik güçler; 

-Sendikalar, emek ve meslek örgütlerinin, ilerici aydın ve demokratların, 
- Talepleri için mücadele eden Kürtler, Aleviler, gençlik ve kadın çevreleri, çevreci örgütler etrafındaki oluşumlar,... gibi kısmi taleplerle sistemle karşı karşıya gelen toplumsal kesimlerin mücadelesinin nasıl ortaklaşabileceğini tartışmak, buna dair kararlar almak durumundadır. Bugüne kadar karşı karşıya kalınan sorunların aşılması için de; bu güçler gerekli sorumluluğu üzerilerine almak durumundadırlar.

‘BEN MERKEZCİLİK’, “SEKTERLİK’, ‘GRUPÇULUK’LA MÜCADELE 

Burada, özellikle “Kürt fobisi” ve “milli sorunlar” bahanesiyle iktidarın arkasında yer alan CHP’nin, bu “yumuşak karın” sorununu bir biçimde çözme yoluna girmesi son derece önemlidir. Çünkü bu sorunu aşamayan bir CHP’nin bırakalım önümüzdeki dönemdeki zor günleri aşmayı, referandumda sağlanan “hayır bloku” etrafında oluşan birliği bile koruması olanaklı olmaz. (Dün bu köşede bunun nedenleri üstünde duruldu.) 
Elbette ki, ilerici demokrat güçlerin tarafındaki sorunlar sadece CHP’nin “yumuşak karnı”yla da sınırlı değildir.

Çünkü, son yıllarda iktidar onca baskı uygulamasına; ülkenin OHAL ve “savaş hali” yasaklarıyla yönetilen bir labirente sokulmuş olmasına karşın, oluşturulan birliklerin grupçuluk ve sekterlikten çok çektiği bilinmektedir. Başka bir ifade ile örgütlerin üst yönetimlerinin “evet” ya da “hayır” dediği ya da “Benim dediğim olmazsa birlik de olmaz” diyerek birlik girişimlerinin önünün tıkandığı herkesin bildiği bir gerçektir. 
Kaldı ki bu dönemde “Barış Bloku”ndan DİB’e, DİSK-KESK-TTB-TMMOB’nin oluşturduğu platformdan Haziran Hareketine; oradan Savaş Karşıtı Koordinasyon’a kadar değişik oluşumlar; aynı taleplerle ama ayrı ayrı yaptıkları girişimler sayesinde büyük enerji kaybına uğradılar.

BİRLİK VE YIĞINLARIN MÜCADELEYE ÇEKİLMESİ BELİRLEYİCİ ÖNEMDE

Çok açıktır ki; bugün, iktidarın “tek parti tek adam rejimi” inşası hamlelerinin karşısında olan güçlerin başlıca iki temel sorunu vardır
Bunları; 

1- Çeşitli siyasi çevrelerden başlayarak, değişik grupların şahsında ortaya çıkan; “grupçuluk”, “benmerkezcilik”, “sekterlik”,... gibi birlik için ön şartlar koşan, kendisini dediği gibi olmazsa yer almayacağını öne sürerek birlik doğrultusundaki adımları baştan engelleyen geleneksel anlayışlar,

2- Birlikler içinde yer alan örgütlerin, tabanlarındaki yığınları mücadelenin dışında tutması; sadece yöneticiler, en fazla da “en ileri kesim” dışındaki geniş yığınların siyasete, mücadeleye çekilmesini gereksiz bulan yaklaşımlar olarak belirtebiliriz.

Elbette ki “birlik” sorunu ilk adım olan çeşitli çevrelerin bir araya gelmesindeki sorunların aşılması, talepler etrafındaki birliğin ön şartsız olarak oluşturulmasıyla aşılabilir. Birliklerin yığınları kapsaması için ise; geniş yığınların siyasete doğrudan müdahalesini amaçlayan bir anlayışın egemen hale getirilmesi için çalışma esastır. Bunun ete kemiğe büründürülmesi için de en başta kitleler içinde gerçekleri açıklayan sistemli bir çalışma yapılması ve geniş kesimleri temsil edecek yerel platformların oluşturulması gerekmektedir. 

www.evrensel.net