ÖSO’ya dair elzem sorular


01 Şubat 2018 04:15

Türkiye’nin bir taraftan Afrin Operasyonu sürerken diğer taraftan Türkiye’den yapılan açıklamalarda Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiği sıkça vurgulanıyor. Afrin operasyonunun da süresi, derinliği, nihai amacı, genişleyip genişlemeyeceği belirsiz. Afrin’den sonra Suriye’deki Kürt sivil ve silahlı oluşumların yoğunlaştığı bölgelere de operasyon yapılabileceği konuşuluyor. Ancak operasyon öncesinde Afrin’de az sayıda Rus askeri polisi bulunuyordu, Menbiç dahil Fırat Nehri’nin doğusunda ise ABD’liler var. 

Diğer taraftan, Suriye ve Arap basınında yer alan “Türkiye’nin Afrin operasyonu gerekçesiyle kontrol ettiği gruplara yeni alanlar açmaya çalıştığı ve operasyonu Suriye ordusunun hatlarına çok yakın olan Afrin-Halep kırsalına sarkıtmaya çalışabileceği” yorumları dikkat çekiyor. 
Rusya’nın Afrin operasyonuna “sınırlı” yeşil ışık yaktığı göz önüne alındığında operasyonun çerçevesi de gidişatı da hepten belirsizleşiyor. Diğer taraftan Afrin’in güneyindeki Halep’e açılan kırsalda ve Afrin’e sınır İdlip’te, Rusya destekli Suriye ordusu operasyonlarını sürdürüyor. TSK ve desteklediği ÖSO grupları ile Suriye ordusu hatları birbirine oldukça yakın.

Bugünlerde Türkiye, Rusya ve Suriye hükümetinin mutabık kaldığı tek nokta, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması. Ancak tarafların “toprak bütünlüğü” kavramına dair yorumları oldukça farklı. 

Şam açısından Kürtlerin ABD ile ilişkileri rahatsızlık kaynağı ve bu ilişkilerin kalıcı olması tehlikeli sonuçlar doğurabilir ancak Kürtler yerel unsur ve iç siyasette hâlâ etkili taraflardan biri. Türkiye’nin Afrin operasyonuna Kürtler üzerindeki baskıyı arttırmak için birkaç resmi açıklama dışında tepki göstermediği ve Suriye ordusunun İdlip’e yönelik operasyonlarına ses çıkarmaması için Afrin’i taviz olarak verdiği söylenebilir. Afrin operasyonu başlamadan önce Rusya, Suriye hükümeti ve Kürtler arasında “Türkiye’nin operasyon yapmaması için Afrin dahil birkaç bölgenin kontrolünün Şam’a devredilmesi” konusunda pazarlıklar yapıldığı yönünde bilgiler var. Kürtlerin “bölgelerinin tamamen devredilmesini kabul etmedikleri, Afrin’e küçük bir grup Suriye ordusundan askerin bırakılabileceğini” söyledikleri ve pazarlıkların çökmesinin ardından operasyonun başladığını hatırlamakta fayda var. Yine Şam’a göre, Türkiye’nin birlikte hareket ettiği ÖSO ve İdlip’teki cihatçı yapılar terörist. 

Rusya açısından Suriye’nin toprak bütünlüğü Rusya’nın Suriye’den itibaren bölgedeki varlığı için çok önemli. Kürtlerle ABD arasındaki ilişkiler de bölgedeki ABD varlığını derinleştirmesi ihtimali nedeniyle rahatsız edici ancak hâlâ Kürtler Suriye’nin iç meselesi. Rusya, Türkiye’nin birlikte hareket ettiği ÖSO’ya Şam kadar sert bakmasa da İdlip’teki cihatçı oluşumları terörist olarak değerlendiriyor ve bu konuda taviz vermesi zor görünüyor.

Türkiye’nin “Suriye’nin toprak bütünlüğü” tanımının ise “Suriye’deki Kürt oluşumlara karşıtlık” dışında büyük ölçüde belirsiz olduğu söylenebilir. 
Bir taraftan, Suriye’nin mevcut liderine “terörist” ithamında bulunulup genelkurmay başkanı, karargahı belli, maaşı düzenli ödenen, emir-komuta zinciri yürüyen Suriye ordusu “Esed güçleri” olarak adlandırılıyor. Karşılığında ise sürekli komutan değiştiren, komutanları büyük ölçüde Türkiye’de yaşayan ve arada bir “Suriye’ye ziyarete giden”, defalarca yeniden yeniden yapılandırılan, sahada varlık gösteremeyip El Kaide uzantılı oluşumların askeri kazanımlarına kılıf olmaktan öteye gidemeyen veya yıllar içinde doğrudan cihatçılarla iş birliği yapan toplama güçler Özgür Suriye “Ordusu” olarak tanımlanıyor.

Görünen o ki, hâlâ “Şam’daki mevcut hükümete alternatif bir yapı oluşturmak” ve artık yama tutmaz haldeki “sahadaki gruplardan bir yerel güç devşirip Suriye ordusunun karşısına çıkarmak” gibi amaçlar bir kez daha canlanmış. Bütün bunlar “Suriye’nin toprak bütünlüğü” kavramına nasıl eklemlenir, yorumlayabilmek mümkün değil.

Diğer taraftan, Türkiye’nin Afrin operasyonunu “toprak bütünlüğü” vurgusu ve ÖSO’cu grupları öne sürerek “operasyon, Suriyeliler için” söylemleri ile yürütmesi “operasyonunun kamuoyundaki meşruiyeti” açısından anlaşılabilir bir durum olsa da işler Türkiye açısından iyice çığırından çıkmaya başladı.

ÖSO’cuların “Kuvayi Milliye”ye benzetilmesi, komando olduğu öne sürülen bir askerin omuzunda ÖSO’cuların “bayrağı” olan armayla ve bir kuvvet komutanı ile aynı karede yer alması gibi söylemler ve eylemler uzun vadede başa çok dertler açabilir. 
Türkiye’nin şimdilik işine yarasalar da tamamen şaibeli ÖSO ile bu kadar yakın olmak ve hatta bu grupları sahiplenen bir tablo çizmek bu grupların yaptıklarından Türkiye’nin sorumlu tutulmasına da yol açabilir.

Elbette cevap gelmeyecek ancak biz yine de sorularımızı soralım;

-TSK ile birlikte hareket eden grupların savaş kapasitesi nedir? Askeri eğitim verildi mi? Eğitim verildiyse, TSK’nın hangi birimi “Suriye’nin toprak bütünlüğü” vurgusu yapılırken Şam’ın terörist kabul ettiği bu grupları neden ve nasıl eğitti?

-Operasyona götürülen grupların Suriye içinde hangi suçlara karıştıkları araştırıldı mı?

-Operasyon başlayana kadar bu gruplar neredeydi? Türkiye’de idiyseler nerede ve hangi sıfatla bulunuyorlardı?

-Operasyon sürecinde bu gruplar kimin komutasında? TSK ile “koordineli hareket ettikleri” söyleniyor ancak nedense ÖSO’cu grupların komutanı görünmüyor, adını bilen yok. 

-TSK’dan emir alıyorlarsa hangi komutanlığa ve yine hangi sıfatla bağlılar? Bu grupların daha önce karıştıkları suçlar bir tarafa operasyon süresince ve TSK çekildikten sonra işleyecekleri suçlardan dolayı TSK’nın yükümlülük altında kalmayacağı garanti altında mı?

-Operasyonlarda bu gruplardan kaynaklanan kayıplar var mı veya bu gruplardan kaynaklanan sorunlar/emre itaatsizlik gibi durumlarda yaptırım uygulanabilir mi? 

-Bu gruplara maaş ödeniyor mu/hangi bütçeden ödeniyor? ÖSO’cular neyle ve nasıl geçiniyor? Silah, araç, lojistikvb askeri malzemeler nereden temin ediliyor/kimler tarafından finanse ediliyor? ÖSO’nun elindeki silahların kaydı var mı? Bu silahlar önümüzdeki dönemde toplanacak mı? ABD’nin eğit-donat döneminde verdiği silahları cihatçı gruplara sattıklarını da hatırlamak gerek. 

-Bir kısmı cihatçı veya cihatçılarla iş birliği yapmış olan bu grupların Türkiye içindeki serbestlikleri bir tarafa operasyon süreçlerinde TSK ile içiçe olmaları Türkiye açısından güvenlik ve istihbarat kurumlarının güvenliği için tehlike yaratır mı?

Sorular çoğaltılabilir. 2011 başlarından itibaren Suriye’deki vekalet savaşında vitrine çıkarılan onlarca isim oldu. Mesela, Burhan Galyun’u veya sürgün hükümetini hatırlayan var mı? ÖSO’nun da kullanım tarihinin sona ermesi gayet de mümkün. İşin kötüsü, Suriye’deki vekalet savaşında bütün yönleriyle sürece dahil olup yavaş yavaş kenara çekilen epeyce ülke var. ÖSO’nun işlediği insanlık ve savaş suçları gündeme gelmeye ve bütün şaibeleri ile birlikte ÖSO“hamiliğine niyetli görünen” Türkiye’nin elinde kalırsa sürpriz olmaz.

www.evrensel.net