Kelimeler ve yan yana gelişler


01 Şubat 2018 04:15

Türkiye tarihinde,  tehlikeli sayılan  kelimeler olmuştur. Cumhuriyet öncesine de gider. Hemen akla gelenler, sosyalizm, komünizm, sosyal adalet, Marx, Lenin, Kürt, Kürdistan ve benzeri kelimeler oluyor.Bu kelimeler kendi kendine yan yana gelmez elbette.Getiren kişi ya da kişiler vardı ve onların başına  bela gelirdi. Şimdi sayamayız, çok onlar ama onları temsilen İsmail Beşikçi diyelim, siz anlarsınız. Savaş, barış da o kelimelerdendi. Çok meşhur başkaları da var. Eskiler anlatırdı.Yıldız demenin, burun demenin yasak olduğu dönemler vardı tarihte.
Sultan Abdülhamit dönemi ”istibdat dönemi” olarak nitelenir. Doğal olarak hürriyet meselesi bağlamındaki bir eleştiridir bu.

Sadece kelimelerin anlamıyla sınırlı kalmaz  düşünceler.Yan yana gelişleri/getirilişleri,  her bir kelimenin sınırlarını, anlamlarını, boyutlarını aşabilir...

Sözü getirmek istediğim bir nokta var: Türk Tabipler Birliği (TTB) yönetimi, Suriye sınırları dahilindeki Afrin kenti ve bölgesine yönelik TSK askeri harekatına eleştirel yaklaştı ve bir basın açıklaması yayımladı. “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” dedi. Müthiş etkili bir cümle oldu. Kelimeler yan yana geldi; kelimelerin dayanışması diyelim buna. Bu dayanışma hekimler aracılığı ile sağlandı. Çok sert tepki gösterdi iktidar çevreleri. TTB Merkez Konseyi’nin 11 üyesi gözaltına alındı.Gözaltı, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlalidir. Basın açıklaması üzerine oluşturulan baskı, ifade özgürlüğü üzerindeki baskıdır. İlk talebimiz şöyle: Baskılara son verilmeli ve hekimler özgür bırakılmalıdır. Hekim dünyası ile dayanışmak için, çoğu insan gibi, ben de, kurdukları cümleyi sahipleniyorum: Savaş bir halk sağlığı sorunudur!

Memleketin hali çok kötü. İşte, ‘kötü’lerden kısa, toplu bazı örnekler:

Tiyatro sanatçısı Mert Fırat sosyal medya üzerinden barışı savunan kelimeleri ve cümleleri -görüşleri- nedeniyle linç edilmek isteniyor.”Sadece Diktatör” adlı oyun her yerde yasaklanıyor. Oyuncu Barış Atay’a saldırıların ardı arkası kesilmiyor. Anayasa Mahkemesi “kesin” karar veriyor;  lakin Mehmet Altan ve Şahin Alpay hala tahliye edilmiyor. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu etkisiz bir yol haline getiriliyor. Demek ki, AİHM de karar verse, sonuç değişmeyebilir. “Uymuyoruz, AİHM bu konuda yetki/görev gaspında bulunmuştur, yetkisizdir” diyebilir bir mahkeme. Olabilir mi? Neden olmasın! Hukuk rafa kaldırılırsa, AİHM’i de unutun, kararlarının etkisini de…

230 bin mahpus var hapishanelerde. Bir kaç bin hasta mahpus var ve acil tahliye edilmeleri gerekiyor. Bilmem dikkatinizi çekti mi, 70 bin üniversiteli genç, hapiste şu an.

İki bin beş yüzden fazla çocuk var hapiste. Ve 700 civarında da  bebek var, hapishanelerde yaşamakta ve büyümekte olan.

İnsan hakları savunucuları var hapishanelerde, her gün sayıları artıyor.Geçen hafta İHD Çanakkale Şubesinden, genel merkez yönetici Hayrettin Pişkin de tutuklandı. Savaşa hayır dediği için, barışı savunduğu için tutuklandı. Gazeteci ve yazarlar ki sayıları 150’den fazla, hapiste tutuluyor. Gazeteci, Deniz Yücel’i bilir misiniz, bir yıl oluyor, hala hakkında iddianame düzenlenmedi. Nazlı Ilıcak’ı unutmuş olamazsınız, hapiste.Ya Cumhuriyet yazarlarının tutukluluğuna ne demeli? Peki tutuklu milletvekillerine, biri CHP’li çoğu HDP’li milletvekillerinin, üstelik HDP’nin ikisi eşbaşkanı, tutuklanmış olmalarına ne demeli? Sayıları 80’i bulan HDP/DBP’li belediye eş başkanları neden tutuklu? Gültan Kışanak’ı anmalıyız hemen, neden tutuklu? Beş yüzden fazla avukat ve o arada Halkın Hukuk Bürosu avukatları ki sayıları 16, başta değerli ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı olmak üzere, tutuklu, neden?

Yüz bini aşkın kamu görevlisi (akademisyen, hakim, öğretmen,hekim, sağlık çalışanı, mimar,mühendis ve benzeri) yargısız, hukuksuz biçimde işten çıkarıldı. Sivil ölüme mahkum edildi. Sırf düşünce ve kanaatleri nedeniyle ve 111 Sayılı İLO Sözleşmesine (iş ve meslekte ayrımcılık Sözleşmesi) aykırı biçimde ihraç edildiler.

Savaş koşullarını yaşar hale getirildi Türkiye.

Doğruymuş; savaş politikanın başka araçlarla sürdürülmesiymiş.

İradi bir şey yani.Kaçınmak da mümkün demek ki…Anladığımız kadarıyla, Kürt meselesini yine zor araçlarıyla çözmeye yöneldi Devlet.
Sonuca geliyorum:  Bence kelimeler ve kelimelerin yan yana gelmesiyle oluşan anlamlı cümleler gibi, insanların ve kurumlarının yan yana gelmesiyle ve dayanışmasıyla-barış açısında, insan hakları ve özgürlükleri temelinde- aşılabilir yaşanan sorunlar.

Bunun için çalışmak, çok çalışmak lazım.

www.evrensel.net