‘Suç’ ve ‘suçlu’ imal eden zihniyete karşı mücadele


31 Ocak 2018 04:15

TSK’nın Afrin’e yönelik operasyonunu eleştirerek, “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” diyen Türk Tabibler Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi 11 hekim, dün evleri ve çalışma ofisleri basılarak gözaltına alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, meydanlarda ve salon toplantılarında -üstelik günde birkaç kez- TTB’yi “terör sevici”, “terör destekçisi” ilan ederek linç etmesinden sonra, dün de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti. Cumhurbaşkanının TTB’yi hedefe koymasından “görev çıkaran” İçişleri Bakanlığı da TTB Merkez Konseyi üyeleri hakkında “suç duyurusu“nda bulunmuş ve TTB’nin seçilmiş yöneticilerinin görevden alınması için mahkemeleri göreve çağıran girişimler başlatmıştı.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ AYAKLAR ALTINDA 

Dün sabah saatlerinde TTB Merkez Konseyi üyelerinin gözaltına alınmasıyla bir kez daha görüldü ki; Türkiye’de insan haklarının anası olan, (uygar dünyada bırakalım yasaklamayı hakkında tartışma açmaya bile cesaret edilemeyen) ifade özgürlüğü tümüyle ayaklar altındadır. Üstelik bu sefer ifade özgürlüğünün ayaklar altına alınma gerekçesi, dış bir ülkeye yönelik silahlı kuvvetlerin giriştiği askeri operasyona karşı çıkmak, operasyonu eleştirmektir. Ki, TTB bildirisinde “savaş bir  halk sağlığı sorunudur” biçiminde yer alan bu son derece ılımlı eleştiriye yönelen tepkiler, iktidarın özgürlükleri umursamamakta geldiği yeri de göstermektedir. Dahası TTB açıklamasında “halkın sağlığı” ile “savaş” arasında kurulan ilişki hekimlik mesleği ile de doğrudan bağlantılıdır.

Bütün bunların da ötesinde; “savaşa karşı çıkmak”, BM ve pek çok uluslararası anlaşmalarla da bütün insanlara “hak” olarak tanınmış; savaşların faydalı olduğunu savunmak “suç” sayılmıştır. Bu da her birimize ve az çok toplumsal sorunlarla  ilgilenen her çevreye, her örgüte, “savaşlara karşı çıkma” yükümlülüğü getirmektedir.

ÖZGÜRLÜKLERİN ÇITASI TTB’YE OPERASYONA KADAR DÜŞÜRÜLDÜ

Ancak Türkiye’de son aylarda giderek artan biçimde OHAL ve KHK’lerle “tek parti tek adam rejimi” doğrultusunda atılan anti demokratik adımlar; Afrin’e yönelik operasyonla birlikte, sosyal medya, medya ya da başka araçlarla fikrini ifade edenlerin gözaltına alınmasına, tutuklanmasına kadar vardırılmakta ve adeta bir sindirme kampanyasına dönüştürülmektedir. 

İnsan hakları mı; ifade özgürlüğü mü, toplu gösteri hakkı mı, görüşlerini basın açıklamalarıyla ifade etme hakkı mı bunların esamesi bile okunmamaktadır. 

Bugün de bu süreç, on binlerce hekimin üyesi olduğu TTB’nin Merkez Konsey üyelerinin evlerinin, çalışma ofislerinin basılmasına ve gözaltına alınmalarına kadar genişlemiş bulunmaktadır. 

Bütün özgürlüklerin anası olan ifade özgürlüğünün çıtası; TTB gibi çok önemli bir hekim meslek örgütün en üst yöneticilerinin evlerinin ve çalışma ofislerinin basılmasına kadar düşürülmüştür. Ki, gidişat, önümüzdeki dönemde çıtanın daha da aşağı çekileceği doğrultusundadır.

Ne var ki TTB’yi itibarsızlaştırmak için devletin en yukarı makamlarından başlatılan bu kampanya ne ülkemizde ne de dünyada inandırıcı olmayacaktır. Gerek TTB, gerek merkez konsey üyelerinin kamuoyunca tanınırlığı dikkate alındığında; halkın geniş kesimleri iktidarın kendinden farklı düşünen her çevreyi, her kişiyi “terör destekçisi” ilan ederek sindirme politikasıyla bağlantılı olduğunu fark edecektir.

TTB’YE YÖNELİK SUÇLAMALARA KİMSE İNANMAYACAKTIR

Bu yüzden de siyasi çevrelerin, sendikaların, emek örgütlerinin, medyanın, hatta birer birer kişilerin ifade özgürlüğü artık kamuoyunda daha farklı tartışılacak, bir tartışmadan öte bir mücadele hattının oluşmasını sağlayacaktır.

Nasıl ki bugüne kadar tutuklu gazeteciler için, “Bunlar gazeteci değil terör örgüt üyesi, terör örgütü destekçisi” savunması kimseyi inandırmadıysa, TTB Merkez Konsey üyeleri için ileri sürülen “terör seviciler”, “terör destekçileri” suçlamalarına da halkın geniş kesimleri inanmayacaktır. Bu yüzdendir ki, iktidarın ifade özgürlüğünün çıtasını böyle düşürmesi,  sadece fanatik taraftarlarını, “aktrolleri” tatmin edecek, onları daha saldırgan bir çizgiye çekmede motive edici olacaktır. 

Kısacası, Türkiye’nin geniş halk kesimleri, (Afrin operasyonununa destek veren kesimler içinde bile) TTB Merkez Konseyi’nin çok değerli ve saygın üyelerinin “terör sevici” olarak suçlanmasına razı olmayacaktır.

Gelinen yer sözün bittiği yerdir!

Yapılan tartışmalar, zaten bir zamandan beri sözün bittiği yerden sonraki tartışmalar olmakta, bir mücadele tartışması safhasına da geçmiş bulunmaktadır.

Çünkü bu mücadele; bulunulan yerden daha geri adım atarak ülkeyi karanlığa sürükleyen “tek parti tek adam rejimi”nin inşasına gerekli malzemeyi sağlamak için “suç” ve “suçlu” imal eden, ifade özgürlüğü başta olmak üzere özgürlükleri ayaklar altına alan politikalar ve arkasındaki zihniyete karşı bir mücadeledir. 

Nitekim dün, gözaltına alınmayı evinde bekleyen TTB Merkez Konseyi üyesi Şeyhmus Gökalp; “Biz yanlış bir şey yapmadık, doğru bir şey yaptık. Biz yaşamı savunmaktan asla vazgeçemeyiz” diyerek TTB’nin tutumunda ısrar edeceğini de göstermiştir.

Elbette Türkiye’nin demokrasi güçleri de TTB’nin safında olacaktır.

www.evrensel.net