Bir okurla 'operasyon’ tartışması


26 Ocak 2018 04:55

Antik Yunan tragedyasının babası Aiskhylos’un (Eshilos) ünlü sözüdür; ‘Savaşın ilk zayiatı gerçeklerdir.’ Gerçekten de savaş ve şiddetin tırmandığı dönemler, toplumsal kamplaşmanın arttığı, insanların kendi doğruları dışındaki bütün görüşlere kendilerini kapattıkları dönemlerdir. Bu dönemlerde iktidarın sahipleri bir yandan kendi doğrularını bütün topluma empoze eder ve öte yandan başka görüşlerin tartışılmasını bile kendileri için büyük bir tehdit olarak görüp yasaklamaya çalışırlar. Ancak daha da tehlikelisi iktidarın arkasında saf tutan halk kesimlerinin de iktidarla aynı refleksleri göstermeye başlamasıdır. Oysa doğada ve toplumsal yaşamda her şey ancak karşıtıyla birlikte varoluş kazanır. Ve Antik Yunan’dan bugüne diyalektik, bize gerçeğe ancak karşıtların birlik ve mücadelesi içinde ulaşabileceğimizi söyler.

Türkiye’de iktidarın Afrin operasyonunun yapılacağını ilan ettiği günden bugüne bu konudaki gelişmeleri tartışma zemini büyük oranda tahrip edildi. İktidarın politikalarının ve olası sonuçlarının eleştirilmesi bile “vatan hainliği” olarak damgalandı. Geçtiğimiz günlerde bir okurla Afrin operasyonu konusunda yürüttüğümüz tartışma, bu dönemde gerçeği savunmanın ne kadar zor ama aynı zamanda zorunlu olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekiciydi.

Afrin operasyonu başlamadan önce yazdığım”Emperyalist Planlar ve Afrin operasyonu!” başlıklı yazıda gerçekleşmesi ABD ve Rusya’nın Suriye’deki egemenlik mücadelesine bağlanmış böylesi bir operasyonun ‘milli güvenliği’ sağlamak bir yana Türkiye’yi emperyalist planların bir parçası haline getireceğini ve emperyalistlerin iktidarın Kürt hassasiyetini kullandığını belirtmiştim. Ardında da MHP ile kader birliği yapan iktidarın bu operasyonu herkesi arkasında saf tutmaya zorlamak ve karşıtlarını susturmak için kullandığına dikkat çekmiştim.

E-posta adresinden Rizeli olduğunu anladığım bir okur bu yazıya “yalanların” başlıklı bir mail ile yanıt yazdı. Buraya almadığım bazı küfürlü ifadelerin yer aldığı bu yazıda okur “Bugünkü yazınızda çok yalan atmışsınız. Siz Hatay’da yaşasaydınız oraya düşen bombalardan birisi evinize gelseydi o zaman derdiniz ki nerde bu ordu kardeşim… Ne yani Türkiye savaşa girse Erdoğan kendi bekası için mi…patronlarınızın ve onları yöneten İngilizlerin oyununa uymayın. Vatan hainleriyle beraber olmayın…”

Bu okura “Aslında küfürlü mesajlara cevap vermiyorum. Ama samimiyetine inanarak birkaç şey söyleyeyim.Öncelikle bilmelisin ki bizim İngiliz uşağı patronlarımız yok ve biz sadece bu ülkede yaşayan halklar için iyi ve doğru olduğuna inandığımız şeyleri savunuruz. İhale peşinde koşan patronlarının hizmetinde olan köşe yazarlarının hangi gazetelerde olduğunu sen de biliyorsundur…” Sözleriyle başlayan ve konu ile ilgili buradan defalarca dile getirdiğimiz görüşlerimizi özetleyen bir mail yazdım.

Okur bu maile ilk mailindeki ‘suçlayıcı’ üslubunu terk ederek verdiği “eyvallah” başlıklı yanıtta “Öncelikle sizin düşüncelerinize saygım var. Lakin benim düşüncem orada Kürtler gene yaşasın fakat ÖSO’ya bağlı bir şekilde yaşasın. Nedeni ise yarın orada bir Kürt devleti kurulursa bu direk bizi ilgilendirir, nedeni ise doğudaki Kürt kardeşlerimizdir. Orda isyan çıkartılıp Türkiye karıştırılıp bağımsızlık ve Kürdistan naraları atılacaktır ki Fırat’ın doğusunda hedeflenen bu bir Kürdistan, Ermenistan ve büyük İsrail projesidir…3.5 milyon Suriyeliye yer açtık ve bu fethettiğimiz bölgelere bu kardeşlerimizi de yerleştireceğiz ve birlikte kardeşçe  yaşayacaklar ve bu sıkıntıdan da kurtulacağız… Mesele vatan ise verginin paranın önemi yoktur… Her gazetenin ve yazarın belli bir görüşü vardır fakat tek bir şeyde buluşabiliriz o da vatan bir vatanımız var… Allah ordumuzun yardımcısı olsun. Size de başarılar diliyorum küfür için de kusura bakmayın bazen kendime hakim olamıyorum…”diyordu.

Okurun söyledikleri, ülkedeki Kürt sorununun çözümünü, Irak ya da Suriye’deki Kürtlerin kendi geleceklerini belirleme hakkının önüne geçmekte gören ve bugün toplumda oldukça yaygın olan bir görüşü temsil ediyor. Elbette şovenizmle malul bu görüş, çözümün Kürt sorununun eşit haklara dayalı demokratik çözümünden geçtiğini, böylesi bir çözüm halinde başka bir ülkedeki gelişmenin ‘tehdit’ olmaktan çıkacağını ve dolayısıyla birlikte yaşamın önündeki asıl engelin ülke egemenlerinin bölünme korkusuyla 90 yıldır uyguladıkları politikalar olduğunu görmüyor. Ayrıca Suriye’de ABD ve Rus emperyalistleri arasındaki egemenlik mücadelesinin kızıştığı bugünkü koşullarda yapılan operasyonun propaganda edilenin ötesinde tehlikeli sonuçları olabileceğinin farkında değil.

Okurla yürüttüğümüz bu tartışma, yaratılan bunca toz dumana karşı söz konusu görüşlerin etkisindeki halk kesimleri ile tartışmanın yol ve araçlarının yaratılmasının önemine ve dahası ısrarlı ve derinlikli bir tartışmanın zorunluluğuna işaret ediyor.

www.evrensel.net