İnsana ait savaş uygarlıklarına nasıl tavır alınabilir?


26 Ocak 2018 04:51

Üç gündür Çukurova’da sağanak yağışlar var. Hava puslu gri bir görünümde. Koyu gri bulutların bazen arasından bazen daha üstünden on beş yirmi dakikada bir yolcu uçakları ile savaş uçaklarının gürültüsü geliyor, savaş jetlerinin daha hızlı uçuşları dışında yolcu uçakları ile savaş uçaklarının ayırtedilmesi her zaman mümkün olmuyor. Bazen gök gürültüleri de savaş uçaklarının gürültüsüne karışıyor.

Ne bulutların ne yağmurun ne de gök gürültüsünün savaşla ilgisi var. Bunlara ben insani kimlik veriyor, insanlar anlamasa da doğa belki beni anlar mı diye, yanılsamalı ama saf bir umuda giriyorum. “Zaman her şeyin ilacıdır” gibi, “Mevlam böyle takdir etmiş” gibi.

Oysa savaşın insanlar dışında bir tarafı yok, insana dair bir sorun. O halde, öncelikle “savaşı” tanımlamaya çalışmamız gerekiyor, ben de insanla, yaşadığımız çağla ilişkilerini anlamaya çalışıyorum.

Savaş kategorik değil şartlı ama kapitalist dünyada bu şartlar fazlasıyla var
2002’de Irak işgali öncesi savaşa dair değerlendirmeler yapmıştım. O zamanki yazımda da günümüz uygarlıklarının aynı zamanda savaş uygarlıkları olduğunu yazmıştım.

O gün de bugün de savaş sürüyor ve ben de savaşa karşıyım, savaşların zorunlu olmadığını, kategorik emperatife girmediğini, şartlı olduğunu biliyorum.

Ama mümkün, hem de yaygın bir mümkün.

Bu savımı, aradan on altı yıl geçmiş durumda, ne yazık ki, daha da perçinlenmiş halde koruyorum.

Dünya tini, bölge tini, “çıkar” (yarar değil çıkar), “rekabet” ve “üstünlük” üzerine kurgulandığı sürece “savaş uygarlığının” sonu gözükmüyor.  “Emperyalizm-kapitalizm (para odaklılık)”, buna eşlik eden “bireycilik” ve kolektif şeriki olan “milliyetçilik” veya “etnosantrizm-mezhepçilik” olduğu sürece, “savaş endüstrisi” olduğu sürece… dünya düzeni hiyerarşik sınıflı sürdürüldüğü sürece zor, baskı, şiddet ve savaşların da sonu gözükmüyor.

Zaten savaş olacak mı, nasıl pozisyon alalım, tavrımız ne olsun?
Şartlı bir duruma şartlı tavır alınması mı gerekiyor, genel-evrensel bir tavır mı geliştirmek gerekiyor, her ikisi birlikte mi… işin içinden çıkılması pek kolay gözükmüyor. Kapitalist dünyada sosyalist rejimlerin bile varabildiği nokta “proletarya diktatörlüğü” idi, gerçi o da çoğu kez pratikte “bürokraterya” veya parti diktatörlüğü ile iç içe geçerek var olabildi.

Evrensel ve şartlının dışında bir de işin toplumsal boyutu var, ulusal boyutu var, iktisadi boyutu var, bireysel boyutu var. Tavır alınması birbiriyle ilişkili ama tümden de üst üste binmiş değil. İnsani boyutta daha evrensel bir tavır alınırken ulusal boyutta daha “millici” olunabiliyor, her iki taraf da ABD yayılmacılığını suçlarken ABD-NATO Bloku ile iç içe geçebiliyor. ABD F16’ları ile birbirimize veya ABD’ye karşı savaşa girişiyoruz.

Durum ve şartlara göre o taraf bu taraf bazen öteye bazen beriye yakınlaşabiliyor.

Evrensel olanı değil de, şartlı olanları dikkate aldığımızda bu şartların sonu gelmiyor. O kadar çok şart var ki, hangisine göre nasıl bir tavır alınacak, işi en iyi pragmatizm cevaplıyor. Durum ve şartlara göre her taraf her tarafa, Rusya’ya da NATO’ya da, İŞID’e de, Nusra’ya da, Esad’a da yakın veya uzak olabilir.

Vicdan evrensel işliyor, ama ahlak iç ve dış ahlak diye hiyerarşiye sokulduğunda, yani yaşananlar kategorize edildiğinde, artık sağduyu ve vicdan da evrensel olmaktan çıkıyor.

Allah sonumuzu hayır eylesin (amin).

İnsanlık bu haliyle birbirini öldürüyor, Tanrı da pek müdahil gözükmüyor, daha kötüsü yaşananlar Tanrı’nın takdiri ise (Ki böyle söylenemez), durum daha da vahim, belki Tanrı en azından bu kötülüklere seyirci kalıyor demektir ki, böyle bir iddia bile, insanı dinden imandan eder (İsyan etmem, tövbe haşa budur kaderim).

Çukurova’ya Afrin’e, Ortadoğu’ya yağmurlar yağıyor. Gök gürültüsü ile uçakların bombaların gürültüsü birbirine karışıyor. Tanrı’yı bilmem ama iyilik de, hümanizma da bir “ide” olarak duruyor ama pek buralara uğramıyor.

Tanrı, insanlık, savaş uçakları, bombalar, ölümler… Kardeşin kardeşi Müslüman’ın Müslüman’ı yediği bir coğrafyanın da dünyanın da böyle sürgitmesi pek mümkün gözükmüyor. 

O halde kıyametler yakındır. Hem de insanın bizzat kendi sorumluluğu ve eli ile. 

İyilik de kötülük de doğa veya Tanrı’nın işi değil bizzat insan yapımı ise, o halde kıyametten de insan sorumludur.

Tavır ne olacak? Elbette kötülük, ölüm, yıkım, savaş istenmeyecek.

Savaşı yaratan şartlara odaklanılacak, ana sorum şu benim: Savaş şartlı ise ki, benim kanaatin doğa veya Tanrı vergisi değil, o halde, “Savaşı yaratan şartlar nedir?” “Savaşı aşmak için savaşı yaratan şartlar nasıl aşılabilir?”

Erek, irade, istem, tavır, elbette iyilikten yana, elbette insanlığın mutluluğundan yana olacak, kapitalizm-etnosantrizm değil “iyilik” istenecek.

Devrimler yakındır.

www.evrensel.net