Durmak ya da hareket etmek


25 Ocak 2018 04:52

“Beklemek” diyecektim ama çok fazla heyecan katıyor, beklemek sözcüğü, hayatımıza.

Bakmayın yazı başlığına “beklemek” yazmadığıma. Yine de ‘Beklemek iyidir’ derim ben.

Beklemenin iyiliği, sabrı gösterir. Direnci de elbette. Şu sıralar, aslında bir mahpusun sabrını (Beklemesini zorunluluktan) gördük. Beklerken biz.

Biz mi bekliyorduk, O mahpus mu, bilemiyorum. Biz, bizimle ilgili bilinenlerden yola çıkıyorduk. Kendimizi, bildiğimiz ölçüde korumaya çalışıyorduk. Bilmek çoğu durumda korumak demek. Korumak her zaman muhafazakarlık anlamına gelmiyor. Çoğu kez de devrimci bir tavrı içerir. Doğa, tarih, mimari ve çevre korumacılığı, hali ya da geçmişi korumayı içerse de gelecekle, hem hal ile hem de gelecek ile ilgilidir.

Beklemek öğreticidir. Durmak gibi. “Durmak düşünmektir” derler. Buna inanırım şahsen.

Hani münakaşa ederler de siz büyükler, arkadaşlar araya girersiniz, “durun ya biraz, Allah Allah” dersiniz ya, durmak ile düşünmek fiili arasında mastarsız ilişki kurarsınız. “Bekleme yapma” derler ya, filmlerde ya da gerçek hayatta, trafikte canım, size hareketin yolunu gösterirler. Ama bence, “Durun bir dakika!” yani “Bekleyin bir dakika “ diyorum size, düşünmeye davet ediyorum, hareketten önce…

Şu sıra bir hastane bekleme salonunda ya da koridorlarında bekliyoruz. Pek çok kez yaptım bunu, siz de yapmışsınızdır. Bekliyorum.

Tam da o sırada, yani “beklerken”, ameliyathaneden her zaman güven veren güleç yüzüyle doktorumuz geldi: Ameliyat iyi geçti! Hastamız iyi durumda, bekleyeceğiz!

Biz sevinçten ağladık, ameliyathaneye yolcu ederkenki gözyaşlarımızla bu defaki gözyaşları aynı değil. İkinci bir bekleme evresini yaşıyoruz, siz bu satırları okurken.

Siz bu satırları okurken, balıkçı elinde oltasıyla bekliyordu. Balıklarsa hareket halindeydi ve hafızalarıyla dalga geçmelerine, insanların,  nanik yapıyorlardı! Birisi sordu, “Nereden biliyorsun nanik yaptıklarını?” “Baksana kuyruk sallıyorlar” dedim. Baktı. Yaşasın balıklar!

Durmak düşünmektir de çok fazla zamanımız yok gibi davranıyoruz. İlle de hareket istiyoruz. Aksiyon. Hareketi de görmek istiyoruz. Halbuki, aksiyon da var elbette hayatımızda.

Hayatımız, herkesin hayatı, dinamiktir. Hayat dinamiktir, statik değil. 

Lakin bizim irademizin özgür olduğu koşullar var, özgür olmadığı koşullar.

Mapushane de biliyorsunuz, özgürlük meselesinden doğmuş ve hâlâ şekil almakta. “Özgürlük fizikseldir” kuralından çıkarıyorlar, mapushaneyi. O nedenle hareket alanınızı hücrelerle sınırlıyorlar. Duruyor ve haliyle düşünüyorsunuz. Henüz buna hükmedemiyor egemenler. Doğru ya da yanlış, yerinde ya da değil, bilgiye dayalı ya da değil, düşünüyorsunuz. Fikrinizi söylüyorsunuz. Düşünmek ve fikrinizi söylemek sizin doğal hakkınız.

Güncel bir konu: “Savaşma seviş” diyorsunuz, “vay ahlaksızlar” diyor. Sanki kendileri sevişmenin ürünü değillermiş gibi! İnsanı, aslını inkar etmeye zorluyorlar.

Söylüyorsunuz: Barış içinde olursa insanlar, yani eşitlikçi, özgürlükçü bir düzen olursa, hem savaş olmaz, hem de insan onuruna uygun yaşantılar kurulur; insan onuru hak ve özgürlüklere sahip olarak korunur. “Sus!” diyorlar.

“Şunlar,  kötü ve öcü olanlardır, savaşalım, yok edelim” diyorlar, kin ve nefretle…

 “Doğru budur ve bu tek doğrudan -savaş- başka yol yoktur” diyor.

Bir de  seni yasaklıyor. Barışı, insan haklarını, özgürlükleri…

Dünyaya namlunun ucundan bakıyor.

Varın siz düşünün artık.

Ben insanların saçma sapan düşünmelerinin bir insan hakkı olduğunu düşünüyorum. Benim benimsemem şart değil. Ama benim de düşüncem var. Barış bir insan hakkıdır ve ben barışı savunuyorum. Barış hayattır. Hayatı savunmaya çalışıyorum. Ne yapayım, düşüncem ve tabiatım bu, savaşa karşıyım.

Hastanedeyim. Durdum. Bekliyorum. Hayat devam ediyor. Yaşasın hayat!

www.evrensel.net