Asıl harekat içeride


19 Ocak 2018 02:56

Bugünlerde ülkenin temel meselesinin Afrin olduğu iktidar tarafından kuvvetle pompalanıyor. Erdoğan hükümetinin bitmeyen Kürt düşmanlığının ürünü olarak Afrin’e yapılacak harekatla ilgili her açıklamasını sınıra yığılan birliklerin haberleri, fotoğrafları izliyor, gerilim tırmandırılıyor. Son olarak MGK’de aynı tehditleri yineledi. ABD’ye adı verilmeden son zamanlarda genellikle yapıldığı gibi sert sözlerle saldırılırken, İncirlik’teki ABD faaliyeti son hızla devam ediyor! 

Afrin’de ABD ile bağlantı kuruluyor ama bu bölge asıl olarak Rusya’dan soruluyor. Yani onun onayı olmadan adım atılması olanaksız. Türkiye’ye yönelik her hangi bir saldırısı, tehdidi bulunmayan Afrin’in bu denli ortaya atılması İdlip’te desteklenen çetelerin neden olduğu suçüstü yakalanma halinin ve sıkışmışlığın üstünü örtme amacını taşıyıp, taşımadığı ise dış politikayı yakından takip eden çevrelerce ciddi olarak tartışılıyor.

Dış politikanın bu kadar öne çıkarılması ve tüm halkın Erdoğan iktidarının ardında hizaya geçirilmesi çabasının iç politikada çok belirgin bir karşılığı bulunuyor. OHAL uzatılıyor, Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmıyor, gösteriler yasaklanıyor, Kürtlerin haklı talepleri bastırılıyor, tüm muhalefet susturulmak isteniyor. Yani dikkatler dışarıdaki sahte bir ulusal çıkar üzerine yoğunlaştırılırken, içeride mahkemeleri ile, kolluk güçleriyle, resmi-sivil görevlilerle gerçek bir harekat yürütülüyor. Açıkçası Erdoğan iktidarı tek adam, tek parti diktatörlüğünü “Kolay yoldan kurmanın” yolunu bu şekilde bulmuş görünüyor.

Oysa ülkeyi bağımsız ve demokratik bir ülke yapmanın yolu, gerici dış politikanın peşinden koşmaktan, komşu ülkelere istikrarsızlık yaymaktan, bölgede yayılmaktan, emperyalist büyük devletlerle aşık atmaktan, onların sırayla kucağına oturmaktan değil, ülke içinde bu gerici politikaları uygulayan iktidarı durdurmaktan, onu geriletmekten, saldırılarını püskürtmekten geçiyor. Bugüne kadar ki uygulamaları açıkça gösteriyor ki Erdoğan iktidarından kurtulmadan ülke içinde demokrasiyi, barışı, halkın birliğini sağlamak olanaklı olmadığı gibi, bağımsız, onurlu bir ülkeye sahip olmak, komşu ülkelerle barış içinde yaşamak da olanaklı olmayacaktır. Demagoji ve yalanların değil, gerçeklerin gösterdiği budur!

Eğer Suriye’den, Irak’tan, tüm Ortadoğu ve bölgeden dış güçlerin çekilmesi, buralarda yaşayan halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi savunuluyorsa, bu savununun tutarlı olabilmesinin öncelikle kendi gerici iktidarına karşı mücadeleyi yükseltmekten geçtiğinin görülmesi gerekir. Devletin bekası diye ortaya atılan sorun öncelikle gerici iktidarın devamı ve korunması sorunudur. Hem iktidar olarak tüm emperyalist güçlerle ekonomik, askeri, diplomatik olarak ilişkilerini sürdürüp, bunları daha da geliştirmenin, daha fazla yabancı sermaye çekmenin, ortak yatırımlar yapmanın  yollarını arayacaksın, hem de halka dönüp ABD, emperyalizm, Batı karşıtlığı üzerine tek ayak üzerinde kırk yalan söyleyeceksin. Ülkeyi ve halkı yıkıma götüren politikalar asıl olarak işte bu politikalardır.

O halde bu gerici politikaları halkın ve ülkenin başına bela edenlerden kurtulma sorunu bu ülkenin temel sorunudur ve bu başarılamadan ülkenin bağımsız, demokratik, onurlu bir geleceği olmayacaktır. ‘Ülkenin başında bu kadar sorun varken bunları tartışmanın, ortaya atmanın sırası mı’ diyenler varsa, onlara bugün tam da bunları tartışmanın ve mevcut gidişatı durdurmak için daha büyük güçlerle mücadeleye atılmanın zamanıdır, aksi takdirde çok geç olacaktır ve bunun ülkeye ve halka maliyeti çok ağır olacaktır karşılığını vermek gerekiyor. Kısacası düşman sınırların ötesinde değil, içimizdedir, tepemizdedir. Parmağıyla sınırların ötesini gösterip, arkamda hizaya geçin diyenlere verilecek tek doğru karşılığın bu olduğundan hiç şüphe duymamak gerek.  

www.evrensel.net