Vasatlık tutkusu


19 Ocak 2018 02:33

Bir alt ligde mücadele eden rakibin karşısında 90 dakikayı, korner atmadan, ciddi bir gol pozisyonu yaratamadan, kaleyi bulan sadece iki şutla tamamlamışsın, maç sonrasında ağzından çıkan ilk söz “Temel amaç, turu geçmekti” oluyor.

Birisi serbest vuruştan olmak üzere, kaleyi bulan o iki şut da maçın son dakikalarında atıldı. Serbest vuruşta top kalecinin büyük hatasıyla filelerle buluşunca Fenerbahçe sahadan 1-0 galip ayrıldı, turu geçti ve Aykut Kocaman mutlu oldu!..

Temel amaç gerçekleştirilmiş ve mutluluğa kavuşulmuşken ortaya konan berbat futbol hakkında konuşmaya gerek var mı ki?

Sonuca odaklanıp oyunu önemsememek, futbol kültürümüzün temel ilkelerinden. Aykut Kocaman da bu ilkenin en sağlam takipçilerinden… 

İnsan biraz sıkılır. Ne bitmek bilmez vasatlık tutkusuymuş…

Bu arada, turu geçmeye çalışırken, aynı zamanda yıpranmamaya da çalışmışlar!.. Ne zor iş ya!.. Hem turu geçmeye, hem de yıpranmamaya çalışacaksın… Yıpranmaktan kastedilenin ne olduğunu anlamak kolay değil. Kastedilen, fazla çaba harcamadan turu geçmeyi becerebilmek herhalde. Yani, “İlk maçta elde ettiğimiz avantajı koruma düşüncesiyle planladığımız oyun gereğince kendimizi fazla sıkmadık” demeye getiriyor Aykut Kocaman. Bu laf, maçı kornersiz, pozisyonsuz ve kaleyi bulan 2 şutla tamamlamayı da açıklıyor hem… Dünya kulübü olma iddiasındaki Fenerbahçe’ye de İstanbulspor karşısında böyle bir stratejiyle mücadele etmek yakışırdı zaten!.. Oyun; temposuz, yavan ve sıkıcı olabilir. Olsun, turu geçme amacına hizmet ediyor ya, bu yeterli. Yüksek tempolu, heyecan verici ataklar ve etkileyici varyasyonlarla dolu bir oyun sergilemek isterken, sakata gelip elenmek de var işin içinde!.. Sağlamcılığı asla elden bırakmamak lazım!..

Tabii bir de futbola dair üretilen safsatalar arasında özel bir yere sahip olan “kazanma alışkanlığı” lafı var. Kocaman’a göre bu galibiyet kazanma alışkanlığı açısından önemliymiş!..

Dikkatleri kötü futboldan uzak tutmak adına türlü bahaneler üretirken, diğer yandan tuhaf kavramlar uydurmaktan da geri durmuyorlar. 

Kazanma alışkanlığı diye bir şey olabilir mi? Yani bir takımın, birkaç maç kazandıktan sonra kazanma alışkanlığı edinip sonraki maçlarını bu alışkanlık sayesinde, ortaya daha az emek koyarak kazanması mümkün mü?

Galip gelmek elbette özellikle moral ve öz güven açısından sonraki maçlar için takıma katkı sağlar ama etkisi sınırlı bu psikolojik faktörü “kazanma alışkanlığı” şeklinde tarif etmek saçmalıktan başka bir şey değil. 

Takımlara maç kazandıran soyut/psikolojik alışkanlıkları değil, ortaya koydukları oyun, yani emekleridir. Teknik, taktik ve fiziksel açıdan rakibine üstünlük kuran ve kağıt üzerinde planladığını sahaya yansıtabilen takımlar her zaman galibiyete daha yakındır. İlla bir alışkanlıktan söz edilecekse bu, futbolcuların birbirleriyle uyumunu vurgulamak amacıyla dile getirilebilir. Birbirlerini iyi tanıyan ve dolayısıyla birbirlerinin özelliklerini bilen oyuncular arasındaki oyun alışkanlığı kuşkusuz bir takım için avantaj yaratabilir.

Aykut Kocaman’ın alışkanlığı ise hemen her fırsatta zorlu bir fikstüre sahip olduklarını hatırlatmak. Hemen ardından ise bu saatten sonra fikstürü değiştirme şanslarının bulunmadığı gibi gerçekçi bir tespitte bulunmayı da ihmal etmiyor ama. Değiştirme şansları bulunmadığına göre fikstürden söz etmenin, olası başarısız sonuçlara kılıf hazırlamak dışında ne anlamı olabilir ki?

Futbolumuzun; hiçbir koşulda bahane üretmeyen ve sahada heyecan verici güzellikler sergileyerek insanları keyiflendirip mutlu etmeyi, tur geçmekten çok daha fazla dert edinen teknik direktörlere ihtiyacı var… 

Vasatlık ancak, böyle teknik direktörlerle aşılabilir…

www.evrensel.net