Emperyalizme ve işbirlikçi emperyal yayılmacılığa hayır!


18 Ocak 2018 05:15

ABD emperyalizminin “Suriye Sınır Güvenliği Gücü” adıyla 30 bin kişilik “Kuzey Ordusu” kurma  kararı, T. Erdoğan ve iktidarının sözcüleri tarafından sürdürülen “milli ve yerli” söylemi için kullanılabilir yeni bir malzeme yarattı. Erdoğan ve iktidarının yarattığı yağma ve rant olanağından yararlandıkları için ülke ve halkın uçuruma sürüklenmesi politikalarını “milli ve yerli” söylemiyle aklayıp desteklemeyi görev edinen taşeron medyası da, bu ikiyüzlü aldatıcı söylemin inandırıcı olması ve taraftar bulması için ABD’nin bölge politikaları ve ABD-PYD “ittifakı” ya da “işbirliği”ne dikkatleri çekerek bölgede ve ülkede savaşın körüklenmesi, tırmandırılması ve yaygınlaştırılması propagandasına benzin taşıyor.

Ortadoğu bölgesi “ateş hattında” olmaya devam ediyor ve bunun en büyük faillerinin, bölge üzerinde hegemonya ve etki mücadelesi yürüten, pazar ve etki alanları için güç kullanmaktan geri kalmayan büyük emperyalist ülkeler, öncelikle de Amerikan emperyalizmi ve Rusya olduğu, tartışmasız bir gerçeklik durumunda. İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Almanya, İtalya ve Çin’in de bölgeye yönelik paylaşım kavgasından kazançlı çıkmak için çeşitli manevralara giriştikleri biliniyor. Ancak bölgedeki en etkin iki güç olarak ABD ve Rusya’nın diğerlerinden farklı olarak bölgedeki ve bölge ülkelerinin herbirindeki gelişmeler açısından daha teyin edici rol oynadıkları bugüne dek yaşanan gelişmeler tarafından da kanıtlanmış durumda. Bu iki büyük gücün yöneticileri bölgeye yönelik politikalarını “terörist unsurlara karşı barış ve istikrarın sağlanması” gerekçesiyle “barışçıl” karakterde gösteriyor, Irak ve Suriye’nin “toprak bütünlüğünden yana olduklarını” propaganda ediyorlar. Birbirlerinin etki alanını daraltarak kendi etki alanlarını genişletmek, bölge ülkeleri arasındaki çelişkileri bunun için kullanmak, işbirliği yapan ülke yönetimlerinin efendi ve taraf değiştirmelerinin önünü kesmek üzere şantaj politiklarıyla birlikte tehdit unsurlarını devrede tutmak, izledikleri politikanın belirgin özelliklerinden birini oluşturuyor.

Türkiye gericiliğinin Erdoğan iktidarı aracıyla sürdürdüğü bölge politikası esas olarak bu iki büyük gücün bölge politikalarının girdabına sürüklenmiş olarak onlar arasındaki güç ilişkilerindeki değişim tarafından yönlendiriliyor. “Millilik ve yerlilik” içerde, işbirlikçi gericiliğin en gaddar en zalim politikalarının savunusu olarak şekillenir ve iktidar politikalarına muhalefet edenlerin militarist yöntemlerle ezilmesini içerirken, dışarıya; özellikle de ABD’nin politikalarına karşı sahte bir antiemperyalizm söylemiyle on yıllardır sürdürülen ve bugün de bütün bağlayıcı antlaşmalarıyla yürürlükte olan işbirlikçiliğin örtüsü olarak kullanılıyor. NATO ve patronu ABD ile askeri anlaşmalar yürürlükte, İncirlik başta askeri üsler faaliyette iken ve ABD’nin bölgeye yönelik politikalarında İSİD’in-ya da onun çeşitli adlar taşıyan farklı çetelerinin taşeron ve yıkıcı bir güç olarak organize edilerek kullanılmasında suç ortaklığı örnek olsun İdlib’de hâlâ canlıyken, Türkiye’nin “Amerikan emperyalizmine karşı kurtuluş savaşı verdiği”ni ima eden yalancı bir söylemle halk kitleleri aldatılmaya çalışılıyor. 

Ama sadece bu da değil: Bu aldatıcı söylem ülkenin ve çeşitli uluslardan halkının Ortadoğu’da daha da genişleyerek sürme olasılığı hâlâ güçlü olan ve ulusal-dini mezhepsel farklılık ve çelişkilerin emperyalist ve burjuva politikalarınca istismarı üzerinden yıkıcılığı kat be kat artacak bir savaşa sürüklenmesini “yararlı ve zorunlu” gösterme tehdit ve tehlikesini içeriyor. İşbirlikçi kendisini ve politikalarını ülke ve halklar için “zorunlu” gösterirken, Arap-Kürt-Türk ve Fars halklarının emperyalistlerle onların taşeronluğunu üstlenen burjuva devlet iktidarlarının çıkarları için birbirlerini boğazlamaları tehlikesi gitgide yaklaşıyor. Recep T. Erdoğan Kürtlere karşı savaşmayı Türkiye’nin “ulusal güvenliği”yle ilişkilendirirken, giderek büyüttüğü Kürt düşmanı şovenizm canavarı, “antiemperyalizm” maskesi altından tank-top ve bombardıman uçaklarıyla gövde gösterisine kalkıyor. Emperyalistlerin propaganda cephaneliğinden ve askeri söyleminden devşirilmiş “Türkiye’nin ulusal güvenliği sınırlarının ötesinden başlar” söylemi, “Bir gece ansızın” vurma hezeyanıyla savaş bildirgelerine geçerken, dışarıda ve içeride yıkım ve düşmanlaşmanın derinleşmesinden başka sonuç getirmeyecek, aksine bölgede güç savaşı yürüten emperyalistlerden biri ya da ötekinin etkisi altına daha fazla girmesine götürecek bir saldırganlığa “vatanseverlik” etiketi basılıyor. 

Oysa, bölgenin tümü açısından olduğu üzere Türkiye açısından da gerekli olan emperyalist büyük güçlerin politikaları nedeniyle yanmaya devam eden savaş alevlerinin söndürülmesidir. Bunun için bölge ülkelerine emperyalist müdahalenin son bulması, emperyalist askeri güçlerin çekilmesi, ülkelerin içişlerine karışılmaması, ulusların ve halkların kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi hakkına saygı gösterilmesi gerekir. Ve yine bunun için, bölgede güç politikası uygulayıp hem birbirlerine karşı hem de bölgenin öteki halklarının haklarını ihlal etme ve tanımama pahasına askeri güç kullanımından geri kalmayan Türkiye, Suudi Arabistan, İran gibi ülkelerin hakim güçlerinin izledikleri halk düşmanı, şoven gerici, çatışmacı, savaş kışkırtıcı ve savaşçı politikalarının son bulması ya da durdurulması şarttır. 

Bu yöndeki gelişmelerin emperyalistlerle işbirlikçi gericiliklerin kendileri tarafından bile-isteye gerçekleştirilmeyecekleri ‘aşikâr’dır. Emperyalistler ve sermayenin çeşitli kliklerince yönlendirilen güç ve çıkar politikalarının önünün kesilmesi ve olabildiğince etkisizleştirilmesi için hakları için derenen işçiler, baskı altındaki emekçiler, birbirlerine kırdırılmaya sürüklenmekte olan halklar harekete geçmek zorundadırlar. Bu gereklilik özellikle Türkiye’nin işçi ve emekçileri, ilerici aydınları, halkları karşısında sorumluluk duyan siyasal-sendikal örgütleri açısından acil ve somuttur. Çünkü Erdoğan iktidarının “sultanlık kürsüleri”nden Kürtlere karşı “savaşın başlatılması” söylemi yükselmektedir. Bu yöndeki askeri girişimler Türkiye’nin, bölge ülkelerinin ve bütün bu ülkeler halklarının kan ve ateş çemberine alınmasına hizmet edecektir. Bildirgeleri birbiri ardına kürsülerden okunan savaşın Amerikan emperyalizmine, ya da ‘gel-gitli’ bir işbirliği yapılan Rusya’ya karşı değil, “sınırımızdaki terör oluşumu” söylemiyle tehdit gösterilen Kürtlere karşı yapılacağı oldukça açıktır. Sadece “sınır”ın iki yanında değil bütün bölgede savaşı körükleyen bu yayılmacı politika durdurulmalıdır.  İşçi sınıfı ve halklarını yararına olan emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadelenin birleştirilerek yükseltilmesidir. Emperyalizme ve işbirlikçi emperyal yayılmacılığa hayır!

www.evrensel.net