Hakkın güce göre belirlendiği zamanlar


18 Ocak 2018 05:07

Anayasa Mahkemesinin(AYM) Mehmet Altan ve Şahin Alpay başvuruları nedeniyle verdiği ihlal kararlarına karşı “devlet” yaklaşımı çok ilginç bir durumu ortaya çıkardı. Soru şu: Devlet var mı, yok mu? Varsa, kim devlet? Söz gelimi, hükümet mi, sözcüsü mü devlet iradesini temsil ediyor? “hükümet” diyoruz. İkinci olarak, AYM’nin  uyulması zorunlu kararlarına karşı, uymama kararları alan ilk derece mahkemeleri mi devleti temsil ediyor, onlar mı devlet  iradesi taşıyor?

Devlet yoksa, durum, bir benzetme ile “doğa durumu”dur ve hak güce göre belirlenmektedir. Bu durumda, devlet için, hem var hem yok diyebiliriz.

Hapishanenin kapısını bir el tutuyor. “Açın kapıları” diyen devletin dili ve eli mi, yoksa “açılmayacak kapılar” diyen ve insanı hapiste tutmaya devam eden dil ve el mi devleti temsil ediyor? Bence devlet ve siyaset felsefesi açısından Thomas Hobbes’u hatırlama zamanıdır. Leviathan’da doğa durumundan bahseder. “Doğa durumu”nda hani bizim “orman kanunları” dediğimiz şeyler olur: Hak, güce göre belirlenir. Doğa durumunda öldürme haktır. Güçlünün hakkı. Doğa durumunda büyük balık küçük balığı yer. Fakat “toplum durumu”nda durum böyle midir? Toplum durumunda devlet var ve devletin yasaları var, devletin gücü var. Devletin uhdesinde bulundurduğu yetkiler var. Kişiler bir kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakırsa, devletin yasalarında bu suç olarak nitelenir ve tanımlanır. Yaptırımları da düzenlenmiştir, yasalarda. Aynı şeyi, -özgürlükten yoksun bırakmayı- belirli şartlara ve belirli kurumlara ve o kurumlarda bulunan kişilere bırakırsanız, normlara uygun olarak bu tasarruf kullanılabilir ve özgürlükten yoksun bırakılabilir insanlar.

Bunun da söylediğimiz gibi yasalarla belirlenmiş usulleri var. Bir not düşmeliyim: “Thomas Hobbes’un Siyaset Felsefesi “ adlı bir kitap var. Cihan Deniz Zarakolu’nun harika bir incelemesi. Belge Yayınları’ndan 2013’te yayımlanmıştı. Devlet var mı, yok mu, varsa nasıl bir devlette yaşıyoruz? Bakış açımızı zenginleştirecektir.

Okunmasını tavsiye ederim.

Mehmet Altan ve Şahin Alpay tahliye edilmediğine göre, durum doğa durumudur ya da doğa durumuna uyarlanmış bir devlet var karşımızda. Böylece  “devlet”,  ilk derece mahkemeleri ve hükümetten ibaret oluyor. Gücü elinde bulunduran hapiste tutmaya devam ediyor Altan ve Alpay’ı… Halbuki toplum durumundayız ve anayasa ve yasalar var. Devletin anayasası ve yasaları. O anayasa ve yasaları uygulayacak olan kamu görevlileri var. Bunlar, savcı, hakim,cezaevi müdürü gibi sıfatlar taşıyorlar.

Anayasa’nın 2. maddesine göre Türkiye bir hukuk devletidir.

Yani “doğa durumu”nda değiliz.Hak da güce (kuvvete) göre değil, hukuka göre -ulusal üstü insan hakları hukukuna göre- belirlenmek gerekiyor.

Anayasa’nın kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen 19.maddesi var. İfade özgürlüğü ve basın yayın özgürlüğünü düzenleyen 26. ve 28. maddeleri var.Anayasa’nın 138.maddesi var. AYM kararlarının yasama, yürütme ve idari organları  bağladığını düzenleyen.

Bireysel başvuruları karara bağlamak (148/1) görev ve yetkisine AYM sahiptir.Bireysel başvuru da haklarının ihlal edildiği düşüncesinde olan herkese tanınmış bir insan hakkıdır (148/3). AYM’nin kararları kesindir ve herkesi bağlar (m.153).

Bir de Anayasa’nın “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir (…) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” şeklindeki Anayasa’nın 90.maddesi var. AİHS’nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen 5. maddesini ve ifade, basın yayın özgürlükleri bakımından da AİHS’nin 10. maddesini bu bağlamda hatırda tutalım. Sözleşme ve protokol maddelerini yorumlama ve uygulama yetkisine sahip AİHM kararlarına uyma zorunluluğunu da (AİHS 46. madde) ve hakları ihlal edilenlere etkin hukuk yolu taahhüdünü içeren 13. maddeyi de hatırlamakta fayda var. AYM kararlarına  hükümet ve ilk derece mahkemeleri uymuyorsa, AYM’ye bireysel başvuru hakkının tanınmış olması etkin bir hukuk yolu değildir. Belirtilen durumda iç hukuk yollarının tüketilmiş olmasına ihtiyaç duymaksızın, hakları ihlal edilenler, tıpkı ’90’lı yıllarda olduğu gibi, doğrudan AİHM’ye başvurabilirler. 

Hakkın güce göre belirlendiği günlerden geçiyoruz.

Hukuki güvenlikten yoksun olarak…

www.evrensel.net