OHAL keyfiliği


18 Ocak 2018 05:03

20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL’in üzerinden 18 ay geçti. Siyasi iktidar, geride bıraktığımız 18 ay içinde OHAL ilanı ile uzaktan yakından ilgisi olmayan sayısız düzenleme yaparak toplumsal yaşamın bütün alanlarını kendi ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirdi. Atılan bütün adımlar, biçim ve içerik bakımından ‘torba yasa’ gibi çıkarılan, yasal-hukuki niteliği tartışmalı olan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) hayata geçirildi. 

Bugüne kadar çıkarılan 31 KHK’nin içeriğine bakıldığında, yapılan düzenlemelerin büyük bölümünün ‘darbe girişimi’ ile uzaktan yakından ilgisinin olmadığı, KHK’lerin hazırlanması ve uygulanmasında en önemli kriterin ‘keyfilik’ olduğu görülüyor. Özellikle kamuda yaşanan ihraç kararlarının alınma ve uygulanması sürecinde devlet memurlarının görevine son verilirken gerekli olan hukuki şartların hiçbirine uyulmaması, yaşanan ihraçların tamamen idari ve siyasi tasarruflar üzerinden yapıldığını gösteriyor.,

OHAL döneminde yayınlanan 31 kanun hükmünde kararname ile toplam 116 bin 512 kamu görevlisi hakkında bir daha kamu görevinde yer almamak üzere ihraç kararı verilmiş. İhraç edilen kamu görevlilerinin sadece yüzde üçü (3 bin 790 kişi) hakkındaki ihraç kararı, yine çıkarılan KHK’ler ile kaldırılmış. 15 Ocak 2018 tarihi itibarıyla hakkındaki ihraç kararı devam eden kamu görevlisi sayısı 112 bin 722. Kamudan ihraç edilenlerin önemli bir bölümü normal koşullarda, hukuken asla suç olarak değerlendirilemeyecek suçlamalar üzerinden işten atılmış olmasına rağmen, OHAL’in iktidarın elinde nasıl tehlikeli bir silaha dönüştüğünü gösteriyor. 

İhraç kararları askeri darbe girişimi gerekçe gösterilerek alınmış olmasına karşın, kamudan ihraç edilen kamu görevlilerinin yüzde 35’inin (40 bin 992 kişi)  eğitim (MEB ve yükseköğretim) kurumlarından olması dikkat çekici. Kamuoyunda ihraç kriterleri olarak ileri sürülen sendika üyeliği, banka hesabı, gazete aboneliği, sosyal medya paylaşımları vb. gibi hukuken ‘kamu görevinden ihraç’ gibi ağır yaptırım gerektirmemesine rağmen, yaşanan keyfiliğin boyutlarının anlaşılması açısından önemli.

OHAL’de keyfilik o kadar artmış durumda ki, kamuda yaşanan hukuksuz ihraçlara yönelik her türlü itiraz, bizzat iktidar tarafından kasıtlı olarak engelleniyor. Mahkemelerden, devletin savcılık makamından alınan kararlar ısrarla yok sayılıyor. Ne işe yaradığı anlaşılmayan ve çalışmaları büyük bir ‘gizlilik’ içinde yürütülen OHAL Komisyonu işletilmiyor ve süre uzadıkça yaşanan mağduriyetler artıyor. 

Ülkenin iç ve dış politikadaki genel siyasi atmosferi,OHAL’in kendi doğasından kaynaklanan yasaklar, keyfilikler ve hak ihlalleri giderek artarken, en temel sendikal faaliyetler keyfi ve hukuksuz müdahalelerle engelleniyor. Mülki idarelerin, amir ve yöneticilerin baskılarıyla yandaş sendikalara yönlendirmeler yapılıyor. Yaşanan ihraçlar, açığa almalar, siyasal kadrolaşma, belirgin bir şekilde artan mobbing uygulamaları, sürgünler ve tehditler, sendikal örgütlenmeyi ciddi anlamda zorlaştıran bir rol oynuyor. 

İktidar, kendisi için tehdit olarak gördüklerini OHAL’i kullanarak tasfiye etmeye çalışırken Anayasa, yasalar ve uluslararası hukuka göre karar vermesi gerekenler (Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM) mevcut tanımlanmış görevlerini yapmak yerine, hukuki niteliği ve içeriği tartışmalı kararlar alarak ülkede yaşanan keyfiliğe ortak oldular. OHAL keyfiliği o kadar artmış durumda ki, yerel mahkemeler Anayasa Mahkemesinin gazetecilerle ilgili olarak verdiği ‘hak ihlali’ kararını bile uygulamama cesaretini kendinde bulabiliyor. 

İktidar, bugüne kadar kendi çıkarları doğrultusunda emekçileri kimi zaman korkutarak, kimi zaman işsizlik ve yoksulluk tehdidiyle şu ya da bu şekilde dizginleyebildi. Toplumun geniş kesimlerinin ekonomik açıdan karşı karşıya olduğu ağır sorunlar, iktidarın alışkanlık haline getirdiği keyfi ve hukuk dışı kararlarının önümüzdeki süreçte ters tepme ihtimalini güçlendiriyor.

www.evrensel.net