‘Sözün bittiği yer’in sonrasında bir ‘bağımsız yargı’ mücadelesi


15 Ocak 2018 06:30

İstanbul 13. ve 26. Ağır Ceza mahkemelerinin, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “Şahin Alpay ve Mehmet Altan’ın tahliyesi” için verdiği kararı uygulamamaları ve Hükümet cenahından gelen “AYM yetkisini aştı” eleştirileri, “yargı bağımsızlığı” konusunu enine boyuna tartışılmasını da birlikte getirdi.

Barolar, hukukçu akademisyenler, Anayasacı öğretim üyeleri, kamuoyunda tanınmış avukatlar gibi seçkin hukukçuların da içinde yer aldığı tartışmalar yapılıyor.

Son altı-yedi yıl içinde Erdoğan-AKP yönetiminde;
Önce yargı, “yargı reformları” ile ‘FETÖ’cü yargıçlara teslim edildi.
Sonra da ‘FETÖ’ye karşı mücadele adına yüksek yargı organlarının politize edilmesi için operasyonlara girişildi.

Hakimler Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısı değiştirildi ve HSK fiilen yürütmeye bağlandı.
Anayasa Mahkemesinin yapısıyla oynandı.
Dört binden fazla yargıç çeşitli nedenlerle ihraç edildi, gözaltına alındı, tutuklandı.

Bu süreç içinde Türkiye’de; ‘adil yargı’ talebi toplumda en önemli demokrasi talebi haline geldi. Bu, CHP’nin ‘Adalet Yürüyüşü’ ve ‘Adalet Mitingi’nde görüldü.

AYM KARARININ ‘TANINMAMASI’NIN ARKASINDA HÜKÜMET VAR

Ama şu da bir gerçek ki; bütün bu yargıyı yürütmede, yürütmeyi de tek elde, “tek adam”da toplama girişimlerini en çarpıcı sonucu, AYM’nin Alpay ve Altan için verdiği ‘tahliye kararı’nın iki ağır ceza mahkemesi tarafından ‘aynı gerekçe’yle tanınmamasında görüldü. Bu da Türkiye’de yargı bağımsızlığı tartışmasında “sözün bittiği yer” olmuştur!

Nitekim son birkaç gündür yapılan tartışmalar, “sözün bittiği yer”den sonraki tartışmalardır.

Çünkü “yargı bağımsızlığı” tartışmasına katılan hukukçuların ortak fikri; bu iki ağır ceza mahkemesinin, Hükümetin yargı üstünde yaptığı bunca operasyondan sonra, Erdoğan-AKP iktidarını arkasına almadan, “AYM kararını tanıyorum” diyemeyeceğidir!

Yaşanan gelişmeleri gazetemizde dün, Meltem Akyol’a değerlendiren AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak; “4 bin 200 tane hakimin ihraç edildiği olağanüstü hal ortamında arkasında yürütmenin desteği olmayan bir hakim, Anayasa Mahkemesinin kararına afra tafra yapamaz. Ülkenin en yüksek mahkemesinin kararını ‘Tanımıyorum’ diyorsunuz. Bu nasıl mümkün olabilir? Benim için tek açıklaması var. Bunun için bir güvence almış olduğunuzdur” diyor.

‘YARGI KRİZİ’Nİ HÜKÜMET BİLEREK, İSTEYEREK ÇIKARDI

Eski Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ ve Başbakan dahil hükümet adına konuşanlar, “AYM’nin yetki sınırını aştığı” gerekçesiyle, bu karara uymayan mahkemelerin arkasında yer alıyorlar. Bu da mahkemelerin kararının arkasında siyasi iradenin olduğunu açıkça gösteriyor.

Buraya da bir anda gelinmedi.
Yukarıda ifade edilen yargıya yönelik operasyonel müdahalelerden de öte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; Can Dündar ve Erdem Gül hakkında AYM tarafından tahliye kararı verilmesinin ardından; “Bu karara saygı duymuyorum. Yerel mahkeme kararında direnebilirdi” özlemi, bu sefer yerel mahkemeler tarafından yerine getirilmiştir!

Yine Atilla Taş ve Murat Aksoy davalarında, tahliye kararı veren heyetin bu kararın hemen arkasından HSK tarafından görevden alınması gibi gelişmeler; bugün olanların bir rastlantı olmadığını göstermektedir.

Dolayısıyla AYM’nin kararının yerel mahkemelerce tanınmaması ve bir ‘yargı krizi’ oluşması; Hükümetin bilerek, isteyerek, yarattığı bir krizdir. Ve her zaman yaptığı gibi Erdoğan ve Hükümetinin bu krizi; “yerli ve milli yargı”, “tek parti tek adam rejimi’nin yargısının normlarını oluşturmak üzere” kullanacağını söylemek yanlış olmaz. Tartışmaların da bundan böyle bu mecrada ilerleyeceği anlaşılıyor.

‘BAĞIMSIZ YARGI’ MÜCADELESİ, ‘SAHA’DA YAPILACAK BİR MÜCADELEDİR

Erdoğan-AKP iktidarının, iktidar olmasından beri, yargıyla hep sorunu oldu. Son yıllarda bu sorunu, yargı içinde çok yönlü operasyonlar yaparak, “milli ve maneviyat sahibi yargıçlar” atayarak, aşmaya çalıştı.

Ama artık gelinen yerde Erdoğan-AKP iktidarı, “tek parti tek adam rejimi” açısından “yerli ve milli yargı normları” oluştururken, “kuvvetler ayrılığı” ve bunun en önemli unsuru olan “yargı bağımsızlığı” konusunda “kendi normlarını” oluşturmasına geldiğini düşündüğü anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla Erdoğan ve Hükümeti; “kuvvetler ayrılığı” esasına dayanan “bağımsız yargı normları” yerine, “yerli ve milli” normlar oluşturmak istemektedir. Bu normların başına da “Tek adamın ihtiyaçları ve isteğini dikkate alarak karar veren bir yargı” anlayışı yerleştirilecektir.

Bütün bu gelişmeler, AYM kararı üstünden yapılan tartışmanın “bağımsız yargı” mücadelesi etrafında cereyan edeceğini göstermektedir.

Yakın geçmişte yapılan Adalet Yürüyüşü ve mitingi, kamuoyunun “yargı bağımsızlığı”nın ve öneminin farkında olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla “bağımsız yargı” mücadelesi sadece sözel, parti sözcüleri arasındaki bir tartışma olarak kaldığında, bu mücadelenin fazlaca ileriye gitmesi beklenemez. Dahası tek adama bağlı bir yargı isteyenlerin mücadeleyi bu tür bir tartışmaya döndürmek isteyecekleri de bilinmez değildir. Bunu şimdiden görüyoruz. Bu yüzden de önümüzdeki dönemde “bağımsız yargı” konusunda, tek adam rejimine karşı mücadelenin en önemli dayanaklarından birisi olacağı, olması gerektiği de apaçıktır.

www.evrensel.net
ETİKETLER AYM, AKP, Tayyip Erdoğan