Üretken bir yönetmen: Zeki Ökten


14 Ocak 2018 04:15

19 Aralık değerli ve üretken Yönetmen Zeki Ökten’in ölüm yıl dönümüydü. 2009 yılında kaybetmiştik Zeki Ökten’i. 

4 Ağustos 1941 İstanbul doğumlu Zeki Ökten, Haydarpaşa Lisesi mezunudur. Öğrencilik yıllarında tiyatro çalışmalarına başlar. Bir süre amatör tiyatroculuk yaptıktan sonra, yönetmen yardımcılığı ile sinemaya 1960 yılında girdi. Ve 1961 yılında bu düşünü gerçekleştirip, Nişan Hançer’in yönettiği “Acı Zeytin” filminde yönetmen yardımcılığı yaparak Yeşilçam’a ilk adımlarını atar. Lütfi. Ö. Akad, Halit Refiğ, Memduh Ün ve ağırlıklı olarak Atıf Yılmaz, yönetmen yardımcılığı yaptığı ustalarıdır. Ökten, 1963’te ilk filmini çeker. Adı “Ölüm Tuzağı”dır. Ne var ki bu ilk deneme bir “Zeki Ökten filmi” olmadığı gibi hazır da değildir. Ve dönemin koşulları içinde bu “ilk film” sıradanlığı aşamaz. Birkaç yıllık birikimi de henüz yeterli değildir. Zeki Ökten ancak daha sonraki yıllarda ustalığını kanıtlayacaktır.

Ökten, sinema yaşamının “unutulmuş” ya da “dışlanmış” bir filmi olarak kalan bu ilk denemesinin ardından, asistanlığını sürdürmek zorundadır. Dokuz yıl süren ikinci asistanlık döneminden sonra 1972’de çevirdiği “Kadın Yapar”la tekrar yönetmenliğe döner ve bu kez dikkati çeker. Arada birkaç piyasa işi ısmarlama filme imza atsa da 1973’te yönettiği “Bir Demet Menekşe”, Zeki Ökten’in küçük bir “çıkış filmidir”. Bu başarıda senaryocu olarak Selim İleri’nin de katkısı inkar edilemez. Yalın ve duyarlı bir aşk öyküsü üzerine kurulu film, bazı yönleriyle eleştiriler alsa da akıcı anlatımı ve içerdiği toplumsal bakış açısıyla yeni bir yönetmenin gelişini müjdelemiştir. Özellikle de film karelerine geçen duyarlılık, Zeki Ökten sinemasının gelecekteki “ip uçları”ndan birini oluşturacaktır.

Lütfi Ö. Akad, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Osman F. Seden, Memduh Ün ve Halit Refiğ kuşağından sonra gelen “ikinci yeni kuşak sinemacıları”ndan biridir Zeki Ökten. Dönemin koşullarına teslim olmadan, kendini yenileyerek bu doğrultuda dikkatli bir iz sürmektir amacı. “Askerin Dönüşü” (1974), “Sürü” (1978), “Düşman” (1979) gibi filmlerinde gerçekçi bir bakış açısını benimserken, Kemal Sunal‘ın oyuncu olarak yer aldığı “Kapıcılar Kralı” (1976), “Çöpçüler Kralı” (1977), “Faize Hücum” (1982) gibi filmlerinde sosyal eleştiriyi güldürü formatına başarıyla yerleştirir.

“Kapıcılar Kralı” ve “Çöpçüler Kralı” gibi Kemal Sunal güldürüleri, ilk tahlilde popülizme dayalı deneyler olarak görülse de her iki film, içten içe toplumsal bir yaşam biçiminin izlerini taşır. Anlattığı, bizden insanların öyküleridir. Bu toplumsal güldürülerle ağırdan ağıra bir yol alsa da bir gün hedefi 12’den vuracaktır. İşte “Sürü” hedefe atılan ilk yaman kurşundur. Gerçekten “Sürü”, yalnızca Zeki Ökten‘in değil, Türk sineması tarihinin de “başyapıt”larından biridir. Bir deli nehir gibi akan senaryosunu Yılmaz Güney yazmıştır, ama yaratıcısı da Zeki Ökten‘dir. “Sürü”, genel yapısı içinde bir ekip çalışmasıyla da sinemamızın ilginç örneklerinden biri sayılır. Ama altı çizilmesi gereken temel başarısı “Sürü”nün ulusal kaynaklardan yola çıkıp, evrensel bir boyut kazanmasıdır. Yurt dışında da dikkat çeken bu filmle birçok önemli uluslararası festivale katılır ve toplam 11 ödül alır.

Zeki Ökten, Yılmaz Güney’le iş birliği sonucu sinema yaşamının en verimli dönemine girer. Ve Güney’in senaryosundan çektiği “Düşman” da bu birlikteliğin ikinci büyük başarısıdır. Yurt dışında da ilgi gören “Düşman” bir “nehir roman” gibidir. Ecran Dergisi Yazarı Fransız Eleştirmen Marcel Martin‘e göre, “Belgesel çekimlerin ve mizansenlerin güçlülüğü nedeniyle müthiş bir yapıt ortaya çıkmıştır.”

Bu ortak çalışmaların ardından, Zeki Ökten başarılarını bu kez bağımsız bir yönetmen olarak sürdürür: 1982’de “Faize Hücum”la, 1984‘te “Pehlivan”la… “Sürü” ve “Düşman”da olduğu gibi bu iki filminde de kullandığı insan malze-mesini, bir “yok oluş” ya da bir “tükeniş” teması üzerine kurduğu görülür. “Faize Hücum”la (1982) Antalya Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini alır. “Pehlivan”la birçok uluslararası ödülün yanı sıra, İstanbul Film Festivali’nin Üstün Başarı Ödülü’nü kazanır. 1988 yılında yaptığı “Düttürü Dünya”dan sonra yönetmenliğe ara verir. 1995’te çektiği kısa öykülü filmi “Hep Aynı”da ise iki kuşağın çatıştığı aile yaşamını ilginç gözlemlerle sergilerken, yeni bir başarıya daha imzasını atar. İddiasız, ama bir yaşam gerçeğiyle bütünleşen içtenlikli bir küçük denemedir “Hep Aynı”. Zeki Ökten’in de yaşam gerçeği, “Hep alçakgönüllü” olmak değil midir?

Belli aralıklarla, soluk alarak, dinlenerek ve seçmeci bir tavırla sinema yaşamını sürdüren Ökten’in yine içsel dünyaları kendine özgü bir duyarlılıkla sergilediği “Güle Güle” (1999) ve “Gülüm” (2002), son dönem filmleridir şimdilik, ve “son tahlil”de şu bir gerçektir ki: Zeki Ökten, yıllardır alıştığımız demagog yönetmenlerden değildir. Medyatik ise hiç değildir…

Yaptığı bunca olumlu işe karşılık öne çıkmaktan kaçınan, içe kapanık dünyasıyla suskun ama yalnızca filmleriyle konuşan bir yönetmendir o.

www.evrensel.net