Yerli ve milli


11 Ocak 2018 04:15

İhsan Çaralan, “Pes artık” diyerek durumu özetledi. Cumhurbaşkanı, sonunda, seçilmemiş rektörünü bile KHK ile kendi atadığı Boğaziçi Üniversitesini yerli ve milli olmadığı için başarılı olamamakla suçlayarak yüksek öğretime son noktayı koydu. Noktayı koyarken de hocalara pergelli bir geometri dersi vermeyi de ihmal etmedi. 

Şimdi genel duruma bir bakalım. Ülkenin en ücra köşesi de dahil neredeyse her ilçeye çok sayıda yerli ve milli üniversiteler açıldı. Yerlilik ve millilik gereği bu üniversitelere gerici ve darbeci bir tosuncuk güruhu öğretim üyesi olarak yerleştirildi. Kapalı devre (Seçme jürilerinin de çete mensubu olduğu) yöntemlerle üniversitenin kapısından bile geçme kapasitesinde olmayanlar doktor, doçent, profesör yapıldı. İçlerinden en kıymetlileri, en millileri, en yerlileri idareci, dekan, rektör filan yapıldı. “Üniversite, evrensel demek” diyenler muhalif olarak damgalandı. 
Sonra ne oldu? Yerli ve milli üniversitelerin öğretim üyelerinin hatırı sayılır kadarının, emirleri okyanus ötesinden aldığı anlaşıldı. Yerli ve milli(?) hocaların çoğu, “Meğerse yerli ve milli değillermiş. Bizi aldatmışlar” denilerek üniversiteden atıldı. Hemen her üniversiteden yüzlerce hoca aynı suçlamayla atıldı. Bu arada “Fırsat bu fırsat, şunlardan da kurtulalım” denilerek solcu, sosyalist, hatta sadece iktidarın uygulamalarına muhalif olanlar da aynı torbaya konularak üniversiteden uzaklaştırıldı. Şimdi açıp listeye bakın. En çok FETÖ’cü hoca en yerli ve milli(?) üniversitelerimizden atıldı. En az FETÖ’cü, her türlü baskıya rağmen aklın ve bilimin her zaman ön planda tutulduğu ODTÜ, ama en az da Boğaziçi Üniversitesinde tespit edildi. Yani en yerli milliler FETÖ tarafından işgal edilmiş, en “Monşerler” de o günlerin iktidar destekli FETÖ saldırılarına direnmiş ve temiz kalmayı başarmışlardı.

İlk saldırı ODTÜ’ye yapıldı. Hem de FETÖ mağduru(?) iktidarın doğrudan en tepelerindeki insanlar, belediye başkanları tarafından. Ormanları talan edildi. İçinden otoban geçirildi. FETÖ, işi, düşmanının düşmanına (bu ikinci düşman eski dost idi) havale etmişti. ODTÜ’ye güçleri yetmedi. Her öğrencisinin sadece kendi zeka ve bilgisi ile zorlu sınavları aşarak ve hiçbir ön şart olmadan geldiği, öğretim üyelerinin çoğunun bu üniversiteden mezun olduğu ODTÜ’yü yenemediler. İsimleri direnişin sembolü olan 20’li yaşlarındaki gençlerin, Yusuf’un, Hüseyin’in, Ulaş’ın kanlarıyla yazdıkları “Devrim” yazısını ODTÜ’den silemediler.  

Şimdi sıra Boğaziçi’ne mi geldi? Bir KHK çıkarıp üniversite seçme sınavından muaf tuttuğumuz tosuncukları sözlü sınavla Boğaziçi’ne mi alalım?

Yoksa mesele sadece gündem değiştirmek, izini kaybettirmek ise, taşeron işçiliği, yolsuzluğu, rüşveti, asgari ücreti, kadın cinayetlerini konuşturmamak ise, durum daha da tehlikeli. İşin sonu Suriye’de savaşa girmeye kadar gidecek gibi.         

www.evrensel.net