Nuh, cep telefonunu Däniken’in ‘yaratıkları’ndan mı almıştı?


08 Ocak 2018 10:16

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Yavuz Örnek, devlet televizyona çıktı; “Hazreti Nuh’un oğluyla cep telefonuyla konuştuğunu” iddia etti. Nuh’un gemisinin üstün kaliteli çelikten inşa edildiği, nükleer yakıtla çalıştığı gibi, “deli saçması” demenin bile yetersiz kalacağı iddiaları öne sürdü.

Son birkaç günden beri, bu kişinin iddiaları tartışılıyor. 

Hiç kuşkusuz bu tür saçmalıkları tarihte geçekleşmiş olaylar gibi savunanlar her zaman olabilir. Ama bu kişinin üniversitede öğrencilere ders veriyor; hatta “bilimsel araştırmalar” yaptığı gerekçesiyle kendisine maaş bağlanıp, “araştırma masrafları” olarak masrafları devletin bütçesinden karşılanıyor olması, elbette ki tartışılması gereken bir konudur. Dahası “Örnek vakası”, bu ve benzeri konularda “tek örnek” olmadığı da (tersine çoğunluğun Yavuz Örek’in mevzisinde olduğu) dikkate alındığında, Erdoğan-AKP-YÖK yönetiminin üniversiteyi nerelere getirildiğinin sorgulanması önemlidir. Bu yüzden sorunun bu yanı; “laik, demokratik, anadilinde, bilimsel eğitim” talebiyle bağlantılı olarak bir mücadele alanıdır. Ama öte yandan Erdoğan-AKP-YÖK düzeninin “akademisyenleri” bu saçmalıkları kendileri üretecek kadar bir potansiyele bile sahip değiller. Çünkü Yavuz Örnek’in iddiaları, 1980’lerin Erich von Däniken ve onun izleyicileri tarafından çok daha iddialı ve kapsamlı bir biçimde öne sürülmüş, dünyada da büyük yankı uyandırmıştı.

Erich von Däniken, “Tanrıların Arabaları” adlı döneminde çok popüler olan kitabında, ilk çağlarda yapılmış, nasıl yapıldığı konusunda henüz çözümlenmemiş yanları olan, piramitler gibi büyük yapıları, devasa heykelleri, ilk çağlardan kalan kimi kalıntılardaki işaretleri, efsaneleri, dini menkıbelerdeki kimi anlatıları, “yeni bir tarih anlayışı”yle ele alıp yorumluyordu! 

Däniken’in tezine göre; örneğin piramitleri başka yıldızlardan gelen “yaratıklar” inşa etmiş, “Lut tufanı”nda yaratıklar, kendilerine başkaldıran Sodom’a karşı atom bombası kullanılmıştır! Peygamberler “vahyi” derken “tanrıyla konuştuk”larını söylerken aslında ellerindeki bir “uydu telefonu”yla (Musa’nın Sandığı gibi) yaratıklarla bağlantı kuruyorlardı!.. Devasa tanrı heykelleri de sonradan insanların “tanrı” dedikleri bu yaratıklara saygı için yapılmıştı!..

Materyalist tarih anlayışı açısından bakıldığında bu “tarih tezi”nin gerçek amacının; insanlığın uygarlaşma mücadelesinde emeğin belirleyici rolünü reddetmek olduğu apaçıktır.

Yani Däniken’in teziyle burjuvazi; insanlığın son 2 bin 500 yılı içinde vardığı bilimsel soncu; “insan toplumunun temel ilerletici etkeninin emek oluğu”, “bütün değerlerin yaratıcısın emek olduğu” tezini ortadan kaldırıyordu. 

Nitekim, 1980’li yıllara gelindiğinde; burjuvazi artık, sosyalizmin baskısından da önemli ölçüde kurtulmasının verdiği özgüvenle, artık proletaryanı insanlığın geleceğinde bir rolü kalmadığını  propaganda ediyordu. Andre Gorz, bu tezi eski bir Marksist olarak, “Elveda Proletarya” kitabında sloganlaştırdı. Burjuvazin önde gelen propagandacılarına ve elbette Gorz’a göre, işçi sınıfı, artık “beyaz yakalı” bir toplumsal kategoriye dönüşerek, devrimci özelliğini yitirmişti. Eğer insanlığa sosyalizm gerekecekse bunu da burjuvazi kuracaktı!

Kısacası burjuvazinin, “İnsanlığın geleceğinde proletaryanın bir rolü yoktur” propagandasının zirveye çıktığı bir dönemde, Erich von Däniken’in “Tanrıların Arabaları” kitabıyla, “İnsanlığın geçmişinde de aslında emeğin bir rolü olamamıştır. Bu Marksist bir doğmaydı!” burjuva tezi, kendi “kutsal kitabını” bulmuştu.

Kısacası Däniken’in kitabına popülerlik kazandıran, burjuvazinin, sosyalizmi yenilgiye uğratmış olmanın verdiği öz güvenle “tarihi yeniden yazma” girişimiydi.

Ama sonraki 20 yıl içinde Däniken’in bu saçma, bir tür “dini tarih” yorumu olan tezi unutuldu.

Şimdi Däniken’in tezinin, Yavuz Örnek tarafından, İslami bir boya ile boyanarak, sanki kendi teziymiş gibi öne sürüldüğüne tanık olduk.

Bu yüzden de Yavuz Örnek, bugün artık, ciddiye alınacak bir filozof, ya da “yeni bir tarih yaklaşımı”nın sözcüsü olarak da görülemez. Olsa olsa Yavuz Örnek, Dänikenci bir şarlatandır!

Ancak “Yavuz Örnek vakası”, onun şahsında, Erdoğan-AKP-YÖK düzeninin ülkemizde üniversiteyi nerelere getirdiğini göstermesi bakımından önemlidir. Ki Örnek, belki bir yandan üniversitenin getirildiği yeri gösterirken öte yandan da Erdoğan-AKP iktidarının nasıl derin bir “ideolojik-kültürel kriz” içinde olduğunu gösteren bir tip olarak, böyle bir çıkış yaparak, üniversitenin nereye getirildiğini gösterilmesi bakımından “hayırlı” bir iş yapmıştır.

Bugün asıl dikkate almamız gereken de, bu “ideolojik-kültürel kriz”in ortaya çıkardığı “vakalar”dan hareketle, bu bilim ve ileri kültür yoksunu mihraka karşı mücadeleyi çok boyutlu olarak  yenileme olmalıdır.

www.evrensel.net