Cumhurbaşkanı ‘medya özgürlüğü’nün halini Fransa’da ilan etti!


07 Ocak 2018 04:58

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cuma günü ziyaret ettiği Fransa, Muhabirimiz Deniz Uztopal’ın haberinde açıkça ifade edildiği gibi, Erdoğan ve Hükümetinin, nispeten de olsa rahat ilişki sürdürdüğü tek önemli AB ülkesidir.

Öte yandan Fransa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’da resmi diplomatik ilişki kurduğu “ilk (1535) ülke”dir de!(*) 

Yine Fransa, tarihsel olarak da Avrupa’da demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin en önemli ülkesidir.

Ama bütün bu özelliklerine karşın, Avrupa’nın demokratik normlarıyla çatışan Erdoğan-AKP Hükümetinin Fransa ile “çok yakın ilişki” içinde görünmesi şaşırtıcı gibi görünse de bir çelişki değildir.

FRANSA İÇİN, UCUNDA PARA VARSA GERİSİ TEFERRUATTIR! 
Çünkü Fransa Avrupa’nın en paragöz ülkesidir! 

Nitekim Erdoğan-AKP yönetiminin bugün çeşitli vesilelerle AB ile ve “Avrupa değerleri”yle ve hükümetlerle “medeniyetler mücadelesi” çizgisine çekilmiş çatışmasına karşın Fransa Devlet Başkanı Macron eleştirilerini en geriye çekerek ve son derece yumuşak bir üslupla konuştu.

AB ile ilişkiler ve basın özgürlüğü konusunda toplanan eleştirilerinde Macron; ikili görüşmede bu eleştirilerini sıralasa da; bunların çözümünü iki ülke arasındaki sürdürülecek “diyalogla” aşmayı amaçlayan bir çizgide durmayı esas aldığı anlaşılmaktadır.

Elysee Sarayı’ndaki Macron’un açtığı kürsüden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’yi açıkça eleştirmesi karşısında Macron, sanki AB’de Fransa yokmuş, Türkiye’nin AB’ye girmesine en önemli barikatı Sarkozy ve Fransa kurmamış gibi, “İki yüzlü olmamak gerekir”, “Türkiye adım atmadan ilerleme olmaz” gibi ortalığa yapılmış ve “dengelenmiş” ifadelerin ötesine geçmedi. 

Çünkü, bütün bu tartışmaların arkasında; İtalya-Fransa ortak yapımı füze sistemi ve THY için uzun menzilli 25 Airbus satma gibi, milyarlarca avroluk anlaşmalar vardı!

Dolayısıyla Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron,  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa ziyaretinde de Fransa’nın pragmatizmin “keş para”ya dönüştürülmüş hali olan “Fransız biçimi”ne bir kez daha tanık olduk. Eğer söz konusu olan “para”ysa gerisi teferruattır!

BU ZİYARETİ TARİHE GEÇİRECEK SORU!
Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa ziyaretinde akılda kalacak olan, herhalde France 2 Kanalının Muhabiri Laurent Richard’ın sorusu ve bu soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği tepki olacak. Çünkü Erdoğan, Richard’ın sorusuna yanıt verirken, Türkiye’de basının nasıl ağır baskı altında olduğunu dünya aleme göstermiştir!

Fransız gazeteci soruyor: “Terörle mücadelede size güvenilir mi? Neden Suriye’ye silah gönderdiniz? Türkiye’nin selefi grupları desteklemesi için ne diyorsunuz?” 

Bu soruya yanıt olarak Cumhurbaşkanından beklenen, “Hayır böyle bir şey söz konusu değil. Bunlar bizi ‘Bölgedeki terör örgütlerini destekliyor’ olarak göstermek isteyenlerin propagandasıdır” demesidir. 

Ama öyle olmadı: Cumhurbaşkanı Erdoğan, yandaş medyada alkışlarla karşılandığı ve adlandırıldığı gibi, “had bildirme” yolunu seçti: “Sen FETÖ ağzıyla konuşuyorsun. O operasyonu yapanlar şu anda içeride. Onlar FETÖ’nün savcılarıydı. Onlar hapisteler şu anda. Operasyon yaptılar. İstihbarat teşkilatlarının bu tür operasyonlarına yönelik kamyonlarla silah taşıma gibi yetkileri vardır. Sen bana bu soruyu soruyorsun da. ABD’nin 4 bin TIR gönderdiği silahları niye sormuyorsun? Sorularınızı sorarken başkasının ağzıyla konuşmayın. Bunları yutacak biri yok karşınızda. FETÖ ağzıyla konuşmamayı da lütfen öğrenin!”    

HEM ERDOĞAN’A HEM DE GAZETECİ RİCHARD’A TEŞEKKÜR BORÇLUYUZ
Aslında Cumhurbaşkanı bu yanıtıyla;

* Bu tür soruların artık Türkiye’de, gazetecilerin Cumhurbaşkanı ve öteki yetkililere soramaz hale getirildiğini; gazetecilere soru sorarken bile bir çıta konduğunu, 

* Bu tür soruları soranların cezaevine atıldığını,

* MİT’in çeşitli terör örgütlerine, yaptığı operasyon gereği olarak bu tür kamyonlarla silah taşıma yetkisinin olduğunu ifade etmiştir!

Bu da; Türkiye’nin medya özgürlüğünün sınırlarının ne kadar daraltılmış olduğunu, bizzat Cumhurbaşkanının ağzından, Fransa gibi bir ülkede dünya medyasının önünde, açıkça ifade edilmesidir.

Türkiye’de basın özgürlüğünün çıtasının nereye kadar düşürüldüğünü açık açık söylediği için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve elbette sorduğu soru ile bunların söylenmesine fırsat veren Fransız Gazeteci Laurdant Richard’a Türkiye’nin medya özgürlüğünden yana vatandaşları olarak teşekkür etmemiz gerekir.

Çünkü artık dünya, Cumhurbaşkanının ağzından Türkiye’de medya özgürlüğünün ne halde oluğunu öğrenmiştir. 

(*) Bu “ilk” her ne kadar Osmanlının himayesini isteyen 1. Fransuva’nın “Cihan devleti Osmanlı”yı“himayesine alması” gibi gösterilse de aslında bu ilişki, 1535’te Fransa-Osmanlı İmparatorluğu arasında yapılan ticaret anlaşmasıyla (Kapitülasyon anlaşmasıdır) Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılı kapitalist ülkeler tarafından sömürgeleştirilmesinin anlaşması olmuştur. Çünkü, Fransa’nın araladığı bu kapıdan, Fransızlardan sonra İngilizler, İtalyanlar, Almanlar... girmiştir.


MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAVUNMAK GAZETECİLERE KALDI!

KAPİTALİST ülkelerin dış politikasında; dostluk-düşmanlık, rakip ülkenin dünyadaki konumuna göre politika değiştirme, bir konuda o ülke ile iş birliği bir başka konuda tam karşısına çıkma, diplomaside ya da ticari ilişkilerde çatışma ya da iş birliği gibi değişik tutumlar hep olur, olmuştur ve olmaktadır da. Ama, emperyalist ülkeler için dış politikada değişmeyen ilke, pragmatizmdir.

Çünkü onların bu ilişkilerinde “çıkarları” belirleyicidir. Ama pragmatizmin ortak özelliğine karşın, ülkelerin tarih boyunca kazandıkları, o ülkeler için “alameti farika” sayılacak özellikleri de vardır. Örneğin İngiltere, entrikacılık, sabır, “ince diplomasi”yle gücünün çok ötesinde kazançlar sağlama “uzmanlığı” ile 
tanınır.

ABD ise; bu konuda burnundan kıl aldırmayan, kaba, müdahaleci, bugün Trump’ın şahsında en uçta gerçekleşmesini gördüğümüz diploması tutumuyla ünlenmiştir. “Avrupa’nın bankası”, “faizci”si, Fransa ise “para gözlülük”le, tüm değerleri “para”ya indirmekle ünlenmiştir. İşte bu Fransız zihniyetini, Napolyon’un o pratik zekasıyla; savaşı kaybetmedeki en önemli üç nedeni sayarken; “para, para, para!” diyerek; Fransızların, daha doğrusu Fransız sermayesinin ve onun temsilcisi politika erbabının tutumunu da veciz biçimde açıklamıştır.
Yani, Fransız Devrimi’nin, özgürlük mücadelelerinin, ülkesinde milyar avroluk bir ticaret söz konusu olduğunda özgürlükleri savunmanın gazetecilere kalmış olmasının anlaşılmaz bir yanı yoktur. 

www.evrensel.net