Ortadoğu'da hiçbir rejim rahat değil!


05 Ocak 2018 04:56

İran’da geçen yılın son günlerinde başlayıp bugüne kadar devam eden olaylar bölgede (Ortadoğu) aslında hiçbir rejimin rahat olmadığı gerçeğini bir kez daha gösterdi. Oysa İran’daki Molla rejimi, 2011’den bu yana Suriye savaşı üzerinden oluşturulan bölgesel kamplaşma ve mücadele sürecinde gücünü en çok arttıran bölgesel rejimdi. Bilindiği gibi Suriye savaşının ilk dönemlerinde ABD’nin desteğindeki Türkiye, S. Arabistan ve Katar Suriye üzerinden İran’ı da kuşatma hesaplarını yapmış ancak İran’ın ve Esad rejimi düşerse Akdeniz’deki en önemli dayanağını kaybedecek olan Rusya’nın etkin müdahalesiyle bu süreç tersine çevrilmişti. İran, bir yandan BM’nin 5 daimi üyesi ve Almanya ile kendisine yönelik ambargoyu kaldıracak nükleer anlaşmasını yapmış ve öte yandan da sadece Suriye’de değil, Irak, Lübnan, Yemen başta olmak üzere bölgenin birçok ülkesi üzerinde etkisini arttırmıştı. 

İşte İran’da bir haftadır devam eden gösteriler, Molla rejiminin bölgede artan askeri müdahale ve siyasi etkisinin İran halkları için ne kadar ağır bir faturası olduğunu ve daha önemlisi halkların artık bu faturayı ödemek istemediğini ortaya koydu. Hayat pahalılığına, yolsuzluklara, baskılara karşı ekmek ve özgürlük talepleriyle onlarca kente yayılan gösterilerin Molla rejiminin iddia ettiği gibi “dış güçlerin bir oyunu” olmadığı açıktır. Çünkü her şeyden önce İran rejiminin olayların sorumlusu olarak gösterdiği ABD, İngiltere ve İsrail’in İran içinde böylesine örgütlü bir gücü ve etkisi yoktur. Öte yandan söz konusu emperyalist ve gerici güçlerin İran rejiminin zora girmesini istediği bir sır değil. Fakat bu dış güçlerin “halka destek” açıklamalarının ekmek ve özgürlük için eylem yapan halk güçlerine hiçbir getirisi olmadığı gibi, bu yöndeki açıklamalar Molla rejiminin halkın haklı taleplerini çarpıtıp bastırmasını da kolaylaştırmaktadır.

Burada gösterilerde atılan “Ne Gazze, Ne Lübnan, Ne Suriye, Canım Feda İran’a” gibi sloganların, İran Emek Partisi (Tufan) tarafından yapılan açıklamada dikkat çekildiği gibibölgenin ezilen-baskı altındaki haklarına karşı düşmanlığı körüklemesi bakımından tehlikeli olduğunu belirtmek gerekiyor. Çünkübu tepkinin asıl olarak bölge halklarına değil, Molla rejiminin ve yarattığı yeni İran burjuvazisinin çıkarlarına hizmet eden emperyalizm işbirlikçisi yayılmacı politikalarına yönelmesi önemlidir. Ancak bu halk hareketinin en büyük zaafı/şanssızlığı,  Mollaların 39 yıllık gerici-baskıcı rejimlerinin bu harekete öncülük edecek devrimci güçleri büyük oranda tasfiye etmiş olmasıdır.

Başta da söylediğimiz gibi İran Bölgede gücünü en çok arttıran ve en rahat görünen rejimdi. Ancak yaşanan olaylar işin iç yüzünün böyle olmadığını gösterdi. Çünkü bölge gericiliklerinin emperyalist güçlerle işbirliği halinde yürüttüğü yayılmacı politikalar ve gerçekleştirdikleri müdahaleler halklara savaş, baskı ve açlıktan başka bir şey getirmiyor. Dolayısıyla bu politikaların yarattığı hoşnutsuzluk nedeniyle bölgede emperyalizm işbirlikçisi rejimlerin hiçbiri rahat değil.

İşte Türkiye. Erdoğan iktidarı 2011’de Esad rejimini devirmek için yola çıkmıştı. Bugün geldiği yer, bir tehdit olarak gördüğü Suriye Kürtlerinin kazanımlarını yok etmek için Esad rejiminin en büyük destekçileri Rusya ve İran’a yanaşmak oldu. Ancak Rusya ve İran’a yanaştıkça ABD ve Batı ile gerilimi de arttı. Bugün Esad’dan sonra Kürtlere karşı da müdahale olanakları giderek tükeniyor.

S. Arabistan, Türkiye gibi yayılmacı emellerle Suriye’ye müdahale girişimlerinin öncülüğüne soyunmuştu. Ancak bugün ‘arka bahçesi’ Yemen ile başa çıkamaz hale geldi. Silahlanma ve müdahale politikalarının sonucu olarak tarihinde ilk kez bütçe açıklarını kapatmak için borçlandı ve KDV gibi yeni vergiler koydu.

Başbakan Netanyahu’nun rüşvet ve yolsuzlukla suçlandığı İsrail, siyasi ve ekonomik çalkantılarını Filistin’e saldırganlıkla örtbas etmeye çalışıyor.

Dünyanın en büyük LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) ihracatçısı Katar, sonuçsuz kalan Suriye’ye müdahale girişimlerinden vazgeçip körfez komşusu İran ile yakınlaşmaya çalışınca karşısında ABD tarafından kışkırtılan S. Arabistan, BAE ve Mısır’ın başını çektiği bloğun ambargosunu buldu.

Darbeci Sisi’nin Mısır’ında ekonomik ve siyasi kriz devam ediyor.

Sonuç olarak emperyalistlerin müdahale politikası derinleşip egemenlik mücadelesi kızıştıkça bölgedeki siyasi istikrarsızlık artıyor. Ve bu istikrarsızlığın faturasını da daha fazla baskı, yoksulluk, ölüm, savaş olarak bölge halkları ödüyor. Ancak bugün İran’da olduğu gibi işbirlikçi gericiliğe karşı ayağa kalkan halkların kendilerine bir kader gibi sunulan bu karanlık tabloyu değiştirmesi için, bu mücadelelerini aynı zamanda bütün emperyalistlere ve müdahale politikalarına karşı bir mücadele olarak sürdürmesi gerekiyor. 

www.evrensel.net