Ortadoğu halkları


05 Ocak 2018 04:55

Gözler İran üzerine çevrilmiş durumda. İran’ın çeşitli kentlerinde, ekonomik ve siyasal koşullardan kaynaklanan gösterilerin ne ölçüde yaygınlaşacağı, mevcut rejimi devirmeyi başarıp başaramayacağı üzerine yoğun bir tartışma var. Ortadoğu halklarının zaman zaman isyana yönelen hareketleri gerici çevreler tarafından genel olarak hep benzer suçlamayla karşılaştı: Dış güçlere uşaklık ve vatan hainliği. Bu bölgede gelişecek bağımsız bir halk hareketi hem bölge gericiliklerinin, hem de emperyalist devletlerin korkulu rüyası oldu.

Şimdilik gücü ve yaygınlığı için net bir şey söylenemeyen ama örgütsüzlüğü belirgin olan, kendiliğinden patlayan İran halkının bugünkü hareketi de benzer suçlamaların hedefi olmuş durumda. Bölge gericiliklerinin her türden destekçileri diyorlar ki: “ABD ve İsrail harekete desteğini açıkladı, o halde bu hareket onların kışkırttığı bir harekettir ve ezilmelidir.” Bu kafalar bölgenin emekçi halklarına bağımsız ekonomik ve siyasal talepler içeren, bağımsız ve demokratik bir ülke isteyen hareketleri adeta yasaklamış durumdalar. Deniyor ki, ‘kendi iktidarlarına karşı mücadele etme, onların ABD ile çelişkileri var, eğer onlara karşı mücadele edersen ABD uşağı olursun’

Oysa bilenen ve kanıtlanmış temel bir gerçek var: eğer nesnel koşullar bir halk hareketini besleyip, büyütüp harekete geçirmiyorsa, hiç bir dış kışkırtma, ajan faaliyetleri bir halk hareketini ortaya çıkaramaz. ABD gibi emperyalist büyük devletlerin çeşitli ülkelerde işbirlikçileri, bağlantıları, ajan faaliyetleri hep oldu, tarihsel, mezhepsel ve ulusal çelişkileri kullanarak halkları birbirlerine karşı kışkırtma ve düşmanlaştırma çabaları hiç eksilmedi. Onlar zaman zaman kendi uşaklarını da at değiştirir –bizim ülkemizdeki darbeler- gibi değiştirdiler. Ama Ortadoğu gibi bölgelerde, anti-amerikan ve anti-emperyalist duyguların güçlü olduğu özellikle İran gibi bir ülkede kendilerini destekleyecek bir halk hareketi yaratamadılar. 

AKP’den, MHP’ye, VP’den diğer gerici akımlara kadar bütün bu gurühun işçi ve emekçi halka söyledikleri şunlardır:Bölgenin işçi ve emekçilerikendi sömürücü egemen sınıflarına, gerici ve faşist yönetimlerine, dini ideolojiyi de kullanan dikta rejimlerine karşı mücadele etmemeli, “vatanın birliği, devletlerin bekası” için kendi gericilerinin peşine takılmalıdır.Onlara göre bölgede “istikrar” demek, mevcut gerici iktidarların kayıtsız şartsız devamı demektir.

Ortadoğu halkları kendilerine biçilen bu gerici role mahkum değildirler. Arap, Fars, Türk, Kürt vb. halklar bugün kendi aralarında azami dayanışmayı kurmak ve kardeşliği sağlamak gibi tarihsel bir görevle karşı karşıyadırlar. Halklar Trump’a, Putin’e, Netanyahu’ya, Erdoğan’a, Hameney’e, Suudi Krallarına, Mısır diktatörlerine vb. mahkum değildirler. Bu bölge bugün geçmişte olduğundan çok daha yoğun bir dış müdahale ve bu müdahalecilerden biriyle işbirliği içindeki yerli gericilerin düşmanlaştırma ve yayılma politikalarıyla yüzyüzedir.

Bugün daha iyi görülmektedir ki, bölgenin gerici yönetimleri eğer bir kez daha “istikrar” sağlamayı başarırlarsa, bu “istikrar” kendi halklarının ezilmesi üzerinden sağlanmış, emperyalist büyük güçlerden birine, veya bir kaçına bağlanmış, bu niteliği ile de geçici bir “istikrar” olacaktır.Oysa bölge halklarının çıkarı gericilerin, işbirlikçilerin peşine takılmaktan değil, aralarındaki dayanışmayı, mücadele birliğini ve kardeşliği ilerletmekten, iç ve dış gericiliğe karşı mücadele etmekten geçmektedir. Ülkeleri bağımsız ve demokratik olacaksa, sermayeyi devirecek bir yol açılacaksa bölge halklarının önünde başka bir alternatif bulunmamaktadır.  

www.evrensel.net