Türkiye ekonomisinde büyüme ve istihdam


05 Ocak 2018 04:54

Büyüme ve istihdam rakamları ışığında ekonomideki görünümü değerlendirmeye bu yazıda da devam edeceğiz. Son dönemde kamu kurumları üzerinde kurulan siyasi tahakkumun denetim ve saydamlık açısından problemli bir yapı ortaya çıkardığı bir gerçek. Bu durum kamuoyunda rakamlara dönük kuşkuyu arttırıyor. Ne var ki, elde alternatif bir istatistik olmadığı sürece değerlendirmelerimizi bu rakamlar üzerinden gerçekleştirmek durumundayız.

Eylül ayı itibariyle mevsimsel etkilerden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 10.7, tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12.7, genç işsizlik oranı ise yüzde 20.2 seviyesinde seyrediyor. Çift hanelerde seyreden işsizlik pek çok ülkede büyük kriz göstergesi sayılabilir. Ama bu tablo 2000’lerden bu yana Türkiye’nin normaline dönüştü. İşin daha vurucu yanı ise ülkemizdeki işgücüne katılım oranının diğer OECD ülkeleriyle karşılaştırılmayacak seviyede olması (genelde yüzde 53, kadınlarda yüzde 34.5 dolayında). Bu durum istihdam oranının yüzde 48’in altında kalmasına neden oluyor.   

Büyümedeki performansa karşılık işsizliğin oldukça yüksek seyretmesinin ardında üç sebep ön plana çıkarılabilir. İlki son yıllarda yükselen işgücüne katılım oranı. İşgücüne katılım oranı 2005 yılından itibaren istikrarlı olarak yüzde 45’lerden yüzde 53’lere tırmandı. Hükümet bu durumu olumlu tarafından ele alıyor ama işin bir de yoksulluk boyutu var. Artan yaşam maliyetleri toplumda muhafazakarlaşma eğiliminin bu denli güçlü olduğu bir dönemde dahi kadınların işgücüne katılımını zorunlu kılıyor. Özellikle şehirli nüfus açısından “kadının yer evidir” diyebilmek aynı zamanda belli bir maddi güç gerektiriyor. 

İkincisi, ülkenin genç nüfusu nedeniyle her yıl işgücüne 1 milyonun üzerinde bir nüfus katılıyor. İşgücündeki hızlı büyüme işsizliği yukarı çektiği gibi ücretleri de baskılıyor. Üçüncü olarak ise Suriye iç savaşı sonrasında yaşanan göç dalgası özellikle düşük nitelikli işgücünün istihdam edildiği sektörlerde yedek işgücü ordusunu genişletiyor.

Son dönemdeki büyümeye karşılık istihdamda yaşanan değişime baktığımızda ise 2014-2017 Eylül tarihleri arasında istihdamın yüzde 9 dolayında arttığı görülüyor. 2016 yılı itibariyle GSYH içindeki payı yüzde 16.6 olan imalat sanayinde 2014-16 yılları arasında ortalama yüzde 5.2 büyüme yaşandı. Sektörde istihdam artışı ise 2014’den bu yana geçen üç yıl içerisinde yüzde 1.5 seviyesinde kaldı. 

Buna karşılık inşaat ve gayrimenkul sektörlerinde istihdam sırasıyla yüzde 11 ve yüzde 32 arttı. Bu sektörlerin üç yıllık ortalama büyüme hızı ise yüzde 5 ile yüzde 2.8. Görünen o ki her iki sektör de istihdama büyüme hızlarının ötesinde bir katkı sunuyor. Bu durum son yıllarda ekonominin motoru haline gelen ve iktidarın büyük önem atfettiği inşaat faaliyetlerinin siyasi açıdan öneminin de altını çiziyor. Her iki sektörün toplam istihdam içindeki payı yüzde 8.7 dolayında. 

GSYH’nın yüzde 3.3’ünü oluşturan ve ortalama yüzde 9.1 gibi yüksek bir büyüme hızı yakalayan finans ve sigortacılık hizmetlerinde ise istihdam üç yıl zarfında yüzde 2.3 dolayında daraldı. İnternet bankacılığı, ATM’lerin sayılarının ve sunduğu hizmetlerin yaygınlaşması, genç nüfusun işlemlerinin çoğunu banka şubesi yerine elektronik ortamda gerçekleştirmeyi tercih etmeleri gibi sebepler nedeniyle bankacılık sektörünün istihdam yapısı teknolojik dönüşümden fazlasıyla etkilendi. Geçtiğimiz Ağustos ayında BDDK tarafından yayımlanan raporda son bir yıl içerisinde bankaların toplam şube sayısının 242, personel sayısının da 2890 azaldığı ortaya konmaktaydı. Bu durum uzun yıllardır ağırlıklı olarak bankalara ve diğer finansal kurumlara iş gücü yetiştiren iktisadi idari bilimler fakültelerinin puanlarındaki sert düşüşü de açıklıyor. 

İstihdam içerisinde hızla payı artan konaklama ve yiyecek hizmetleri ve kültür, sanat, eğlence gibi sektörler de tıpkı inşaat sektörü gibi güvencesiz istihdamın yaygın olduğu konjonktürel dalgalanmalardan sert etkilenebilecek sektörler. Ekonomik büyüme hız kaybettiği ya da yön değiştirdiği takdirde halihazırda yüksek seyreden işsizlik rakamların geçmişte benzeri görülmemiş bir boyuta ulaşabileceği görülüyor. Teşvik ve kredilerle desteklenen “hormonlu büyümenin” ne kadar sürdürülebileceği ise ayrı bir soru işareti.

www.evrensel.net