04 Ocak 2018 04:51

409 kadın katledildi

Paylaş

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2017 yılında kadınlara yönelik şiddet ile ilgili verilerini açıkladı. (http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/kategori/veriler). Buna göre, 2017 yılında 409 kadın katledildi.Kadına şiddeti uygulayanların yüzde 22’si kocaları, yüzde 13’ü akraba ya da tanıdıkları oluyor.2017 yılında 387 çocuk istismara uğruyor.Aynı yıl 332 kadın cinsel şiddete maruz kalıyor.

Peki bu konuda Türkiye devletinin  yükümlülükleri yok mudur? Olmaz mı?AİHM içtihatlarına göre, insan hakları söz konusu olduğunda, devletlerin iki tür yükümlülüklerinin olduğu biliniyor. İlki, devlet adına hareket eden, devlet yetkisi kullananların ihlal etmeme yükümlülükleri var. AİHM buna negatif yükümlülük diyor. Söz gelimi işkence yapmama yükümlülüğünü sayabiliriz. İkinci tür yükümlülükler ise önlem alma yükümlülükleridir. AİHM buna da pozitif yükümlülük diyor. Devlet, kamu görevlisi eliyle ihlalde bulunmuyor ama önlem alma yükümlülüğünü de yerine getirmiyor. Taze bir örnek olarak, bir iki gün önce sonuçlanan bir dava var. 31 ocak 2008 tarihinde İstanbul Davutpaşa’da bir havai fişek/maytap atölyesinde patlayan fişekler sonucu 21 kişimin ölmesi, ya da Soma’da 13 mayıs 2014 günü 301 madencinin yaşamını yitirmesi olaylarındaki ruhsat verme, normal denetim fonksiyonlarının yerine getirilmesi konularındaki durumlar.

Davutpaşa patlamasıyla ilgili kamu otoritelerinin o tarihlerdeki  demeçlerine bakalım:  Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik: “Atölyenin üst katında ne yapıldığını komşusu bilmezse biz nereden bileceğiz. Bu işyerinin kaçak olarak iş yaptığı bize ihbar edilmeliydi.”

Dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler: “Maytap atölyesinin ruhsatı yok. Maalesef böyle kaçaklar oluyor.”

Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş: “Vatandaş ihbar etmezse kaçak olduğunu nereden bilelim?” (http://www.hafizakaydi.org/31ocak/davutpasa-patlamasi/hikaye)

Bu demeçlerdeki yaklaşımların insan hakları hukuku ile açıkça çeliştiği görülüyor. Pozitif yükümlülük sonuç yükümlülüğü değildir ama hiçbir önlemin alınmadığı ve böyle bir yaklaşımın idare tarafından içselleştirilmediği de çok açık görülüyor.

Kadınlara yönelik şiddet pek çok ulusal üstü insan hakları belgesinin konusu olmuş. 

Bunlar daha çok Birleşmiş Milletler çerçevesinde kabul edilen belgeler. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) en bilinenlerinden. Ancak İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Avrupa Konseyi belgesi var ki çok önemlidir. 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmıştır. Türkiye’nin ilk imzacılarından olduğu ve  14.03.2012 tarihinde onayladığı ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren  80 maddelik bu belgenin tam adı, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. Sözleşme ile, şiddetin önlenmesi, şiddet mağduru kadınların korunması, şiddet uygulayanların kovuşturmaya tabi tutulması ve kadına yönelik şiddetin sona erdirilmesi için politikaların üretilmesi ve uygulanması  hedeflenmektedir.

Ancak, sonuç olarak Türkiye’de, 2017 yılı içinde, 409 kadının yaşam hakkı, erkekler tarafından (“koca”) ihlal edilmiştir. Devletin önlem alma ve koruma  yükümlülüğünü yerine getirdiğini ve bu konularda etkili önlemler alındığını söyleyemeyiz.

Tekrarlayalım ve kamu otoritelerini düşünmeye ve harekete geçmeye davet edelim: 409 kadın katledildi.Önlem ve korumadaki başarısızlığın verisidir bu.Aynı zamanda politika yokluğunun ve etkili yargısal fonksiyonların yokluğunun resmidir.


 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa