Fış fış kayıkçı!


01 Ocak 2018 04:28

Yeni yıla bir hafta kala ilan edilen KHK’lar, ‘tek adam rejimi’ni inşa etmeye yönelik baskı zincirinin son halkaları oldu. Ancak bu KHK’lara yönelik itirazların AKP’nin Erdoğan’dan sonraki en etkili ismi olarak kabul edilen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e kadar varması, bu baskı zincirine rağmen yeni yılda Erdoğan iktidarının işinin o kadar kolay olmadığını/olmayacağını gösteriyor. 

Bilindiği gibi 696 sayılı KHK “darbe teşebbüsü ve terör eylemleri”nin bastırılmasında yer alan sivillere yargı muafiyeti getiriyor. Bu kararname iktidarın sivil uzantılarının muhalif toplumsal kesime karşı her türlü şiddet eylemlerine davetiye çıkarıyor. MHP geleneğinden gelen ve ülkenin en karanlık dönemlerinden birinde İçişleri Bakanlığı yapan İyi Parti Başkanı Akşener bile bu kararnamenin bir ‘iç savaş kararnamesi’ olduğunu söylüyor. Az çok tarih bilgisi olan herkes dünyadaki birçok tek adam-dikta rejiminde benzer milis (sivil) örgütlenmeleri olduğunu bilir. 

İşte Gül’ün bu maddenin düzeltilmesi gerektiğini söylemesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öfkelenmesine; eski yol arkadaşını “fırsatçılık” ve “Bay Kemal’in kayığına binmek”le suçlamasına yol açtı. Gül, uzun süre sonra ilk kez bu öfkeli suçlamalara karşı sessiz kalmayarak Erdoğan’a imalı bir şekilde “düşünce ve ifade özgürlüğünün partisinin kuruluş ilkelerinden biri” olduğunu hatırlatıp görüşlerini açıklamaya devam edeceğini söyledi. 

Erdoğan ve Gül arasındaki tartışma, 2018’le birlikte ülkenin yeni bir seçim atmosferine sokulduğu bir süreçte egemenler cephesindeki çelişkilerin derinleşeceğini göstermesi bakımından önemlidir. Ancak burada Erdoğan iktidarının ‘tek adam rejimi’ni kurmak için sürekli yeni kamplaşmalar-saflaşmalar yarattığı göz ardı edilmemelidir. Çünkü egemenler cephesindeki kamplaşmanın ‘tek adam rejimi’ne karşı demokrasi mücadelesinin bir olanağı haline getirilebilmesi için emek, barış ve demokrasi güçlerinin iktidarın tuzaklarına düşmemesi de büyük önem taşıyor.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gül’ü suçlarken kullandığı ifadeler önümüzdeki dönem nasıl bir kamplaşma yaratmak istediğinin de ipuçlarını veriyor. Daha birkaç gün önce CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu için “gündemimi belirleyecek kıratta değil” diyen Erdoğan, bu kez Gül’ü “Bay Kemal’in kayığına binmek”le suçluyor. Yani her ne kadar “benim kalitemde, kıratımda değil” dese de önümüzdeki dönem Erdoğan, kendisi ve Kılıçdaroğlu etrafında bir kamplaşma yaratmak istiyor ve “Bay Kemal’in kayığı” bu kamplaşmanın ifadesi olarak anlam kazanıyor. Çünkü hem siyasi ve hem de ekonomik olarak giderek sıkışan Erdoğan, ancak böylesi bir kamplaşma ile yoluna devam edebileceğinin hesabını yapıyor. 

Geçen yıl yapılan 16 Nisan referandumundan bu yana milliyetçi-muhafazakâr işçi-emekçi halk kesimlerinin azımsanmayacak bir kesiminin Erdoğan iktidarından kopuş eğilimi içinde olduğu görüldü. İşte Erdoğan, kurmak istediği baskı rejiminin karşıtlarını “Bay Kemal’in kayığına binenler” biçiminde saflaştırarak bu kopuşun önüne geçmeye çalışıyor. Çünkü Kılıçdaroğlu etrafında şekillenecek bir karşıtlığın sınırlılığını ve dolayısıyla kendi elini güçlendireceğini görüyor.

Çok uzağa gitmeye gerek yok. Man Adası yolsuzlukları ile ilgili belgelerin açıklanmasının ardından Erdoğan bu belgeleri iktidarın halka hesap vermesi gereken bir meseleden kendisi ve Kılıçdaroğlu arasındaki bir meseleye çevirmedi mi? Yetmedi, iktidarın tetikçisi medya organları devreye sokularak konu ile ilgili tartışmalar Kılıçdaroğlu’nın kızının Ataşehir’deki rezidansı üzerinden ters yüz edilmeye çalışıldı. 

Öyleyse uzatmadan söyleyelim. Bugünkü toplumsal kamplaşma ‘yerli ve milli’ Erdoğan iktidarı ve ona karşı ‘Bay Kemal’in kayığına binenler” saflaşması değildir. Bu ülkede yaşayan her milliyetten işçi-emekçilere, halklara ‘tek adam’ın ağzından çıkan her sözün kanun haline geldiği/geleceği bir rejim dayatılmaktadır. ‘Tek adam’ istediğinde grevleri yasaklanacak, insanca yaşam isteyen işçi-emekçilere “eline diline dursun” diyerek onları sefalet ücretine mahkûm edebilecektir. Daha da tehlikelisi ülkeyi halklar için ölüm vefelaketten başka bir şey getirmeyecek bir savaşın içine“ansızın” sokabilecek, milyonlarca insanın oyunu almış parti başkanlarına bile daha mahkeme önüne çıkarılmadan “terörist” diyerek yargıyı istediği gibi yönlendirebilecektir. Demek ki, önümüzde duran ve bu ülkenin geleceğini belirleyecek olan saflaşma, ‘tek adam rejimi’ ve demokrasi isteyen her inançtan, her milliyetten halk güçleri arasındaki saflaşmadır. 

‘Fış fış kayıkçı’ herkesin çocukluğunda uyutulurken duyduğu/bildiği bir ninnidir. İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu ninniye özenerek tek adam rejimini inşa etmek için bugünlerde “Bay Kemal’in kayığı” diye bir ninni tutturmaya çalışıyor. Ancak her geçen gün hoşnutsuzlukları giderek artan emekçilerin, halklarınbu ninnilerle uyutulması artık öyle kolay görünmüyor. Yeter ki emek, barış ve demokrasi güçleri üzerlerine düşen halk güçlerini tek adama karşı demokrasi mücadelesinde birleştirme göreviniyeni yılda layıkıyla yerine getirebilsin.

www.evrensel.net