‘Tek tip’: OHAL rejiminin korkuluğu!


25 Aralık 2017 05:22

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, 10 Aralık’ta “yakında önemli bir KHK yayımlanacak” demiş, iki haftadır herkes acaba bu sefer ‘torba’dan ne çıkacak diye beklemeye başlamıştı. Dün iki yeni KHK yayımlandı.

Dün çıkarılan 696 sayılı ‘torba’ KHK, taşeron işçilerin sürekli işçi kadrosuna alınmasını öngörüyor.

Peki, iktidarın uzunca bir süredir büyük bir ‘müjde’ olarak sunduğu taşeron işçinin kadroya alınmasının KHK ile ne ilgisi var?

İlgisi şu: İktidar taşeron işçilerin geriye dönük haklarını almalarını engellemek için bu düzenlemeyi KHK torbasına koydu. Böylece işçilerin geriye dönük hakları için yargıya başvurma yolları kapatıldı. Yani bu ülkede gerek kamuda ve gerekse özel sektörde taşeron uygulaması AKP-Erdoğan iktidarı döneminde yaygınlık kazanarak taşeron işçi sayısı 2 milyonu aştı. Ancak iktidar bu işçilerin sadece kamuda çalışanlarının bir kısmı için kadronun önünü açıyor. Üstelik bir ‘lütuf’ olarak sunulan bu hakla işçilerin geriye dönük kazanımlarını kullanmaları da engelleniyor.

OHAL’i işçilerin grev hakkını kullanmalarını engellemek için kullandıklarını bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan söylemişti. Yani iktidarın ağzından çıkan her sözü kanun haline getiren KHK’lar, OHAL rejiminin korkuluğu olarak kullanılıyor. Bir yandan devam eden kamudan ihraçlar ve gazete, sendika, dernek vb. kapatmalarıyla toplumun üzerine korku salınmaya, öte yandan da her türlü hak alma eylemi için bütün yollar kapatılmaya çalışılıyor.

Ancak daha önce Adalet Bakanlığı da yapan Başbakan Yardımcısı Bozdağ’ın iki hafta önce “ yakında önemli bir KHK yayımlanacak” demesinin nedeni taşeron işçilerle ilgili düzenleme değil. 696 Sayılı KHK torbasında “anayasal düzene karşı suçlardan”, yani siyasi nedenlerden tutuklu ve hükümlülerin mahkemelere ‘tek tip kıyafet’ ile çıkarılmaları zorunluluğu getirildi. Buna göre ‘darbe sanıkları’ badem kurusu ve diğer tutuklu ve hükümlüler gri kıyafetle mahkemelere çıkartılacak.

Bu uygulamanın gerekçesi biliniyor. Temmuz ayında FETÖ’den tutuklu bir kişinin mahkemeye çıkarken üzerinde ‘hero’ (kahraman) yazılı bir tişört giymiş olması. Basit bir hukuk ilkesidir; eğer ortada bir ‘suç’ varsa, bu suç onu işleyeni bağlar. Ancak iktidar çıkarılan KHK ile bu olayı sayıları on binleri bulan bütün siyasi tutuklu ve hükümlüleri cezalandırılmanın dayanağı olarak kullanıyor.

Bu ülkede ‘tek tip kıyafet’ uygulaması, bu iktidarın en çok karşı olduğunu söylediği 12 Eylül darbesinden sonra uygulanmaya çalışıldı. Yüzbinlerce insanın işkencelerden geçirildiği darbe koşullarında bile bu uygulamaya karşı hapishanelerde direnişler, açlık grevleri yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘2010 Anayasa Referandumu’ sürecinde bu uygulamaların ne kadar insanlık dışı ve onur kırıcı olduğunu meclis kürsülerinden uzun uzun anlattı.

İşte dün 12 Eylül darbe döneminin insanlık onuruna karşı en önemli saldırılarından biri olan ‘tek tip kıyafet’ uygulaması 696 sayılı KHK ile yürürlüğe girdi.

Bir darbe sanığının giydiği tişört nedeniyle gündeme getirilen bu uygulamanın bütün siyasi tutuklu ve hükümlülere dayatılmasının rastlantı olmadığı açıktır. İktidar nasıl darbe girişimini “Allah’ın bir lütfu” olarak gördüyse, bu tişörtü de sadece bütün siyasi tutuklu ve hükümlüleri değil, bütün toplumu zapturapt altına almanın bir fırsatı olarak görüyor.

‘Tek tip kıyafet’ uygulaması ile bir yandan siyasi nedenlerle içeride olanlar kişiliksizleştirilmeye, kendilerinin ve yakınlarının onurları aşağılanmaya çalışılıyor. Ancak mesele sadece bundan ibaret değil. Aslında bu uygulama ile ülkeyi OHAL rejimi ile yönetmek isteyen iktidar, bütün toplumu teslim almaya,  uygulamalarına karşı çıkacak herkesin üzerinde bir korkuluk sallamaya çalışıyor.

‘Tek tip kıyafet’ uygulaması ile iktidarın bütün topluma mesajı şudur: “Bakın, ben bunların hepsini hizaya getirdim. Ben çok güçlüyüm. Bana karşı çıkarsanız sizin de sonunuz bunlar gibi olur!”

Ancak toplumu korkuyla hizaya getirmeye çalışmak, aslında bir iktidarın gücünün değil; güçsüzlüğünün ifadesidir. Toplumu korkuyla yönetmeye çalışmak, artık halka verecek bir şeyi olmayan ve bu nedenle demokrasi, adalet, insanca yaşam isteyen halk kesimlerini susturmak için elinde başka bir silahı kalmamış olan iktidarların/rejimlerin yöntemidir.

Fakat şu da unutulmamalıdır ki, dünyanın hiçbir yerinde korku üzerine inşa edilmeye çalışan rejimler halkların mücadelesini engelleyememiş ve dahası bu rejimler insanlık tarihinde birer kara sayfa olarak yerlerini almıştır.

Bu ülkede grev yasağı var. Ama işçilerin hak alma eylemleri giderek yaygınlık kazanıyor.

Barış bildirisini imzalayan akademisyenler ihraç edilip mahkemelere çıkartıldı. Ama barış mücadelesi devam ediyor.

Kadınlar kendilerine dayatılan gerici uygulamalara karşı sokaklara çıkmaktan geri durmadı.

‘Adalet yürüyüşü’nde toplumun ne kadar büyük kesimlerinin bu talep etrafında birleştiğini gördük.

Parti eş başkanlarının, milletvekillerinin, belediye başkanlarının aralarında olduğu binlerce siyasetçinin tutuklanması demokrasi mücadelesini engelleyemiyor. İşte Selahattin Demirtaş, cezaevindeki hücresinden iktidarın baskı politikalarını onlarla alay ederek boşa çıkarmaya devam ediyor.

Unutmayalım, 16 Nisan’da OHAL koşullarında dayatılan başkanlık/cumhurbaşkanlığı sistemi referandumunda her türlü yasak ve engellemeye rağmen bu toplumun yarısı ‘hayır’ dedi.

Uzun lafın kısası, bu ülkede işçi-emekçilerin ve halkların, önlerine dikilen korkulukların üstesinden gelmek için azımsanmayacak bir mücadele birikimi var.Yeter ki, korkuluklara rağmen bu yolda güçlerimizi birleştirerek yürümeye devam edelim!

www.evrensel.net
ETİKETLER tek tip, OHAL