Stratejik itiraf!


22 Aralık 2017 04:15

Trump’ın açıkladığı ABD’yeni “ulusal güvenlik stratejisi’nde” yeni olan bir şey var mı? Olduğu görülüyor. ABD’nin tartışmasız egemen olduğu bir dünyanın artık var olmadığı belgede üstü örtülü olarak bir biçimde itiraf ediliyor. Rusya ve Çin’e ilişkin yapılan tespitler bu durumun kanıtları olarak belgede yer alıyor. Bu nokta Trump’ın ilk kez bir Amerika ulusal güvenlik stratejisinde “ekonomik güvenlik” kavramının yer aldığı açıklaması ile birlikte ele alındığında bu tablo daha net ortaya çıkıyor. 

Bush gibi “önleyici saldırıdan” söz edilmiyor olması, bazı çevreler tarafından “Yakın zamanda silahlı saldırı tehdidi olmadığı”gibi yorumlanabiliyor. Ama ortada daha vahim bir durum var. Trump belgesi doğrudan silahlı saldırıların, müdahalelerin, işgallerin neden ortaya çıktığının, neden gerekli olduklarının kaynağını kestirmeden açıklıyor. Yani ekonomi ile, ekonomik çıkarlar ile. Belgede bu unsurun “yeni” olarak doğrudan yer alması, emperyalist egemenliğin sürebilmesinin koşullarına açık bir göndermedir.

Kuşkusuz Amerikan ekonomisi yerinde saymıyor. Ama ilerlemesi ve büyümesi, dünya ekonomisi içerisinde tuttuğu yer, dünya çapındaki diğer rakiplerinin ilerlemesi -Çin, Almanya, Rusya, Japonya, Hindistan vb.- ve büyümesi ile birlikte oransal olarak geriliyor, dünya ekonomisinde sahip olduğu pay küçülüyor. İki somut örnek bu durumu açıklamaktadır. Dünya üretimindeki payı 1980’de 2.19- olan Çin’in payı 2011’de yüzde 17’ye çıkmıştı ve bu oran artıyor. 1999 yılında ABD tekelleri uluslararası toplam şirket yatırımlarının yüzde 39 kadarını gerçekleştiriyordu. Son yıllarda ise yüzde 24 kadarını gerçekleştiriyorlar.

Trump ilan ettiği bazı önlemlerle bu durumu değiştirmeye, ABD tekellerini kendi ülkelerinde daha fazla yatırım yapmaya ve üretmeye çağırdı. Bu konuda ciddi teşvikler de gündeme geldi. Ama bir kaç örnek dışında henüz istenilen etkinin yaratılamadığı görülüyor. Var olan üstünlüklerini korumak ve ilerletmek için kuşkusuz ABD emperyalizmi bu yolda ilerlemeye çalışacaktır. Ancak bu adımların uluslararası ilişkileri daha gerilimli hale getirmek, emperyalist rekabeti kızıştırmak, üstünlük elde etmek, var olan üstünlüğü korumak için silahlanmayı artırmak gibi doğrudan sonuçları bulunmaktadır. 

Trump’ın “Yeni rekabet çağında yaşadığımızı kabul ediyoruz” diyerek, ekonomiye dikkat çekmesi tam da bu nedenlerden dolayı son derece önemlidir. Bunu, onun kendisinin de “büyük patron” olması açıklamak son derece yanıltıcı olur. Nitekim Rusya ve Çin verilen mesajları doğru algıladıklarını verdikleri tepkiler ile ortaya koydular. Rusya bu “stratejiyi” “emperyalist karakterli” olarak gördüğünü açıklarken. Çin, ABD’yi, “Çin’in yükselişini artık kabul edip kendini buna uyarlamaya” (Çin’in Washington Büyükelçisinin açıklaması) çağırdı ve ayrıca bu stratejide “soğuk savaş mantığı” bulunduğunu da ekledi.

Kısacası ABD emperyalizminin temsilcisi “her şey ABD’nin çıkarları için” diyerek, daha önce parça parça ilan ettiği ve açıkladığı saldırganlığı resmi ABD stratejisi olarak resmileştirmiş bulunuyor. Mevzi kaybı üstü örtülü olarak itiraf ediliyor, çıkış yolu olarak da ekonomiden silahlanmaya kadar yeni bir hamlenin yapılması gerektiği ortaya konuluyor. Atılan ve atılacak yeni adımların ABD’nin emperyalist saldırganlığını daha artıracağını öngörmek için kahin olmak gerekmiyor. 

Ancak hem dünya halklarının daha mücadeleci bir döneme girmekte oldukları, hem de rakip emperyalist güçlerin hamleleri dikkate alındığında, ABD emperyalizminin işinin kolay olmayacağı da ortadadır. Trump stratejisi emperyalist büyük güçler arasındaki çelişkilerin daha da keskinleşeceğini ortaya koyarken, işçi sınıfı ve emekçi halklar için mücadele yolunu tutmaktan başka bir yol olmadığını da bir kez daha hatırlatıyor. 

www.evrensel.net