Irak Kürdistanı'ndaki eylemlerin ekonomi politiği


22 Aralık 2017 04:15

Irak Kürdistan bölgesinde hafta başında başlayan halk protestoları farklı biçimlerde tartışılıyor. Farklı siyasi çevreler, şiddet olaylarına da sahne olan bu gösterilerden kendince sonuçlar çıkaran değerlendirmeler yapıyor. Mesela Irak Başbakanı İbadi, bu gösterileri Kürdistan bölgesine müdahale için bir fırsat olarak gördüğünü ortaya koyan açıklamalar yapıyor. Ancak öte yandan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin (IKBY) büyük ortağı KDP de bu olaylardan dış güçleri ya da kimi siyasi partileri sorumlu tutma kolaycılığına kaçıyor. Oysa şurası açıktır ki, bu gösterilerden doğru sonuçlar çıkartılmazsa yaşanan siyasi kriz daha da derinleşecek ve aslında o zaman Kürdistan bölgesine müdahale için pusuda bekleyen güçlerin işi kolaylaştırılmış olacaktır.

Öncelikle Süleymaniye merkezli olarak başlayıp birçok kente yayılan olaylar, Kürdistan bölgesinde halkın yaşam koşullarına dair hoşnutsuzluğunun hangi boyutlarda olduğunu gösteriyor. Çünkü öğretmenler sendikasının çağrısıyla aylardır maaşların ödenmemesinin protesto edilmesiyle başlayan gösteriler hızla hükümeti merkezine koyan yoksulluk karşıtı gösterilere dönüştü. Bu gösterilerde hükümeti oluşturan bütün partilerin binalarının hedef alınması halkın artık bu partilerin hiç birinden beklentisi olmadığını ortaya koyuyor. Ve tabii Ranya’daki gösterilerde 5 kişinin yaşamını yitirmesi de halk ve yönetim arasındaki gerilimin yeni bir boyut kazanabileceğine işaret ediyor.
Gösterilerin merkezi olan Süleymaniye’de yaşayan deneyimli Gazeteci Necmettin Salaz, Gazeteduvar’dan İrfan Aktan’a verdiği röportajda yaşanan olaylarla ilgili dikkat çekici değerlendirmelerde bulunuyor. “Kürdistan’daki protestoların arkasında halkın açlığı ve referandumdan sonra kaybedilenlerden kaynaklanan tepki var” tespitini yapan Salaz, şöyle devam ediyor: “Kürdistan beş milyon nüfuslu, küçücük bir ülke. Bırakın hükümet başkanını, bir partinin üst düzey elemanı bile bir yerden bir yere giderken kendisine sekiz-dokuz araba eşlik ediyor. Kürdistan’da bir taraf sefalet, bir taraf saadet içinde. Halk bunları görüyor. (…)Tekrar altını çiziyorum: Kürdistan’daki protestoların arkasında halkın açlığı yatıyor.”
Halkın protestolarının önemli sonuçlarından biri de Goran (Değişim) Hareketi ve Komel’in (Kürdistan İslami Topluluğu) hükümetten çekilmesi oldu.  Ancak hükümette kalan KDP ve YNK’nin de peşmerge güçlerini ellerinde bulundurmalarına rağmen eskisi gibi devam etmeleri zor görünüyor. Ve elbette halkın yozlaşmış burjuva partilere karşı tepkisi, emekçi halkın çıkarlarını savunacak siyasi oluşumlara duyulan ihtiyacı da gösteriyor. Dolayısıyla yaşanan olaylar Kürdistan bölgesinde siyasetin yeniden dizayn edilmesinin artık kaçınılmaz hale geldiğini ortaya koyuyor.
Gelinen yerde olayların yaşanmasında İbadi yönetiminin bağımsızlık referandumu karşındaki hak tanımaz saldırganlığının ve yine IKBY’nin bütçesini yüzde 17’den yüzde 12.5’e düşürmesinin payı inkar edilemez. Ve yine İran veya başkaca güçlerin ortaya çıkan durumu Kürdistan bölgesine müdahale için kullanmak istemesinde şaşırtıcı bir yan yoktur. Ancak yaşanan olaylarda İbadi yönetiminin rolü nasıl inkar edilemez bir gerçekse, Kürdistan’daki egemen burjuva güçlerin bütçe ya da petrol ticaretinden elde ettikleri gelirleri kendi sınıfsal çıkarları için kullandıkları ve toplumsal gelir eşitsizliğini derinleştirdikleri de inkar edilemez bir başka gerçektir. Nihayetinde Kürtler de sınıfsız zümresiz kaynaşmış bir kitle değildir. Ve son bir haftada yaşananlar en açık ifadesiyle Kürdistan’daki sınıf mücadelesinin bir tezahürüdür.

Burada özellikle Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu sürecinde yürütülen tartışmalar bakımından altını ısrarla çizmemiz gereken başka bir gerçek de şudur: Emekçi halk kitlelerinin hoşnutluğunu ortaya koyduğu gösteriler Kürtlerin ulusal talep ve mücadelesinin haklılığının inkarı için kullanılamaz. Çünkü ulusal sorun ekonomik değil, demokratik bir sorundur. Adı üzerinde olduğu gibi şu ya da bu sınıf veya kesimin değil, bütün bir ulusun sorunudur. Ve zaten bugün sokakta olan halk kitlelerinin büyük çoğunluğu referanduma katılıp iradesini sandığa yansıtmaktan geri durmamıştır. Bunun da ötesinde sokaktaki halk kitlelerinin öfkesinin bir nedeni de iktidardaki partilerin basiretsizliği, başka bir deyişle ulusal kazanımları koruyabilecek politikalarda birleşememiş olmalarıdır. 

Sonuç olarak bizler Irak Kürdistanı’nda haklı talepleri için sokağa çıkan halk kitlelerinin yanında olmayı nasıl bir görev olarak biliyorsak, aynı zamanda bu olayları Kürtlerin ulusal talep ve mücadelesinin bastırılması, inkar edilmesinin bir dayanağı olarak kullanmak isteyenlerin de karşısında olmayı devrimci sınıf siyasetinin bir sorumluluğu olarak görüyoruz.

www.evrensel.net