Sorun sadece Tudor muydu?


22 Aralık 2017 04:15

Kısa vadede başarı hedefiyle plan, program belirlemeden anlık hamlelerle yol almaya çalışan kulüpler, idari ve teknik açıdan krize sürüklenmekten kurtulamıyorlar. Galatasaray bunun son örneğini oluşturuyor. 

Yönetim, bu sene şampiyonluk özlemine son vermeye kararlı görünüyordu ve bunun için de kadroyu pek çok pahalı yabancı oyuncuyla takviye etti. Takım sezona iyi başlayıp uzun süre ligin zirvesinde yer alınca taraftarların umudu ve inancı da yükseldi. 

Ligin görece zayıf takımları karşısında alınan galibiyetler sonucunda havaya girilmiş, Galatasaray camiası erkenden şampiyonluk hayalleri kurmaya başlamıştı... 

Öte yandan takımın sergilediği oyun, beklenmedik sonuçlarla karşılaşma durumunun çok uzak ihtimal olmadığı yönünde güçlü sinyaller de veriyordu. Her şeyden önce içerideki maçlarda sergilenen oyun ile deplasmanlarda sergilenen oyun arasında ciddi fark vardı. Güçlü taraftar desteğinin sağladığı yüksek motivasyon oyuncu kalitesiyle birleşince, evdeki maçları kazanmakta zorlanmayan sarı-kırmızılı ekip, taraftar desteğinin az olduğu deplasmandaki maçlarda ise hiçbir zaman İstanbul’daki performansını ortaya koyamadı. Gerçi Galatasaray’ın İstanbul’da da üst düzey bir takım oyunu oynadığı söylenemezdi... Kazansa da “toplama takım” hissiyatı vermenin ötesine geçmekte zorlanıyor, tatmin edici bir oyun oynamıyordu. Maçlar genellikle takım oyunuyla değil, bazı özel oyuncuların marifetleri sayesinde kazanılıyordu. Nitekim ligin daha dişli takımları karşısında hiçbir varlık gösterilemeyip üst üste puanlar kaybedilince Tudor’a yönelik sorgulamalar ve eleştiriler günden güne çoğaldı. Sarı-kırmızılılar son 4 deplasman maçından puan dahi çıkaramayınca, Tudor’un sonuna kadar arkasında duracağını söyleyen yönetim baskılara göğüs geremedi ve genç teknik direktör ile yollarını ayırdı. Günü kurtarma felsefesiyle hareket etmeyi içselleştirmiş bir kulübe yakışan bir karar oldu bu...

Bu zihniyetten; temel sorunun, teknik direktörde değil, başarıya ulaşma yönteminde olduğunu anlamasını bekleyebilir miyiz? Sorunu yaratanların, bakış açılarını değiştirmedikleri sürece aynı zamanda çözüm üretebilmesi mümkün mü?

Elbette teknik direktörün performansından memnun olmayabilir ve onunla yollarınızı ayırabilirsiniz. Ama bu kararı, medyanın ve taraftarın baskısıyla değil, kendi bakış açınız, analizleriniz, değerlendirmeleriniz sonucunda elde ettiğiniz veriler ışığında aldığınızı göstermeliydiniz. Emeğe ve bilgiye saygı bunu gerektirirdi... 

İşin en acıklı yanı ise takımın selameti adına bir an önce Tudor’dan kurtulmak gerektiğini söyleyenlerin ezici çoğunluğunun takımın başında bir kez daha Fatih Terim’i görmek istemesiydi. İşler sarpa sarmaya başlayınca kurtarıcı olarak çoğu kişinin aklına gelen ilk isim oluyor Terim... O, kulübü iyi tanıyan bir “imparator” ve ayrıca da elinde sihirli değnek var!.. Gerçi son dönemlerde değneğin pek bir işe yaradığı görülmedi ama olsun “imparator” işin başındaysa, asla umut kesilmez. Çünkü imparator “Bitti” demeden, hiçbir şey bitmez!.. Yeter ki o gelsin ve “Henüz hiçbir şey bitmedi” desin!..

Bir kez daha görüldü ki, Galatasaray’ın teknik direktörlüğünü yapan/yapacak kişiler üzerindeki en büyük baskı kaynağı Terim. Bu baskının, varlığını güçlenerek sürdürmesinde medya ve taraftarlar başrolde. Hayatın cilvesi; kulübe, tarihinin en büyük başarılarını yaşatan Terim şu anda, Galatasaray’ın başındaki büyük sorunlardan birisi durumunda...

Saplantılı bir yaklaşımla kendilerini Terim döngüsüne hapsedenlerden, takımın temel sorununun teknik direktör tercihinin çok ötesinde olduğunu anlamalarını beklemek boşuna... 

Bu bağlamda Başkan Dursun Özbek’in, “Tudor’u linç ettiler” itirafı da tam bir garabet. Teknik direktörünü medya ve taraftar saldırısının yanı sıra Terim baskısından koruyamayacak kadar aciz bir kulüpte kim çalışmak ister ki?  

Kaynaklarını ve enerjisini aklı, bilgiyi inkar edercesine saçma sapan harcayan, sistemle değil, alışkanlıklarla yol almaya çalışan bir kulüpte teknik direktörlük görevine değil Terim, Guardiola da gelse, Mourinho da gelse sonuç değişmez. Böyle bir kulübün şampiyonluk mücadelesinde yer alması bir yana, ayakta durabilmesi bile başarı sayılabilir... Özbek’in mayıs ayına yönelik sözlerindeki panik havası, durumun vahametini ortaya koyar nitelikte... Mevcut zihniyetin çizdiği rota, “Galatasaray’ın geleceği karanlık” öngörüsünü haklı çıkaracak doğrultuda...

Not: Bu yazı, Galatasaray’ın Fatih Terim ile anlaşmasından önce yazılmıştır.

www.evrensel.net