17 Aralık 2017 09:54

Kökler, aidiyet ve vefa

Kökler, aidiyet ve vefa

Fotoğraf: Envato

Paylaş

Sizinle ilgili hiçbir fikri olmayan birine, kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Doğduğunuz yer, bitirdiğiniz okul, tuttuğunuz takım, aileniz, kendinizi en iyi ifade ettiğiniz titriniz, mesleğiniz, üretimleriniz, yakın arkadaş çevreniz.

Tamamı kimliğimizin, kişiliğimizin birer parçası. Birbirlerinden bağımsız görünseler de bizi biz yapan değerler.

Aidiyetlerimiz. 

Bir memleketi sadece toprağında doğduk diye sevmiyoruz, anılarımız bağlıyor bizi. Beynimizde binlerce kodla oluşuyor aidiyetlerimiz. Damak zevkimizin altında bile çocukken yaşadığımız anıların kodları var. Güzel günlerde sevgi ile beslendiğimiz lezzetleri seviyor, anısı kötü günlerden kalan tatları siliyoruz hatta belki sebebini unutsak dahi bir ömür ağzımıza koymuyoruz.

Tuttuğunuz takımı nasıl ve neden seçmiştiniz bir düşünün. Herkesin iyi bir hikayesi vardır. 

Politik duruşumuzun da öyle. Aklımızın seçtiği doğrunun altında eğitimin, ailenin, sıkı bir dostun, bir büyük hatıranın izleri vardır.

Hepimiz, birilerinin hayatında bir şeyleri sevmesi ya da sevmemesi için bir kod oluyoruz aslında.

Benim aidiyetlerimden birisi de lisemdir, Bornova Anadolu Lisesi. 

Ben orada ortak yaşamın keyfine varmıştım. Lokmaları bölüşmeyi, bir arada durmayı, olduğun gibi kabul görmeyi ve insanları kabul etmeyi öğrenmiştim. 

O çatıdan yolu geçen herkes bizim için “BALdaş”tı. Yoldaş gibi, kardeş gibi, arkadaştan daha yakın. Bu öyle sözde bir bağ değildi. Bağlayıcılığı ömürlüktü. Hep devam etti. Mezunlar vakıf çatısı altında burs toplar, vakfın gecelerinde buluşur, birçok farklı nesil haftalık yapılan buluşmalarda büyük şehirlerde bir araya gelir. Öğrenciyseniz yemek bedelinizi karşılayacak bir büyüğünüz illa ki bulunur, hiçbir öğrenci bu gecelerin kapısından dönmez. İş arıyorsanız öz geçmişler paylaşılır, masalardaki tecrübeli doktorlar sağlığınıza, avukatlar davanıza destek olur. Öyle bir bağdır bizimkisi.

Benim bugün bu köşeyi yazabilmemde de BAL’ın katkısı sonsuzdur. İlk yazımı BAL mezunları mail grubuna yazmıştım. İzmir hakkındaydı. Sosyal medya yoktu henüz. Paylaşmak istediğimiz hislerimizi, anlarımızı, beğendiğimiz bir köşe yazısını birbirimize e-postalar ile iletirdik o zamanlar. 

Benim mail grubuna yazdığım yazı elden ele geze geze çok insana ulaştı. Hâlâ internette Can Dündar imzası ile karşıma çıkar zaman zaman, gülümsetir. Beni bir köşe yazarı ile ilk kez masaya BAL’dan bir abim; Cenap Adaş oturtmuştur, inanın 20 yaş için bu büyük bir onurdur.  Sonrasında Ekşisözlük geldi, o mecra sayesinde yazdıklarımın okunduğunu fark ettim. Ekşisözlük’e girişimde kefilim olan da, bana 22 yaşımda ilk yazar dosyamı hazırlatan da BAL abim Hakan Gencol’dur. 

Bizden onlarca yaş büyük BALdaşlarla İzmir’de RRB: Rakı, Roka Balık buluşmalarında atmışımdır üzerimden çekingenliği. Şimdilerde en sevdiğim şeyin kalabalık masalarda derin mevzulara dalmak olması bundandır.

İstanbul’da okulu bitirmiş, İzmir’e dönmüş, ta Bornova Anadolu Lisesindeyken kalbimi kaptırdığım sevgilimle evlenmiştim. Çok gençtik, arkadaşlarımız dünyayı geziyordu, yüksek lisans yapıyordu, macera adına gemilerde miço olan bile vardı. Biz ise her sabah 06.30’da kalkıp çalışmak için fabrika yolları tutuyorduk. Doğru mu yaptık acaba? diye kendimize sormaya korkuyorduk. İşte tam o dönemde, BAL ailemizden Sibel Abla bizi bir gün yazlığa yemeğe çağırdı. Başka ne işimiz olacak gittik. Sibel Abla ve eşi İsmail Abi doktordu, her boş zamanlarında dünyayı geziyorlardı. Türkiye’yi zaten bitirmişlerdi. Memleketimiz Dersim’in Munzur’unda dahi yüzmüşlerdi. Evlerine dünyadan misafirler gelirdi. Sibel Abla Japon’a sarma sarmayı, Slovak’a enginar dolma yapmayı öğretir, evinde ağırlardı. O gece ta Edremit’ten Bülent Abi de geldi. Maviş Abi derdik biz, gözlerinden dolayı. Kalabalık bir ekip kendimiz pişirip kendimiz yedik, sabaha karşı sahile indik, dans ettik kumlarda. Hayatın çok başındaydık, onlar ortalarında. Ve işte ne de güzel geçiyordu zaman dostlarla olunca. Bir gecenin keyfi bin nasihattan yeğdi. Kararlarımızı sevmeyi öğrendik o akşam.

İlk yemekli ağırlamamı o ekip için yaptım. Çeyizlik tabakları ilk kez onlar için çıkardım. Patlıcan övgüsüne adamıştık o günü. Yine atladı geldi Edremit’ten Bülent Abi ve eşi Kevser Abla. Patlıcan adına ne biliyorsam pişirmiştim, sıralı sırasız. Patlıcan ezme, islim kebap, babagannuş, karnıyarık aklınıza ne gelirse, acemi aşçı işi işte.

Büyük olaydı benim için, BAL korusunda, onların zamanında fidan olan ağaçların gölgesinde büyümüştüm. Onurdu evimde ağırlamak. Siyasalı bitirmiştim. Aldığım diplomatik ağırlama derslerinin gerçek hayatta işime yarayacağı en mühim andı. Kendi hünerlerinin altını hiç çizmeden yediklerini övdüler, ben insan ağırlamayı öyle sevdim, kendi mutfağımda fikren de beslenmeyi öğrendim.

Sonra bebeklerim olduğunda, yetişemedim ikiz çocuklarla birlikte işe. Paramparça olmuştum. Bırakacak kimsem yoktu. Mesaim çok uzundu. Hiç uyumuyordum. İşler de yolunda gitmiyordu. BAL’dan Fuat Abi dedi ki; sana başka iş buluruz dilersen. Ama bir abin olarak beni dinlersen, hayatında bir daha yaşayamayacağın bu anları ıskalama. Kokularını özleyeceksin, ufacık ellerini, ilk kelimelerini. Bunları kaçırmak istemezsen kısacık bir mola ver. Hayat boyu vicdan azabı çekmekten yeğdir. Abi sözü dinledim. 1 yıl ara verdim çalışmaya. Tüm sosyal devletlerin bir anneye tanıdığı izin kadar aslında. Ömrümüzün en parasız ama en huzurlu yılıydı. Doya doya kokladım, koynumda sakladım çocuklarımı.

Hayatta her akla muhtaç olduğumda, enerjim tükendiğinde, cesarete ihtiyaç duyduğumda, yolumu bilemediğimde bir pusula oldu bana BAL.

Destekleriyle başardığımda mağrurca “Ben demiştim” demeyip mütevaziliğiyle alkışlayan insanlar verdi bana. 

Geçen hafta BALEV, Beyaz Yorum Ödülü ile onurlandırdı beni. İnsan, ailesinden bir aferin almadan özgürleşemiyor derim. Ellerimde tuttum o aferini. Aidiyetlerimin en kıymetlilerinden biridir lisem. Yoluma tutulan ışık, omuzumda bir eldir. Vefa borcu ödenir şey değil, yapabileceğim ancak emeği geçenlerin yüzünü kızartmayacak bir hayat sürmek ve muhakkak üretmeye devam etmektir. 

Ödülü Maviş Abi’ye ithaf ettim. Elini öpsünler diye ufacık ikizlerimi bayramlarda ona götürmüştüm, alacağım önemli kararlar öncesi ona sormuştum, yazdığım yazıları yayımlanmadan önce ona okutmuştum. Edremit gibi ufak bir yerde koca bir dünya nasıl kurulur, oralardan bir dost eli nasıl dünyaya ulaşır, hayat yudum yudum nasıl içilir onda görmüştüm, kocaman kahkahalar atmıştım, abimi güldürmenin keyfini tatmıştım. Aramızdan ayrılalı 5 yılı geçti. Şimdi Bornova Anadolu Lisesi önündeki otobüs durağının adı neden “Mavişabi”dir belki anlaşılabilir, elinin değdiği ömür bir tek benimki değildi. Gücü her ihtiyacı olana yeter, gülüşü herkesi kucaklar, kapısını açanın hayatını güzel eylerdi. 

Asla gerçekleşmeyecek bir ukdeme adadım ödülümü, Maviş Abi görsün dilerdim bugünümü. 

Bu yazıda film, kitap ve müzik yok. Vefa bir semt adı olarak kalmasın diye kusura bakmazsanız kendim için yazdım bu sayfayı. Aramızdan ayrılmadan teşekkür etmeyi, minnetimizi iletmeyi unutmayalım kimseye diye. Birinin hayatında ışık olmak için büyük devrimler yapmamıza gerek yok. Maviş Abi gibi gülersiniz, değer verirsiniz, dinlersiniz, yanında durursunuz, cesaret verirsiniz, birinin kökleri olursunuz, bu toprağa bağı, aidiyeti olursunuz. Sahnedeki başkası da olsa gurur ortak olur.

Kalabalık yaşamak iyidir, bir dal kırılır da kimsenin gücü yetmez bir koruluğu kırmaya. 

Bir vakıf, bir dernek, bir lise, takım, aile, sendika, siyasal parti, sivil toplum kuruluşu ya da size nefes verecek olan neyse, örgütlenelim. Yalnız çekilmez bu dünya.

Derin kökler salmanız ve bu pazar, size emeği geçen birini aramanız dileğiyle,

kalabalık kalın...

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...