TÜİK doğru mu söylüyor?


16 Aralık 2017 04:53

Medyada yayınlandı; Türkiye yılın üçüncü çeyreğinde % 11,1 oranında büyümüş. Bu oranı yorumlayan meslektaşlarımız da, baz etkisi ve mevsimlik etkilerden arındırılan oranın % 1,2 gibi çok düşük olduğunu ifade ettiler. Şu bir gerçek ki, bu birbirine zıt oranların ikisi de doğru. Çünkü iki oran farklı açılardan meseleyi ele almaktadır. Hal böyle olunca, TÜİK’in açıkladığı oranı bazı süzgeçlerden geçirdikten sonra ele alıp, yorumlamak gerekir. Şeklî olarak doğruluk başka şeydir, kavramlarla halka anlatılmak istenenin doğru yansıtıldığı ise daha başka bir şeydir. 

Birincisi, ekonomiye katkı yapan iki önemli kalem hane halkı tüketim harcamaları ve inşaat sektörüdür. Bu kalemleri ekonomiye anlamlı katkı yapan elemanlar olarak değil, bir seferlik ve müteakip aşamalarda ekonomiye katkı yapmasının söz konusu olmayacağı balon oluşturucu, hatta biraz zorlama ile israf olarak da nitelenebilirharcamalardır. İnşaat sektörü ekonomik anlamda yatırım olmayıp, politik amaçla vitrine koyulan süs harcamasıdır. Zira inşaat sektörüne yapılan harcama yarattığı katma değerle yeni sermaye kaynağı oluşturucu bir harcama türü değildir. İnşaat harcaması siyasi iktidarın anlık istihdam sorununu çözmeye yönelik ve seçmenin gözünü boyayıcı harcamadır. İnşaat bir sanayi harcaması gibi devamlı değer üreten ve o değerden yeni sermaye oluşturabilen bir harcama türü değildir. İnşaat, ihraç edilebilir ürün olmayıp, ancak yabancılara satış anında ve bir seferlik döviz geliri sağlayabilen bir harcamadır. 

Hane halkı tüketim harcamasına gelince, kurulu kapasiteyi veya ithalat kaynaklarını kullanan harcama türü olup, müteakip dönemde birikime yönlendirilebilecek kaynak sağlayıcı harcama olmayıp, özellikle varsıl kesim harcamaları boyutu ile israftır. Nitekim ihracatın % 0,6 oranında azalmasına karşın ithalatın % 3,9 oranında büyümesi hayra alamet değildir. Şöyle ki, bu oranlardan, gerek nihaî ürün ithalatı gerek ara mal ithalatı ihracatımızı aşmış, genel bir ifade ile,genel net ihracatın negatif gerçekleşmiş olduğunu anlamaktayız. Öyle anlaşılıyor ki, gerek nihaî ürün imalatçıları gerek ara mal veya girdi imalatçıları olarak yabancı üreticiler Türkiye’yi ciddi şekilde piyasa olarak kullanmışlar. 

Ulusal gelirin hesaplanmasında geçerli istatistik yönteme göre, her dönem artış hızı bir önceki yılın aynı dönemine mukayese ile saptandığından, şimdiki değer kadar geçmişteki değer de önemlidir. 2016 yılı üçüncü döneminde 15 Temmuz olayı nedeniyle ekonomik daralma yaşanmış olduğundan, bu temele göre 2017 yılı üçüncü çeyreğindeki büyüme olağanüstü yüksek çıkmıştır. Görülüyor ki, bu durumun gerçeklikle bir ilgisi olmayıp, salt bir hesaplama ve yöntem meselesidir.

Bu değerlemeler bize halkımızın üretici faaliyetinin tüketici faaliyetinden çok ufak farkla yüksek olduğunu, kısacası ciddi dış kaynak kullandığı sonucuna götürmektedir. Ülkenin net alacaklı ya da borçlu olma durumunu yansıtan cari dengeye baktığımızda, açığın büyüdüğünü ve ulusal gelirin % 5 gibi yüksek oranına ulaştığını görürüz. TÜİK’in göstergeleri ile sergilenen tablo, dış kaynağa dayalı, katma değer yaratmayan ve birikime hizmet etmediğinden giderek daralmaya yüz tutan bir ekonomiyi yansıtmaktadır. Ne hazindir ki, uluslararası finansal kaynakların bol olduğu ortamdan yararlanamayan siyasi akıl, ekonomiyi balonlarla pembe görüntüye dönüştürerek anı kurtarmaya yönelmiş, tüm badireleri gelecek dönemlere yıkmıştır. Bu siyasi basiretsizliğe de, çocukları ve torunlarının hakkını gasp eden toplum ortak olmuştur. Yükün bir bölümünü çocuklarına veya torunlarına aktaran “güne düşkün toplum”,  karşı karşıya olduğu enflasyon, cari açık, bütçe açığı, döviz kuru gibi temel sorunlarla umalım siyasi basiretsizliğini anlar ve önümüzdeki dönemde tercihini ona göre yapar. 

www.evrensel.net