Afrin takıntısı


15 Aralık 2017 04:56

Rusya Devlet Başkanı Putin’in Suriye’de terörle mücadelenin sona erdiğini söyleyip askerlerini geri çekmeye başlayacaklarını açıklaması, Erdoğan iktidarını fazlasıyla heyecanlandırmışa benziyor. Putin’in Lazkiye’deki Hmeymim Üssü’nde Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşmesinde yaptığı bu açıklamanın hemen ardından Dışişleri Bakanı Çavuşoğu daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı ifadeyi tekrarlayarak “Afrin’e ansızın girebiliriz” dedi. Türkiye’deki medya organlarının büyük bir bölümü de bu gelişmeyi “Rusya çekilecek, Türkiye girecek” sözleriyle aktardı.

Burada üzerinde durulması gereken iki nokta var. Birincisi, Putin’in açıklamasının gerçekten Türkiye’nin Afrin’e müdahalesine ‘yeşil ışık’ anlamına gelip gelmediği. Ve ikincisi de Türkiye’deki iktidarın uzunca bir süredir adeta bir takıntı haline getirdiği Afrin’e müdahalenin neyi çözüp çözmeyeceği.

Öncelikle Putin’in açıklaması, Rus askerinin tamamen çekilmesi anlamına gelmiyor. Çünkü Rusya’nın Suriye’deki askeri üslerini kapatması gibi bir durum yok. Ve aslında bu açıklama ABD ve Türkiye gibi ülkelere Suriye’deki askeri varlıklarını sona erdirmeleri yönünde bir mesaj anlamı da taşıyor. Daha da önemlisi Putin, Suriye’de “terörle mücadelenin sona erdiğini” söylüyor. Yani Kuzey Suriye-Rojava’da yönetimi büyük oranda elinde tutan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ya da PYD’yi bir terör örgütü olarak görmediğini de bir kez daha ilan etmiş oluyor. Hatırlanırsa 2018’in başlarında Soçi’de ‘Suriye ulusal diyalog kongresi’ toplamayı planlayan Putin yönetimi, Türkiye’nin itirazlarına rağmen bu kongreye Suriye Kürtlerinin (SDG-PYD) davet edileceğini açıklamıştı. Bu açıklamalara bir de iki hafta önce Deyrizor’un tamamen IŞİD’den temizlenmesinin ardından YPG sözcüsü Nuri Mahmud ile sahadaki Rus generalAlex Kim’in yaptığı ortak basın açıklamasını eklemek gerekiyor.

Yani Putin’in bir yılda Erdoğan’la sekiz görüşme yapmış olması, Rusya’nın SDG/PYD’ye yönelik tutumunu değiştirebilmiş değil. 

Rusya ne istiyor?

Rusya, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını Kürtler üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmak istiyor. Evet, ‘Fırat Kalkanı Operasyonu’na da bu nedenle ‘olur’ verdi. Çünkü Rusya Suriye’de Kürtleri kendi denetiminde sınırlı bir özerkliğe razı etmek istiyor. Ancak bugünkü koşullarda Rusya’nın Afrin’e yönelik bir operasyona yeşil ışık yakması, Rusya için de kolay kolay üstesinden gelinemeyecek sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla sadece Türkiye ve Kürtleri değil; Suriye rejimini ve destekçilerini de içine çekebilecek yeni bir askeri çatışma bugün inisiyatifi büyük oranda elinde tutan Rusya’nın en son isteyebileceği şeydir.

Burada sahadaki ABD varlığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Çünkü Putin’in askerlerini çekecekleri açıklamasına ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nauert “Çok ilginç; Rusya, Suriye’de görevin bittiğini düşünebilir. Suriye’de bizim işimiz bitmedi” diyerek oldukça imalı bir yanıt verdi. ABD’nin Suriye’nin geleceği ile ilgili pazarlıklarda Suriye Kürtleri-SDG dışında bir dayanağı olmadığı biliniyor. Zaten bu nedenle Trump’ın Kürtlere artık silah vermeyecekleri açıklamasına rağmen ABD Temsilciler Meclisi 2018’de Savunma Bütçesi kapsamında SDG’ye aralarında ağır silahların da yer aldığı yeni silah sevkiyatını onayladı. 

Yani Rusya’nın Afrin’e operasyona onay vermesi, Kürtlerle diyalog kapılarını kapatmakla kalmayacak aynı zamanda ABD’nin Kürtlerle işbirliği üzerinden Suriye’ye daha fazla müdahale edebileceği koşulları da yaratacaktır-ki Rusya, rakibini güçlendirecek böylesi bir hamleyi herhalde kolay kolay kabul etmez!

Gelelim Türkiye’deki iktidarın yatıp kalkıp tekrarladığı Afrin’e operasyon takıntısına…

İktidar Suriye’deki Kürt kantonlarını, Kürtlerin kazanımlarını yok ederek ülkedeki Kürt sorununu çözme beklentisi içindedir.

Peki, bu ne kadar mümkündür? 

Dün Kobanê’de denediğini bugün Afrin’de deneyerek imkansız sonuçlar peşinde koşmak ne kadar akıllıca bir tutumdur? 

Askeri olarak böylesi bir operasyonun başarısının ne kadar mümkün olup olmadığını bir kenara bırakarak soralım. Afrin’e girilse ne olacak? Bu operasyon olsa olsa bugün oldukça sıkışmış olan iktidarın gündem değiştirmesine, vatan-millet hamasetiyle toplumun bir kesimini yeniden kendi politikalarına yedeklemesine hizmet edebilir. Ama Kürt sorununu çözmez. Çözmeyeceği gibi ülkeyi bölgede (Ortadoğu) daha büyük çatışmaların içine çekerek felakete doğru sürükler. Dahası bölgedeki emperyalist güçlerin AKP-Erdoğan iktidarının bu Kürt hassasiyetini ülkeye karşı bir koz olarak kullanmasının önünü açar. 

Böylesi bir operasyondan bu ülkede yaşayan halkların bir çıkarının olmadığı açıktır. Ama zaten bugün artık daha fazla baskı, yoksulluk ve yolsuzluk dışında vaat edeceği bir şeyi kalmayan iktidar, halkların çıkarını değil; kendi istikbalini düşünmektedir.

www.evrensel.net