İnternetten ‘ikinci eş’, e-postayla ‘boş ol’ devri


14 Aralık 2017 04:55

Geçen hafta öğrendik, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kuruluna göre bir erkek “‘Seni boşadım, benden boş ol’ gibi boşamayı ifade eden sözleri şifahî olarak söylemek suretiyle, eşini boşayabileceği gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yoluyla bildirerek de boşayabilir”miş... 

Ne kadar da çağın gereklerine uyum sağlamış bir Diyanet! Telefon, mektup, e-posta ve mesajla “Boş ol” deme hakkını kocaya sunarken kadına da ‘sorumluluk’ yüklenmiş. Mesajın kocadan geldiğinden emin olması gerekirmiş kadının. Kolaylıklar erkeklere, külfetler kadınlara... 

Buyrun, bir başka “çağa uygun hizmet” daha... İngiltere ve Endonezya’dan sonra Türkiye’de de ikinci, üçüncü, dördüncü eş arayanlar için internet sitesi kurulduğunu (tabii ki ikinci, üçüncü, dördüncü olacak olanlar kadınlar), sitenin “Günaha girmeden cinsel ihtiyaçlarını karşılamak isteyenlere, evlenecek biriyle karşılaşamamış hanımefendilere” hizmet verdiğini duyuruyor! Gerekçe ise şöyle: “Tüm semavi dinlerin izin verdiği ve ülkemiz kültürüne uygun ikinci eş kurumu bazı sorunların çözümüdür; yoksulluk, yalnızlık ve fuhuş gibi... Amacımız insanımızın bu konuda en doğru tercihi yapmasına yardımcı olmaktır.” 

Diyanet’in e-posta ve mesajla boşanmanın önünü açtığı “teknoloji çağında” girişimciler ikinci, üçüncü evlilikler için aracılık sitesi kurmuş, çok mu!

Mesajla, faksla “boş ol”ma ve internet sitesiyle ikinci, üçüncü eş bulma faaliyetlerinin öncülleri var elbet... 

Cevriye Aydın, Ekmek ve Gül dergisinin kasım sayısında yazmıştı*. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı nezdinde Diyanet görevlilerine aile, kadın, çocuk, engelli her alanda görev verilmesi, pozitif bilimlere dair derslerin müfredattan kaldırılması, sanat derslerinin seçimlik hale getirilip din derslerinin mahalle baskısıyla seçtirilmesi, sıbyan mektepleri, müftülere nikah yetkisi, imam arabulucularla boşanmanın önlenmesine dair muhtemel tedbirler, eğitim, aile, sosyal yaşam olmak üzere bütün bir hayatı yeniden ve dinsel-Sünni-Hanefi temelde şekillendiren tekçi düzenlemeler... Adım adım bir “zemin” inşası tüm bunlar. Biliyoruz ki bu zemini yaratmak için attıkları her adımı “Bunda ne var, şöyle faydalı, böyle kolaylaştırıcı, kadınların mağduriyetlerini gidermek için gerekli” savunmalarıyla attılar. “Kültürümüz, değerlerimiz” savunmalarıyla olanların ve olacakların vahametinin üstünü örttüler.

Yaptıkları; yüzyılların mücadelesine dayanan, kadınların kanlarıyla canlarıyla bedel ödeyerek yasalara kazıttıkları haklarının “Bunda ne var?” kofluğu içindeki sorularla bertaraf edilmesi... Nedir o kazanımlar? Evlenme sözleşmesinde kadının kendi serbest iradesini ifade etmesi, evlilik ile doğacak çocuğun velayet hakkını erkekle eşit bir şekilde kullanması, çalışmak için eşinin rızasına ihtiyaç olmaması, çalışmadığı takdirde nafaka alabilmesi, şiddete uğradığında eşini, eski eşini, nişanlısını, sevgilisini, abisini, babasını evden uzaklaştırma kararı alabilmesi, boşanma hakkına sahip olması, mal paylaşımında eşit hakka sahip olması, boşanırken şiddet uygulayan, aldatan kocadan maddi-manevi tazminat alabilmesi gibi kadını, hiç değilse kağıt üzerinde erkekle eşitleyen bir statü sağlayan haklar...

Öyle bir memleket ortamında yaşıyoruz ki tüm bu yüzyıllık hakları sıfırlamaları “bir gece ansızın” yayınlanacak bir KHK’ya bakar. “Şeriat hükümlerinde olduğu gibi kocanın boş ol demesi halinde boşanma kararı verme yetkisi de veriyoruz müftülere. Artık aile içi şiddeti imamlar çözecek, 6824 sayılı yasayı da, nafakayı da (tartışmaya başladılar) kaldırıyoruz. Çünkü, çocukların velayeti sadece babaya verilecek. Mal paylaşımı diye bir şey de yok artık. Koca kazanmış, almış; kimin malını kime paylaştırıyorsunuz!” diyebilirler mi? Bal gibi de diyebilirler. Koşullar böyle kaldığı ve caydırıcı bir mücadele ortaya konamadığı sürece hiç kuşku yok, diyebilir, yapabilirler!

Tek adam, tek parti yönetiminin olduğu, KHK’larla yüzyıllık hakların bir gecede yerle yeksan edildiği yerde “kul” olma statüsü bile elinden alınmış olan, alınıp-satılacak bir mal haline gelen kadınlar, bütün bölünmelere rağmen “orada dur”da birleşebilirler mi? İşte bu da iktidarın çelişkisi; bu kadar saldırının olduğu ve hakların sıfırlandığı yerde, farklı kesimlerden kadınların bir araya gelme ihtiyacı da, olanakları da artar... 

Soralım kadınlara, öncelikle de AKP’ye oy vermiş olan kadınlara; ne diyorlar bu adımlara, bu adımların olası sonuçlarına... Kime oy vermiş olursa olsun, inancı ne olursa olsun bu adımlara ilişkin kadınların vereceği cevaplar, birleşme noktalarımızı gösterecektir. Oradan yürüyelim... Bu birleşme noktaları, kadınlara yönelik zorbalıkların bu kadar mesnetsizce ve kolaylıkla yapılabildiği bir siyasal rejimin sorgulanmasına da kapı aralayacak. 

* Cevriye Aydın; Kayıplar Zincirine Bir Halka Daha https://ekmekvegul.net/dergi/kayiplar-zincirine-bir-halka-daha-muftu-nikahi

www.evrensel.net