Filistin ve Kürdistan


11 Aralık 2017 03:11

Filistin ve Kürdistan sorunu, Bölgenin (Ortadoğu) emperyalist paylaşım sonucu ortaya çıkmış ancak yüz yıldır çözülemeyen iki temel sorunu olmayı sürdürüyor. Bilindiği gibi 1916’daki Sykes-Picot Anlaşması ile Kürt coğrafyası dörde bölünmüş ve bu anlaşmanın devamı olan Balfour Deklarasyonu ile Filistin’in Yahudi yurdu yapılması kararı alınmıştı. Bu anlaşmaların başını çeken İngiliz ve Fransız emperyalistleri daha sonraki yıllarda bölgedeki egemen güçler olma pozisyonlarını kaybetmiş olsalar da yeni egemenler ve bölgesel işbirlikçilerinin eliyle bu iki sorun varlığını sürdürmeye devam etmişti. 

Ekim Devrimi’nin ardından Lenin, Sykes-Picot Anlaşmasını ifşa etmiş; bölgedeki bu emperyalist paylaşım planlarını bütün dünya halklarına açıklamıştı. Ve bu paylaşım planlarına karşı Lenin ve Sovyetler, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını kararlılıkla savunmuştu. 

Bu tarihsel arka plana dair kısa hatırlatmadan sonra bugüne dönersek, bugün bölgede IŞİD sonrası paylaşım mücadelesinin kızıştığı bir süreçten geçtiğimiz malum. İşte ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararını uygulaması, bölgenin bu yeniden paylaşım ve dizayn edilmesi mücadelesinden bağımsız değildir.  Ve elbette bu karar, Filistin sorununu bu mücadelenin en sıcak gündemi haline getirdi. Hatırlanırsa Eylül-Ekim aylarında bu mücadelenin en sıcak gündemi Kürdistan referandumu idi. Yani Filistin ve Kürdistan sorunu, yüz yıl sonra yeniden paylaşım mücadelesinin iki önemli konusu ve alanı olarak karşımıza çıkıyor.

Son birkaç ayda Kürdistan referandumu ve Filistin sorunu konusunda yapılan açıklamaları yan yana koyunca karşımıza garip bir tablo çıkıyor. Bakıyorsunuz bir meselede “mazlumun hamisi” kesilen diğer meselede zalimin ta kendisi oluyor. Dolayısıyla bugün bölgede egemenlik mücadelesi içindeki emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin gerçek yüzünü görmek için iki meseledeki tutumlarını yan yana koymak gerekiyor. Yani ABD’nin Kürt meselesindeki tutumunu anlamak için Filistin sorununa dönüp bakmak ya da Türkiye’deki iktidarın Filistin’de “mazlumun hamisi” kesilmesindeki samimiyetini anlamak için birkaç ay önceki Kürdistan referandumundaki tutumunu hatırlamak gerekiyor. Filistin halkına onlarca yıldır zulüm uygulayan İsrail, Kürdistan referandumunu destekliyordu. Bugün Filistin sorununda İsrail’i eleştiren rejimler-başta Türkiye ve İran- dün Kürdistan referandumuna karşı en sert tutumu alan rejimlerdi.

Demek ki, bugün Filistin ve Kürt sorunu birbirinin turnusolü olan, yani bir rejimin bu meselelere yaklaşımındaki politikanın iç yüzünü gösteren iki sorun durumundadır.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda “Filistin’den Suriye’ye, Asya’dan Afrika’ya kadar tüm mazlum ve mağdurların yanında olmayı sürdüreceğiz” diyor. Elbette burada akla gelen ilk soru şu: Peki ya Kürtler? Zamanında Kürtlerin bu ülkede nasıl kıyımdan geçirildiğini anlatan ve Kürt sorununa ‘devletin başı olarak benim sorunumdur’ diyen Siz değil miydiniz? Ya da Irak’ta büyük kıyımlardan geçen Kürtlerin kendi geleceklerini belirlemek için referandum yapma hakkını reddederek Filistin halkının gerçek bir dostu olunabilir mi?

İsrail için Kürdistan referandumu sürecinde söylemiştik. İsrail’in Kürtlere desteğinin asıl nedeni, Kürdistan referandumunu kendisiyle rekabet halinde olan bölgesel rejimlere (İran, Türkiye, Irak) karşı kullanmak istemesiydi. Bağımsız Kürdistan, Kürt sorunun çözememiş bu bölge rejimlerini zora sokacağı için İsrail bu referandumu destekliyordu. Yoksa ezilen halkların kendi kaderini tayin hakkını savunduğu için değil. Ama bu durumda İsrail kendi çıkarları için referandumu destekliyor diye Kürtlerin bu hakkına karşı çıkmak mı gerekiyor? Yoksa halkların barış içinde bir arada yaşayacağı bir gelecek için bölge gericiliklerinin İsrail’e fırsat tanıyan Kürt karşıtı politikalarının değiştirilmesini istemek mi?

ABD’nin Kudüs kararı, bölgede S. Arabistan ve İsrail’in merkezinde yer alacağı bir eksen oluşturma politikasının bir parçasıdır-ki, S. Arabistan’da bir süreden beri böylesi bir eksen için ‘temizlik’ yapılıyor. Ve elbette bu girişimler bölgede şiddet ve gerilimin daha da tırmanacağının habercisidir.

Bu karanlık tablo içinde iki mazlum halkın; Filistin ve Kürt halkının sorunları, bugün birbirinden ne kadar uzak görünürse görünsün aslında birbirinden ayrılmaz iki sorun durumundadır. Bugün işçi sınıfına ve bütün emek ve demokrasi güçlerine düşen görev, emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin birbirlerine karşı kullanmaya çalıştığı bu sorunlarda ezilen halklardan yana açık tutum almaktır. Çünkü tıpkı Ekim Devrimi döneminde olduğu gibi emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin gerici planlarını boşa çıkarmanın yolu buradan; işçi sınıfı ve ezilen halkların birlik ve mücadelesinden geçmektedir.

www.evrensel.net