'Bölücülük', Lozan ve Kudüs pisliğe örtü olur mu?


09 Aralık 2017 03:56

Reza Zarrab’ın bugüne kadar anlattıkları iktidarın nasıl bir havuz içinde yüzdüğünü göstermeye yeter!

Az çok demokratik işleyişe sahip bir ülkede yaşıyor olsaydık bu hükümet bir gün bile başta kalamazdı.

Ya da güçlü demokratik bir kalkışma olsaydı, durum farklı olabilirdi.

ABD mahkemelerinde konuşulanlar, verilen ifadeler, itiraflar, açıklamalar, çizilen şemalar, zikredilen isimler, miktarı açıklanan dolarlar, rüşvet olarak verilen avrolar, alınan satılan altınlar, yapılan sahtekarlıklar, “devlet adamları” eliyle sürdürülen hayali ithalat, ihracat işleri, rüşvet olarak verilenler, saat, piyano, derneklerine yapılan bağışlar, adı geçen beyefendiler, hanımefendiler ve daha neler neler…

Ülkelerin dolandırılmasından, devletin bir çetenin elinde tüm yasa dışı işlere bulaştırılmasına kadar birçok şey dökülüyor, konuşuluyor.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinden hiçbiri mevcut AKP Hükümeti kadar bu tür konulara mevzu olmamış, uluslararası düzeyde tartışılan, vicdanlarda ve mahkemelerde yargılanan bir hale sokulmamıştı.

Türkiye hem dış politikada hem iç politikada, ekonomide dünyanın en çok tartışılan konuşulan ülkesi haline bu iktidar zamanında getirildi.

Hemen belirtmeliyiz ki, işçi ve emekçiler, ezilen ve sömürülen halklar için kuruluşundan bu yana ne bir demokratik hükümet ne haktan ve adaletten yana bir düzen oldu, bundandır ki, işçi ve emekçiler, ezilen ve sömürülen halklar ve onların devrimci örgütleri, partileri bu kötü gidişatı düzeltmek için hep mücadele ettiler, büyük bedeller ödediler ve bu amaçlarına varmak, demokratik bir düzen kurmak için mücadeleye devam etmektedirler.

Ancak bu iktidar gibisi Türkiye’nin tarihinde görülmedi.

Eşi menendi olamayan bir iktidarla karşı karşıyayız ve bugüne kadar değerlendirdiğimiz mücadele araçlarının da güçlü ve daha zengin hale getirilmesi gerçeğiyle de karşı karşıyayız.

Öyle ki, uluslararası çapta bir yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet mekanizmasının merkezi haline getirilmiş olma hali ile karşı karşıyayız ve normal koşullarda ismi anılan, adı geçen herkesin ve dolayısıyla hükümetin istifa etmesi gerekirdi.

Ancak ekip oldukça pişkin…

Kaderlerini hiç değilse bir dönem Reza Zarrab ile ortaklaştıran bir devlet gerçeğinin varlığı ile karşı karşıyayız ve bunun ne denli ağır bir suç olduğu orta yerdeyken, devletin başındakiler hâlâ tınmamaktadır. 

Ayakkabı kutularında çıkan dolarların geri iade edildiği, mağdur edildikleri için tazminatların ödendiği banka müdürlerinin ne denli suçların ortağı oldukları artık daha sarihtir.

Devletin en başındakinden, bakanlara, milletvekillerine, devletin tüm kurumlarına, bankalara, gümrüklere varan bir ilişkiler ağı var ki, dünyaya parmak ısırtan cinsten.

Başbakan Yıldırım’ın oğullarının Malta’da, Cumhurbaşkanının oğulları ve dünürlerinin başka MAN Adası’nda derin sularda yüzen gemileri konuşuluyor. Panama Belgeleri, kirli paralar, vergiden kaçmalar, Paradise Belgeleri, offshore sırları, milyon dolarlar gidiyor, avrolar uçuşuyor... Bunların tümü 16 yıldır iktidarda olan bir hükümet ile ilgili olarak konuşuluyor… Ve o hükümet, hâlâ aç ve sefil, asgari ücretle geçinen, hiç binler, milyonlar görmemiş milyonlarca emekçiyi yönetmeyi sürdürüyor.

Ne yazık ki bırakın mahcup olmayı, Malta ve Man Adası belgelerini açıklayan CHP’yi ve eleştiride bulunanları hedefe koymaktadır. Ağzını açanı “hain” diye damgalayıp, vatan millet, din, iman edebiyatı yaparak yoksul, işsiz, aç sefil milyonların gözünün içine bakarak yalan söyleyip gemiyi sürdürmeyi hesaplamaktadırlar.

Biliniyordu, ancak bir kez daha tescil oldu ki, bu iktidar belgelerle, bilgilerle, ortaya dökülen pisliklerin tazyikiyle bir yere gitmeyecektir. Yani bu tek başına gidişi sağlamayacaktır.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun elinde salladığı ve kürsüden istifasını istediği hükümet ve onun başındaki Cumhurbaşkanı tınmamaktadır.

Yapılması gereken halk hareketinin güçlendirilmesi için yol ve yöntem bulmaktır.

Adalet Yürüyüşü, eksikti, şuydu, buydu ama bir “yol”du.CHP ve tabii ki, demokratik güçler bu “yol”u genişletme ve demokratik bir hareket olarak yeni aşamalara evriltmeyi başaramadılar. 

AKP iktidarı “bölücülük” diyordu, Afrin şu bu, şimdi de Lozan ve imdadına yetişen Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesini perde ederek milyonların gözünü boyamayı hesaplamaktadır. 

Demokratik güçlere düşen ise tüm bu oyunları bozacak mücadele ve direniş hareketini yaratmaktır.

www.evrensel.net