Kamusal israf


09 Aralık 2017 03:53

Toplumun mal varlığı olan kamusal kaynaklar üzerinde geçici süre için söz hakkını kullanan siyasal erk, her kuruş harcama için kamuya hesap verme durumundadır. Medyada boy boy yeni model arabalar ya da anlamsız yurt dışı gezileri sergilenerek kamusal fonların israf edildiğinden dem vurulur. Bunların hepsi doğru olmakla beraber, en önemli kamusal israf yeri parlamentodaki görevini ihmal eden vekillere yapılan ödemelerdir. Devlet malını deniz gören zihniyet çerçevesinde yapılan kamusal israf yanında, bir de örtülü israf alanları vardır. Bugünkü konuyu böylesi bir israf odağı oluşturmaktadır. Bilindiği üzere “Barış İmzacıları” olarak anılan öğretim üyelerinin bir bölümüne dava açılmış olup, uzun süredir önce emniyette ifade, daha sonra da Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama süreci devam etmektedir. Konu yargıda olduğu için özle ilgili mütalaada bulunmam söz konusu olamaz, ancak mahkemede de sunmuş olduğum aleni savunmamın bir bölümünü paylaşarak, bu konudaki düşüncemi sizlere yansıtmak istiyorum. 

“Hiçbir olay ya da oluşum anlık görüntü ve ifadesiyle, ‘olay fetişizmi’ bağlamında ele alınamaz ve bu şekilde değerlendirilemez. Her olayın geçmişe dayanan bir oluşum süreci ve geleceği belirleme gücü ve etkisi vardır. Bir olayın ya da olaylar kümesinin anlık parlamasının bizatihi görüntüsünün ele alınması bir olgudur, ancak sağlıklı bilgi oluşturma bağlamında bu olgunun bir değeri yoktur. Bu olgunun bilimselleştirilmesi ancak geçmişten kaynaklanan oluşum nedenleri ve geleceğe yönelik etkileme gücü ile sağlanabilir; anlık olay ancak bu şeklide analiz edilebilir.  Akademi, yasalar çerçevesinde kendisine tevdi edilen görev yükümlülüğü ve bütünsellik anlayışı ile olaylara ve oluşumlara bir yandan geçmişin deneyimlerini dikkate alarak, diğer yandan da gelecek üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurarak yaklaşır. Akademi, bu anlayış ve çerçevede topluma ve kamu erkine karşı görevini ifa ederken, taraf olmadan, salt ülkenin bütünlüğü ve toplumsal yarar ilkelerinden hareket eder. Bildiri de tarafımdan böyle bir anlayışla, kamusal erki eleştiri yoluyla yıpratmak amacıyla değil, barışın oluşturulmasına katkı yaparak toplumsal huzurun tesisi amacıyla imzalanmıştır.    

Bildiriyi imzalarken hakim düşüncem şu olmuştur: Ülke savunması yapan kamusal erkin, yöre insanının ülkeye yönelik siyasi aidiyet bağının zayıflamamasına özen göstermesi gerekir. Zira aksi halde yaşanabilecek bazı üzücü olaylar yaygınlaştırılarak, olumsuz beyan ve düşüncelerin yöre halkı arasında kabul görmesinin yolu açılabilir. Bugün de düşüncem odur ki, bir ülkeyi parçalamada silah kadar, belki de ondan daha da güçlü sosyolojik ve ideolojik aygıt, vatandaşların ülkeye olan siyasi aidiyet duygularının zayıflatılmasıdır. O nedenledir ki; siyasal erkin tüm vatandaşları kucaklayacak davranışıyla ancak ‘kamusal erkin meşruiyeti’ olgusu oluşturulabilir; hukuk sisteminin ise hakkaniyet kuralına uygun çalışmasıyla ancak ‘Adalet mülkün temelidir’ ilkesinin toplumda oturtulabileceğine inanılır. Bu hassas noktaların, binlerce yıl boyunca onlarca medeniyetin konaklandığı ve geçtiği ülkemizde oluşmuş sosyolojik yapının hassasiyetle korunması açısından özellikle önem arz ettiği düşüncesindeyim.”

Bini aşkın akademisyen aylarca soruşturma ve yargı süreci ile meşgul edilerek, ülkenin önemli akademik potansiyeli temel faaliyet alanından uzak tutulmuştur. Amacı sadece ülkede kalıcı barışın ve huzurun sağlanması olan akademisyenleri yargı önüne yığmak, siyasal erkin kendi amacı doğrultusunda, kamusal fonların israfı pahasına, yargı erki ile akademiyi karşı karşıya getirmesinin tipik ve bir o kadar da acı örneğini oluşturmaktadır.

www.evrensel.net