‘Ne olacaksa olsun’ hallerinde ‘çok kötü şeyler olur'


08 Aralık 2017 04:15

Bir gece yarısı yeni bir O-HAL kararnamesi çıkıyor, bir torba yasaya ne varsa dolduruluyor. Sabah MEB, akşam YÖK bir mevzuat değişikliği açıklıyor, her gün “Şu tüzük, bu yönetmelik, şu sınav şekli, bu müfredat değişti” diye sanki Gelibolu’dan daha ağır bir mevzuat saldırısı altında bulunuyoruz, içeriğini bırakın neyin değiştiğini bile takip edecek hallerde değiliz.

Sabah olmadan savcılık binlerce akademisyen hakkında dava açmış bile oluyor. Ana muhalefet lideri de dahil Meclisin bir çeyreğine soruşturmalar, davalar, suç duyuruları, yüzlerce binlerce gözaltı yapılmış bile oluyor.

Her gün onlarca trafik kazası, iş kazası, onlarca tecavüz sakatlanma ölüm oluveriyor bile.

Televizyonlar şak diye program kesiyor, tak diye bir şeyler veriyor. Son dakika… Son dakika… 

Türkiye’nin olağanüstü olmadığı, hatta olağanüstülüğü de geçtik olağan dışı olmadığı bir günü neredeyse yok gibi. Hani bir gün, hani bir sabah güneşin etrafında dönmek dışında, sakin bir güne uyanabilsek, o gün bize çok garip gelecek herhalde. Haletiruhiyemiz “Her an kötü bir şeyler oluyor” modunda; kafayı akşam yastığa koyduğumuzda acaba bugün kaçırdığım daha neler olmuştu, sabah kalkarken de acaba biz kalkmadan neler oldu, noktasına varmış durumdayız. 

İmzacı akademisyon: Bir an önce ne olacaksa olsun diye bekledik ama hiç iyi olmadı

Önce “Bir şey olmaz, bu yasal, hukuki, insani, toplumsal bir duyarlılık”, “bunda ne var”, “Hangi anayasa veya yasaya aykırılık var”, “Bizimkisi iyi bir duyarlılık” havasındaydık. Birkaç gün konuşulur, hedef falan gösteriliriz ama sonuçta bizler insan haklarını, hakkı hukuku, insanlığı savunuyoruz, yaptığımız doğru bir iş, biraz hedef gösterilsek de bundan daha ötesine varmaz hallerindeydik. Disiplin soruşturmaları, sözleşme yenilememeler, ilk atılmalar başladı, giderek ne olacaksa olsun, bir an önce ne olacaksa olsun diye beklemeye başladık, önce açığa alındık, sonra bir OHAL ile tümden atıldık. İlk günlerde hayat devam ediyor modundaydık, ama hayat hiç de öyle kolay gitmiyor, bir çocuk gibi aileye eşe dosta muhtaç duruma düşüyorsunuz. Çocuğunuz varsa işiniz çok daha zor. Artık davalar da açıldı, sanki hepimize “düşman hukuku” uygulanıyor. Bu düşman hukuku dıştakine uygulanırdı, şimdi yurttaşa, bizlere uygulanıyor.

Veli ve öğrenci: Hangi okula nasıl kayıt olacağız, bir an önce neyse artık kesinleştirilsin 

“Çocuğumu hangi okula nasıl kaydettireceğim” veya “Hangi programa yerleşeceğim” kaygısı, sonuçta okuduğu okul ve bitirdiği üniversite programı bütün yaşamında çok nirengi bir işlevde bulunduğundan hem öğrenci hem ailelerin en temel kaygılardan birini oluşturuyor.

Gerek MEB’den gerekse YÖK’den ise her gün yeni mevzuat veya düzenleme kararı duyuruluyor. Artık kamuoyu da bunları izlemekten yorulmuş durumda. Veliler ve öğrenciler içeriği veya metodolojiyi bir yana bırakmış durumda, ilk reaksiyonları: “Yeter artık, doğru yanlış, ne yapacaksanız bir karar verin, biz de ona göre hazırlanalım” noktasında.

‘Ne olacaksa olsun’ her şeyin olabilirliği anlamına geliyor

 Bu haller hiç iyi haller değil maalesef. Çünkü olayların ve saldırıların hızı ve yoğunluğu o kadar artmış ki, artık “denetimi bir yana bıraktım, ne olduğunu bile göremiyorum” noktasında ki, bu nokta toplumsal anominin, anomalinin, anormalliğin en üst aşamasına doğru vardığını gösteriyor.
Demokrasinin en büyük tehditlerinden biri işlerin “olupbittiye” getirilmesidir, “Atı çalan Üsküdar’ı geçti bile.”

Aklın vicdanın sağduyunun yetişemediği hallerdir bunlar.

İşte tam da bu hallerde, “Ne olacaksa olsun” dediğimiz hallerde, artık ne olacaksa olur.

Maalesef her gün bir değişiklik veya mevzuat saldırısı bir yönetim tarzı, biraz daha içerikli ifade edilirse bir “hegemonya” tarzını oluşturuyor. Yapan açısından çok planlı programlı olup çaresiz bırakılan ise halk; yapılmaması gerekenleri yaptırabilmenin en etkili yolu oldu bittiyle çaresiz bırakmak.

Çare ne olacaksa olmasında değil, bilinçli ve iyi olmasında

Biz “Ne olacaksa olsun” dersek “Ne olacaksa bir an önce olur”, aktörlerinin biz olmadığımız böyle durumlarda halk bu olanların kurbanı, mağduru olur.

Böyle bir rejimin adı da en yumuşak formu ile “olağanüstü”, daha kötüsü olağan dışı totaliter olur, faşizm olur.

Ancak siz “olur” demedikçe “Size bir şey yaptırmak” hiç de kolay olmaz, istemezseniz istediğiniz de ne yazık ki hiçbir zaman olmaz. 

Çare basit: Ne olacaksa buna bizler karar vermeli; insan toplum doğa yararına olanı yapmalıyız. Bunun için gerekli olan bilinç, biraz cesaret ve enerji. 

www.evrensel.net