İşçiye mektup: Rüşvet, milli dava ve işçi


07 Aralık 2017 04:29

Sevgili Kardeşim,

Düşüncemiz ne, son seçimde hangi partiye oy verdik-vermedik, fark etmiyor -her şeyin başında işçiyiz.

Belki Metal Direnişinde olduğu gibi bazılarımız AKP’nin kuruculuğunu, MHP’nin örgütçülüğünü yaptık. İçimizde, hatta yakın zamana kadar ve belki de hâlâ C.Bşk. “Yol yaptık, köprü kurduk, Marmaray döşedik” deyip övündüğü ya da Almanya veya şimdiki gibi Amerika’ya “Eyyy...” diye başlayıp saydırdığında göğsü kabaranımız olabilir. Bahçeli “3’ten 5 çıktı, 10 kaldı” hesapları yapıp “demek ki, Amerikan kumpasıymış” dediğinde, hâlâ “Hah, işte devlet adamı böyle olur” diyenimiz de vardır. Kimimiz de Hükümete, bugünkü AKP-MHP ortaklığına el ve oy vermedik, muhalif kaldık.

Ama Allah aşkına bakın şu olan bitene! Bir “millet” ve “milli dava” tutturdular, “Amerika Türkiye’yi hedefe koydu, itibarsızlaştırıyor, aman C.Bşk. ve Hükümetin arkasında toplanalım” çağrısı yapıp rüşvetçiyle milleti karıştırıyorlar! Dava dedikleri milli dava falan değil, rüşvet davası oysa! Adam bakanlara rüşvet vermiş. Türkiye’de yakalanmış, bırakmışlar. Rüşvet yiyen bakanlarla bankacılarda ayakkabı kutularında ele geçen paraları faiziyle geri vermişler. Mahkeme davayı düşürmüş. Mecliste AKP’li vekil çoğunluğuyla eldeki delillerin yakılıp imha edilmesine karar verilmiş. Şimdi Amerika yakalayıp adam mahkemede verdiği rüşvetleri anlatmaya başlayınca “Yalan, külliyen iftira”, “Amerikan kumpası, milli dava, gelin birlikte savunalım” çağrısı yapıyorlar!

Amerika Türkiye’ye kumpası en az 65 yıl önce, Türkiye NATO’ya girdiğinde kurdu. Memleketi üslerle donatıp yer altı-yer üstü ne zenginliğimiz varsa el koymaya başladığında kurdu. Gözleri, rüşvetçi yakalanıp “ötmeye” başladığında mı açıldı!

Akılları başlarına mı geldi? Hiç değilse bugünden itibaren milleti ve milletin çıkarlarını mı savunalım dediler? Ne gezer! Düşündükleri millet değil, kendileri. Cismi küçük, hırsı büyük mü büyük açgözlü bir sermaye grubu ve siyasal temsilcileriyle sözcüleri. Boylarına bakmadan Suriye’yle Irak’ın petrolü ve gazıyla pazarına göz dikip, başta Amerika’yla Rusya olmak üzere büyük emperyalist güçlerin arasından sıyrılmaya çalıştılar. Onlarla “kurtlar sofrası”na oturup fazla pay isteyince, en büyük “kurt” olan Amerika “Dur bakalım, hizaya geç” dedi. Nerede milletin çıkarı?

Konu milletse, işçiler milletin en büyük parçası. Kardeşler, irili-ufaklı atölyelerde çalışanlarımızı da katınca 15 milyonuz. Karı-koca bir de çocuk olsa ortalamamız, 45 milyon eder. Daha kamu emekçileri de var. Çoğunluğuz. Ne çıkarımız var bizim Suriye’de. Irak’ta Musul’la Kerkük’ün petrolü bizim olsa fena mı olur, diyebiliriz? Bedeli ve yedirip yedirtmeyecekleri bir yana, varsayalım ki ordu Kerkük’ü işgal etti -petrolü işçilere mi verecekler? Ama Türk Petrol ama başka şirket, kârlarına kâr katacak, biz işçiler, işsiz kalmazsak, yine kös kös o şirket senin bu şirket benim, üç kuruşa çalışacağız! Enflasyon yine belimizi bükecek, yine iş cinayetine kurban gidip, hastane kapılarında kalacağız. Yine sıkıştıklarında grevlerimizi yasaklayacak, OHAL deyip toplu sözleşmemizi en kötüsüne bağlamayı dayatacaklar.

Söyledik, düşüncelerimiz ve bugüne kadar desteklediğimiz partiler farklı olabilir. Tuttuğumuz futbol takımları da farklı. Ancak bizi biz yapan bir şey de var. Her canlının, yılanın bile bir belkemiği var da, bizim olmaz mı? Düşüncemiz ne olursa olsun, bizim derdimiz ekmeğimiz. Tabii ki işimiz. Emeğimiz yani. Alın terimiz. Siyasetse, yeter demeli ve onun bunun peşine takılmamalı; alın terimizin siyasetini yapmalıyız. Patronlar bir yana, biz bir yana. (Küçük patronlar değil sözünü ettiğimiz, bize benzer biçimde kendi emeğini de katarak küçük dükkanını işletmeye uğraşanlar değil, çıkar ortaklıklarımız var, onlarla anlaşmanın yolunu bulabiliriz.) Kesin olan şu ki, bize işçinin çıkarını savunmak, işçinin siyasetini yapmak yaraşır.

Karar verme zamanı yaklaşıyor. Bakın memleketin haline, “Büyüyoruz” propagandası yapıyorlar, ama her şeyin kötüye gittiğini yaşamımızdan biliyoruz. Türkiye büyüyorsa bile, bize bir yararı yok. Ücretlerimiz eriyor. Çalışma koşullarımız eskisinden iyi değil. (“Ya sabır” çekelim diye, “taşeronu kaldırıyoruz” yalanıyla ağzımıza bir parmak bal çalmaya kalktılar.) Üstüne Amerika’ya karşı gelin peşimize takılın diyorlar!

İş başa düşüyor. Bize bizden başka kimsenin hayrı yok. Patronlar ve partilerinin arkasında değil, işçi sınıf olarak bir araya toplanmalıyız. Milleti ve çıkarlarını da, başkası değil, en iyi biz savunuruz!

www.evrensel.net