İtirafçılar konuştukça ‘aktif dış politika’ dökülüyor!


04 Aralık 2017 05:22

AKP-Erdoğan iktidarı, 2007’de MİT’in (Milli İstihbarat Teşkilatı) görev ve sorumluluk alanlarını genişletmiş, MİT’e dayalı ‘aktif dış politika’ dönemine geçildiğini ilan etmişti. Çünkü Türkiye, “Osmanlı’nın mirasçısıydı” ve ‘aktif dış politika’ “büyük Türkiye’nin olmazsa olmazı”ydı. Bu politika ile Türkiye yeniden bölgenin (Ortadoğu) lider ülkesi olacaktı!

Ancak dış politikanın istihbarat örgütüne terk edilmesi, iktidarın bölgesel hedeflerinin gerçekleştirilmesi için birçok kirli-karanlık ilişki ve pazarlığın önünün açılması anlamına da geliyordu. Aradan geçen 10 yıl boyunca sadece bölgeye değil; Afrika’ya ve Kafkasya-Türki cumhuriyetlere de MİT üzerinden müdahaleler yapılmaya çalışıldı.

Peki, yeni Osmanlıcı hayallerle çıkılan bu yolda 10 yıl sonra geriye dönüp baktığımızda ne görüyoruz?

Türkiye, ‘Bölgesel liderlik’ iddiasıyla aktif dış politik yönelimini ilan ederken Rusya ‘düşman’ ve İran da en büyük ‘bölgesel rakip’ti. Bugün gelinen yerde Rusya ve İran, neredeyse AKP-Erdoğan iktidarının dış politikadaki tek sığınağı haline gelmiş durumdalar. Sadece bu durum bile Türkiye’deki iktidarın yola çıkarken başta ABD olmak üzere kılıcını salladığı güçlerin ayağına nasıl dolandığını ve MİT’in giriştiği her müdahalede nasıl duvara tosladığını görmek için yeter de artar!

Ama iktidarın ‘aktif dış politika’ diyerek ülkeyi nasıl çıkmaz bir yola sürüklediğini gösteren başka gelişmeler de var! ABD’de süren iki davada itirafçıların Türkiye ile ilgili açıklamaları, iktidarın “kumpas”, “komplo” gibi yüksel perdeden itirazlarına rağmen bu aktif dış politikanın nasıl kirli-karanlık ilişki ve pazarlıklarla yürütülmeye çalışıldığını dünya âleme gösterdi.

Biliniyor, Reza Zarrab kısa bir süre tutuklu kaldığı 17-25 Aralık 2013 operasyonlarının ardından çıktığı tv programlarında “200 ton altın ihraç edip Türkiye’ye 25 milyar TL gelir sağladım. Cari açığın yüzde 15’ini ben kapattım” diyen iktidarın el üstünde tuttuğu itibarlı bir ‘işadamı’ idi. Şimdi aynı Zarrab, ABD’de görülen ve Halkbank Eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın BM’nin İran’a yönelik yaptırımlarının yasadışı yollarla delinmesi konusunda yargılandığı davada itirafçı olarak konuşuyor. Zarrab, İran ve Türkiye arasındaki “ticari” ilişkilerini iktidarın bilgisi dahilinde yürüttüğünü; o dönemin bakanlarına ve bakan çocuklarına milyonlarca euro-dolar rüşvet verdiğini söylüyor.

Zarrab’ın itirafları için en dikkat çekici açıklamalardan biri Başbakan Binali Yıldırım’ın “Zaten kendi de ‘Hapisten çıkmanın en kolay yolu satmak’ diyor” sözleriydi. ‘Satış’; yani biri tarafından ihanete uğrama, satılma! Herhalde iktidarın düştüğü durumu bundan daha iyi anlatan bir söz yok!

ABD’de görülen ve Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren bir diğer duruşma da ABD Başkanı Trump’ın Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’in Rusya ve Türkiye ile ilişkiler konusunda FBI’a yalan söylemekle yargılandığı dava idi. Tıpkı Zarrab gibi Flynn de itirafçı oldu. Flynn, itiraflarında 2016’da “Türkiye’nin uluslararası itibarını düzeltmek amacıyla” Türkiye için lobi faaliyetinde bulunmak karşılığında bir şirketten 500 bin dolar aldığını kabul etti.  Öte yandan, Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesi de Fethullah Gülen’in kaçırılarak Türkiye hükümetine teslim edilmesi karşılığında Flynn ve oğluna milyonlarca dolar teklif edildiğine dair iddiaları da gündeme getirdi.

Sadece bunlar da değil. Bugün bir uluslararası yargılamaya konu olmuş olmasa da herhalde bu aktif dış politikanın en zayıf halkasını 2011’den bu yana Suriye’de cihatçı çetelerle geliştirilen ilişkiler ve onlar üzerinden yapılan müdahaleler oluşturuyor. Sadece Suriye’ye gönderilen MİT tırlarının ne taşıdığı ile ilgili haberlerin yapılması bile “casusluk” ve “vatana ihanet” kapsamına alınmıştı-ki CHP Milletvekili Enis Berberoğlu bu “suç”tan 25 yıla mahkûm edilmişti. Oysa 10 Ekim Ankara Barış Mitingi,  5 Haziran Diyarbakır HDP Mitingi ve Suruç katliamları davalarında IŞİD’lilerin itirafları ve açığa çıkan belgeler bile ortada ne kadar derin ve karanlık bir ilişki ağı olduğunu anlamak için yeterince veri sunuyor.

Evet, itirafçılar konuştukça iktidarın aktif dış politikası dökülüyor. Cumhurbaşkanı, başbakan ve iktidarın sözcüleri her fırsatta bu davaların Türkiye’yi sıkıştırmak için kullanıldığını söylüyor ve halkı iktidara sahip çıkmaya çağırıyor. ABD’nin bu davaları iktidarı sıkıştırmak için kullanmaya çalıştığı doğrudur. Ancak en az bunun kadar doğru olan bir başka gerçek de şudur: Dış politikanızı istihbarat örgütünün gizli-karanlık ilişki ve operasyonlarına terk ederseniz bu silahın bir gün size dönmesi de kaçınılmazdır. Dolayısıyla bugün iktidar, ABD ya da başka bir gücün bu davaları kullanabilmesinin suçlusunu dışarıda aramaktan önce dönüp kendi politikalarına bakmalıdır. Ve ayrıca aktif dış politikanıza dair gizli bilgi-belgeler ortalığa dökülünce bunun üstünü örtmek için ne kadar “vatan”, “millet” nutukları atsanız da antiemperyalist olamazsınız! Yani gelinen yerde çözüm iktidarın arkasında saf tutmaktan değil; dış güçlere de umut bağlamadan bu ülkede yaşayan halklar olarak bize büyük bedeller ödeten politikaların sorumlularının hesap vermesini istemekten geçmektedir.

www.evrensel.net
ETİKETLER Reza Zarrab