Diyarbakır 1950


03 Aralık 2017 04:15

“Canımı dilekçeme pul olarak yapıştırdım,” demişti açlık grevine başladığında Nâzım. 12 yıldır içerideydi. Türk Harp Okulu Komutanlığı Mahkemesi ve Donanma Komutanlığı Mahkemesinin toplamda 28 yıl 4 ay olarak bağladığı cezayı yatıyordu. 

Nâzım’ın açlık grevine başlamasıyla oluşan kamuoyu kısa sürede destek eylemlerine başladı. Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat üç gün destek için açlık grevi yaptı. 141-142 mağdurları olarak Nevşehir Cezaevinde yatan tutsaklar Kemal Tahir’in yönlendirmesiyle açlık grevi kararı aldılar. 

Bedri Rahmi, Vâlâ Nurettin, Cahit Sıtkı, Adnan Saygun, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Sadun Aren, Güzin Dino gibi isimler bir imza kampanyası başlatarak açlık grevindeki şaire destek olmak için kolları sıvadı. Ve bunun dışında Türkiye’de ve dünyada çeşitli biçimlerle destek yağdı Nâzım’a.

DİYARBAKIR’DAN NÂZIM’A DESTEK

Cemal Yılmaz Sayılan yaşadığı kent olan Diyarbakır’da Nâzım’a destek için bir bildiri yazmaları ve dağıtmalarını önerdi arkadaşlarına. Dört kişiydiler toplam. İkisi kabul etmedi; şiirlerini elden ele çoğaltıp okudukları şaire destek vermekten çekindiler. Cemal Yılmaz bildiriyi yazacak arkadaşı Naci ile sokağa çıkıp dağıtacaktı.

Nâzım’ın şiirlerini hayranlıkla okuyup sosyalist düşünceyi lise sıralarında benimseyen Cemal Yılmaz “İlim, Mürşit, Fikir ve Sanat Komünizmdedir. Benimseyiniz ve Tahakkuk Ettiriniz!” başlıklı bildiriyi kaleme alarak açlık grevindeki şaire getirdi sözü. Günlerce uğraşıp el yazısıyla yüz adet çoğalttı; yarısını Naci İsken-deroğlu’ya verdi. İki farklı güzergah belirlediler dağıtım için.

1950 yılının1 Mayıs sabahı Fatihpaşa Mahallesi’ndeki evinden çıkıp Yoğurtçu Pazarı’na doğru yürüdü Cemal Yılmaz. Gazi Caddesi’ne çıkan köşede ilk bildiriyi vermesiyle gözaltına alınması bir oldu. Nâzım’a destek vermek istemeyen arkadaşlarının olayı polise ihbar ettiğinden, günlerdir takip edildiğinden ve ilk bildiriyi polise verdiğinden habersizdi. Erkek Sanat Enstitüsünde son sınıf öğrencisiydi gözaltına alındığında.
Naci İskenderoğlu okulu bırakmış, babasının yanında su tesisatı işinde çalışıyordu, o da bildirileri dağıtamadan gözaltına alındı. 

Çarşı Karakoluna götürüldüler; ama iki arkadaşın teması hiçbir şekilde mümkün olmadı orada. Toprak zeminli nezarethanede tutuldu bir süre Cemal. Vilayet binasındaki bodrum katında olmadık işkencelere maruz kaldı günlerce. Malum soruların yanı sıra Ziya Gökalp Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapan Faik Muzaffer Amaç’ın yol gösterip göstermediğini soruyorlardı bir yandan da. Ne de olsa düşünceleri nedeniyle Erzurum’dan sürgün gelmişti Faik Hoca ve böyle bir işte parmağı olmalıydı. Kabul ettiremediler onca zulme rağmen. Nüfus Müdürlüğünün alt katındaki işkenceli sorgu günlerce sürdü. Baskıların süreceğinden belki, sürgün edilmekten bıktığından belki de hukuk fakültesini kazanıp avukat oldu Faik Hoca; Ankara’ya taşındı bir süre sonra.

Dağkapı’dan çıkıp Balıkçılarbaşı’ya doğru yürüyen ve komünizmi telin etmek isteyen güruh bildiriyi haber almıştı ve sinirliydi. Gazi Karakolunun önünden geçtiklerinde konuşmazsa Cemal’i “Bir grup öfkeli gencin” içine atmakla tehdit etti polisler.

Sorgu bitip mahkemeye çıktıklarında karşılaştı Cemal ile Naci. Ayakta duracak gibi değillerdi. Tutuklu yargılanmalarına karar verildi. Üç buçuk aylık tutukluluk süreçleri başladı böylece. Voltada şiir okudular Nâzım’dan. Göğe baktı, karavana paylaştı iki arkadaş. Mahkemeye çıktıklarında kısa bir savunma yaptılar. Avukatları yoktu, resmi kayıtlara öyle geçmedi ama Diyarbakır Barosu “Biz bu komünistlerin davasına bakmayacağız” demişti. Beraat kararı hoşuna gitmedi savcının; itiraz etti. Yargıtaydan dönen dava tekrar başladı. 141-142’den tekrar yargılanan iki arkadaş, iki yıl cezaya çarptırıldı. Karakolda geçen günler, hapiste yattıkları, indisi bindisi dört buçuk ay daha yatmaları gerekiyordu. Yaşı tutmadığı için bu arada kemik testine gönderilmiş, oradan “Yaşı nüfusa küçük yazdırılmış” yazısı da gelince cezadan kurtulamamıştı Cemal Yılmaz. Naci biraz daha alışkındı bu işlere; komünizm propagandası yapmaktan yargılanmışlığı vardı öncesinde.
Değil mi ki mahkemenin yeni hakimi “İbreti alem için ceza görmeleri gerekiyor,” demişti onlar için ve basmıştı cezayı.

Önceden kaldıkları koğuşa gittiler tekrar; kilise tarafındaki koğuşta tamamladılar kalan aylarını.

Yıllar geçtikten sonra torununu yanına alıp kiliseye gitti Cemal Yılmaz. Yattığı koğuşu gösterdi torununa ve Nâzım’dan bir şiir okudu ona.

Geçtiğimiz hafta Antalya’da düzenlenen Konyalatı Kitap Fuarında tanıştım Cemal Yılmaz Sayılan’la. Binlerce ciltten oluşan şiir kitaplığını konuştuk uzun uzun. Şiirden, şairden, hayattan bahsettik. 80 yaşını geride bırakmış nicedir. Manos Kitap’ın standına geldiğinde ne aradığını, ne satın alacağını biliyordu. Uzun uzun inceledi kitapları, listesine bakıp eklemeler çıkartmalar yaptı.

Döndü dolaştı Nâzım’a geldi söz, yukarıda yazdıklarımı anlattı. O anlattıkça ben sordum, ben sordukça o anlattı. 

Cemal Yılmaz Sayılan’ın anlattıklarından ibarettir bu yazı. Aşkolsun!

www.evrensel.net