Genleri bozuk bir rektörün açıklamaları


30 Kasım 2017 04:15

Geçenlerde, lise düzeyine düşürülmüş üniversitelerden birinde “Rektör” koltuğuna oturtulmuş biri, gıda ve ilaç sanayinde kullanılan maddelerin karışımından sözederek, “Helal olmayan katkılar içeren ilaç ve tıbbi cihazların, Müslümanlarca tüketilmesi endişe verici olup, bu durum genlerimizi, geleneklerimizi, inancımızı tehdit etmektedir. Bu hayati meseleyi zaruret kavramıyla geçiştirmemeli ve bir an önce ‘helal ilaç-helal tıbbi malzeme’ konusunda kendi alternatiflerimizi geliştirmeliyiz” şeklinde, bilim ve akıl düşmanı bir açıklama yaptı. 

Olağan koşullarda, ve azçok bilimsellik iddiasındaki bir eğitim sisteminde, böylesi açıklamaları yapan birinin rektör koltuğunda oturması ve üniversite düzeyinde “eğitmenlik” görevinde tutulması bir yana, ilkokul öğretmenliği görevinde bile tutulması mümkün olmazdı. Ne ortaçağda yaşıyoruz ne de karanlıklar zamanlarının el yordamıyla önünü bulmaya çalışan insanlarının döneminde. Genlerin ve geleneklerin, hastalıkların tedavisi için kullanılan ilaçlarla ya da yaşamı sürdürmenin temel beslenme maddelerinin menşei ile bozulduğunu ileri süren hurafelerin üniversite kürsülerinden bu denli cesaretle ve pervasızca savunulması, bu bakımdan olsa olsa, sermayenin devlet iktidarında bulunan “rabia”cı karanlık ideolojinin bilim düşmanı saldırganlıkta katettiği mesafeyi işaret eder. 

Kendi iktidarlarını ve onun yarattığı fırsatları kullanarak ülkeyi talan sofrasına çevirenlerin, taht kavgaları eşliğinde sürdürdükleri yağmayı dini motifli söylemlerle “helal” gösterdikleri, ülkenin temel sanayi ve tarımsal devlet işletmelerini yüksek meblağlı komisyon ve rüşvet payları karşılığı uluslararası sermayeye peşkeş çektikleri bir dönemde, din bezirganlığında birbirleriyle yarışan ve hepsi de “dindar insanlar”ın sorunlarını para kazanma kapısı olarak kullanan binlerce-onbinlerce “adam”, “helal-haram” vaazlarıyla piyasayı doldurdular. Erdoğan iktidarının “hilafet ve saltanat” kutsayıcı politikası, bu iktidarı sözcülerinin hurafeleri esas alan açıklamaları, eğitimin, bütün kademelerinde dini söylem ve iddialara göre yeniden düzenlenmesi, evrim teorisini müfredattan çıkarma ve bilimsel düşünce düşmanlığında sınır tanımama, cehalete açık övgüler ve “Cübbeli Ahmet” türünden “adamlar”ın terlikten kefene, yeme-içmeden giyinmeye, hemen her şeyi dinle ilişkilendirerek onlardan para kazanmayı meslek edindikleri bir toplumda ve dönemde, bunların birer “militanı” olarak üniversitelerde ve liselerde akademik ünvan kazandırılmış olanlarının böylesine serbestçe at oynatmaları çok da şaşırtıcı olmuyor. Ama şurası da bir gerçektir ki, bu türden açıklamaların böylesine pervasızca ve birbirleri ardına süreklileştirilmeleriyle amaçlanan, aynı zamanda “bunların hangisiyle uğraşalım!” türünden bıktırıcı bir ruh halini topluma egemen kılmaktır. Kullanılan ilaçlarla tüketilen gıda maddelerinin “yabancı menşeeli” olmasını geleneklerin ve genlerin bozulmasına neden sayan “kafa”ların eğitim sistemini zaptettikleri böylesi dönemlerde, “Cinden korkarsınız” diye kadın ve kızların gözlerini bantlayıp, anne-babalarının yanında ya da onları dışarı çıkarmaya ikna ederek tecavüz etme olaylarının çoğalması niye mümkün olmasın? “Beş yaşındaki kız çocuğuyla evlenilebilir” diyen sapıkların din adına piyasa yaptıkları bir ülkede, ülkeyi yönetenler, bu türden eylemlere ve açıklamalara karşı herhanği bir yaptırımda bulunmuyorlarsa, bu türden olayların çoğalması ve daha da tehlikeli olacak şekilde kanıksanması kaçınılmaz hale gelir.

Yukarıdaki açıklamayı yapan “rektör”e yenileri de katılabilirler. Toplumun resmi diğer çeşitli kurumlarından başkaca yetkililer de benzer açıklamalar yapabilirler. Bu, tıpkı, her yıl yüzlercesi katledilen kadınların durumunu bile bile, yargıçların birbiri ardına bu cinayetleri teşvik anlamına gelen kararlar vermeye devam etmelerine benzer. Milyar dolarlık varlığa sahip “din adamları“nın bilim düşmanı ve insan aklıyla alay eden hurafeleri ölçü olarak yaptıkları “haram-helâl“ kıyaslamalı açıklamalarının daha fazla yoğunlaşmasının önünde de burjuva devlet iktidarı ‘düzlemi’nde bir engel yoktur. Onlar aksine, iktidarı ve yedeklikleri olarak hep birlikte “helâl-haram”-“milli ve yerli” söylemiyle halk kitlelerini aldatmaya ve aldanmış yığınlar halinde yedeklemeye çalışmaktadırlar. Gizledikleri ya da gizlemeye çalıştıkları ise, paraları, servetleri, lüks yaşamları, milyonluk ve milyarlık evleri-sarayları-vilalarının bu “gayrı milli” ve “haram” dedikleri kazanç kapıları ve güçlerle içiçeliği-göbekten bağlılığı ve bağımlılığıdır. On milyonlarca işçi ve emekçinin yaşamıyla, ancak onları aldatmak ve sırtlarından inmeksizin saltanatlarını sürdürmek, daha fazla zenginleşmek, ülkenin zenginlik kaynaklarını yağmalamak ve çocuklarına-torunlarına ve onların devamcısı olacaklarını düşündüklerine dışarıda büyük zenginlikler sağlamaktır. Bilimsel gelişmelerden sömürmek ve zenginleşmek için faydalanan bu çevreler, sıra emekçilere geldiğinde bilimin ürünlerini “haram“ diye göstermekten kaçınmazlar. “Cehennemde yanmayan kefen” satan, “rüyasında peygamber görme”ye terlik çıkaran “Cübbeli Ahmet” ile, “haram-helâl” ilaç ayrımından sözeden rektör kılıklı adamın, ya da “Rabia” işaretiyle pirim yapmaya çalışan siyasal rantçı iktidar sahiplerinin topluma hakimiyet dönemidir bu dönem.

Ve böylesi dönemlerden, ancak bilim ve aklın gücüyle, yaşamın gerçekliklerinden hareketle, sömürülüp-ezilenin tarihsel eylemiyle birlikte gelişen bilimsel ilerleme ve düşüncelerin yol göstericiliğinde, aydınlanmış ve sömürü sistemine karşı mücadeleye uyanmış bütün emekçilerin birleşik gücüyle çıkılabilir. Bunun içinde, bugün aydınlatıcı siyasal teşhir ve örgütlü mücadelenin önemini daha da artırmıştır. 

www.evrensel.net