Yangın yerinden mahkemeye verilen yazar


26 Kasım 2017 04:57

Fatih yangın yerinde üç haftalık bir çocuk bulunmuştur. Göğsündeki yaftada Müslüman olduğu, adının Mehmet Şeyda olduğu yazılıdır. Bedbaht ana, bulanın, çocuğu darülacezeye, kimsesizler yurduna bırakılmasını rica ediyor.”

Bir batılılaşma hevesinin alıp başını gittiği iddia edilebilir, evet. Osmanlı’dan devşirme aydınlar, yüksek rütbeli subaylar, memurlar ve hocalardan oluşan yeni meclisin üyeleri “önemli değişimler” yapacaklarını düşünüyorlardı; ama ortada bir devrim düşüncesinin olduğunu dile getiremezdi kimse. Mustafa Kemal’in etrafındakiler “yeni Türkiye”den bahsediyor, halkçılıktan dem vuruyorlardı. Dönemin Adliye Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) handiyse sınıfsız bir toplum hevesiyle dile getirir gibiydi düşüncelerini ama öte yandan meclis üyeleri işçi ve köylülerin sıradan, basit haklarını savunmalarına karşı olmadık tedbirler almaya çalışıyordu.

Mustafa Kemal, muhalefetin sesinden daha gür bir ses çıkarmak için İstanbul’da bir gazete çıkarılmasını istedi ve Nadir Nadi’yi de bu gazeteyi çıkarmakla görevlendirdi. Cumhuriyet gazetesi 24 Mayıs 1924’te yayın hayatına başladı. Kâzım Karabekir 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Partisini kurunca Cumhuriyet Halk Partisi ile aralarında süren tartışmanın boyutu bir savaş halini aldı. Cumhuriyet’in kadrosunda Zekeriya Sertel ile Nebizade Hamdi de vardı.

Sabiha Sertel bu gazetede günlük fıkralar yazacak, saltanat ile yeni cumhuriyet arasındaki benzerliklere değinerek sosyal adaletin sesi olacaktı.

Memleket yukarıdaki özetle biçim bulmaya çalışırken, üç haftalık oğlunu yangın yerine bırakan annenin dramını yazmaya karar verdi Sabiha Sertel. Söz konusu anne bulunmuş, çıkarıldığı savcılıkta yaşadıklarını anlatmıştı: “Dört çocuğum var. Kocam reji tütün fabrikasında çalışırdı, işten çıkardılar. Altı aydır işsiz. Beşinci çocuğum dünyaya geliyordu. Ona bakacak takatimiz yok-tu. Ben çocuğu doğduktan üç hafta sonra yangın yerine bıraktım.”

Tevfik Fikret’tin “Küçük Aile” şiirinden “Bir fazla tabak sofrayı bir dağ gibi ezdi” dizesini ödünç alarak anneyi yazdı Sabiha Sertel. İşsiz babanın ve yoksul ailenin dramına değindi. Meselenin bir sosyal facia olduğunu belirtip bedbaht annenin değil, bu meseleden toplumun sorumlu olduğunu dile getirdi.

Savcının çağrı göndermesi uzun sürmedi. Birkaç gün sonra “Cumhuriyet rejimini tenkit ve sınıflar arasına nifak sokmak” maksadıyla yazdığı iddia edilen yazıdan dolayı savcının karşısındaydı Sabiha Sertel. Tevfik Fikret’in şiirini saltanat devrinde yazdığını anımsattı savcıya, fakat bir fazla tabağın Cumhuriyet rejiminde de masayı “Bir dağ gibi ezdi”ğini dile getirdi.

Ankara’daki idarecilerin ağzından “sosyal adalet” düşmüyordu ya sosyal bir olayın nedenleri üzerine gittiği için Sabiha Sertel’i mahkemeye verdi savcı.

Zamanında İttihat ve Terakki Partisinin merkezi olan konakta kurulan Cumhuriyet gazetesinde, Nadir Nadi’nin odasındaydı Sabiha Sertel; yazısı üzerine konuşuyorlardı. Demoktatik rejim yanlısı olduğunu dile getiriyordu Sertel. “Çocuğunu yangın yerine bırakan kadının demokrasiyle ne alakası var?” diye soruyordu Nadir Bey. Sosyal mekanizmanın işlemediğini, asıl bunu eleştirdiğini, demokrasinin Meclis duvarına asılmış bir yaftadan ibaret olamayacağını dile getirdi Sabiha Hanım. “Bu daha fena, bu daha fena…” diye karşılık verdi Nadir Nadi, yazılarına biraz daha dikkat etmesini tavsiye etti.

Bir zaman sonra mahkeme kapısından içeri girdiğinde içinde hiç tereddütü yoktu Sabiha Sertel’in. Yazdıklarının suç unsuru olacağını düşünmüyordu. O çocuğu yangın yerine kendisi atmamıştı nihayetinde. 

Yazıyı ne maksatla yazdığını soran hakime, daha önce savcıya verdiği ifadenin aynısını verdi. Annenin cürüm işlemesine neden olan toplumsal çıkmazı sorguladı mahkemede. Benzer olayların üstüne gitmenin, çare aramanın, tedbir ve tavsiyelerde bulunmaya çalışmanın suç olamayacağını; eğer bu suçsa işlemeye devam edeceğini söyledi. “Mahkeme kapısına asılan adalet terazisi, sosyal olayları bu bakımdan tartmalıdır” cümlesiyle tamamladı savunmasını.

Savcı, “rejimin tenkidi” iddiasında ısrarcıydı. İşçi ile patron ve sendikalar arasına nifak soktuğunu iddia ediyordu Sertel’in. 

Mahkemenin başka bir güne ertelenmesini istedi hakim, avukat tutmaya bile gerek görmeyen Sabiha Hanım buna da karşı geldi. Davanın savunulduğunu anımsattı, yazıyla maksadının ne olduğunu bir kez daha yineledi. Savcının iddialarının tamamen Ankara’ya yaranmak maksadıyla kaleme alındığını, kanıtlanmadıktan sonra suç unsuru taşımayacağını, mahkemenin ertelenmemesini istedi Sabiha Sertel ve ekledi: “Bu yazıda hukuk bakımından bir suç var mıdır, yok mudur, bunun kararını adaleti yerine getirmekle görevli yargıçlar verecektir. Benim başka bir diyeceğim yoktur.”

Mahkeme heyeti kendi aralarında konuşmak üzere yan odaya geçti, yarım saat sonra döndüklerinde yazının ağır bir üslupla yazıldığını ama kötü bir niyet taşımadığını, bu nedenle de Sabiha Sertel’in beraatine karar verildiğini açıkladı. 

“Roman Gibi” adlı kitabında soruşturmanın beraat kararıyla ilgili son cümleleri şöyledir Sabiha Sertel’in: “Ben kurtuldum. Fakat sefalet yüzünden, işsizlik yüzünde çocuklarını yangın yerine atmak zorunda kalan analar kurtulmadılar.”

 

www.evrensel.net