Bumerang


24 Kasım 2017 03:28

Rusya’nın Soçi kentinde Rusya, Türkiye ve İran liderlerinin katıldığı Suriye zirvesinin ardından yayımlanan ortak bildiride tarafların siyasi çözüm konusunda anlaştığı açıklandı. Ancak zirvenin ardından Putin, Ruhani ve Erdoğan’ın yaptıkları açıklamalara bakıldığında ise, Suriye’de siyasi çözümün en kritik noktasında anlaşmazlığın devam ettiği görüldü.

Nedir en kritik nokta? 

Elbette Kürtlerin bu sürecin içinde yer alıp almayacakları konusudur.

Putin, çözüm amacıyla toplanacak ‘Suriye Halkları Kongresine bütün tarafların katılımını sağlayacaklarını söylerken, Erdoğan da “Bir terör örgütüyle aynı çatı altında olmamızı bizden kimse beklememelidir” sözleriyle Kürtlerin süreçten dışlanması konusundaki ısrarını ortaya koydu. Putin’in Sözcüsü Peskov da konu ile ilgili bir soruya, Soçi’de Kürtlerin Suriye Halkları Kongresine katılımının konuşulduğunu, Rusya’nın katılımın kapsayıcı olmasından yana olduğunu ama bu konuda Türkiye ile anlaşmazlığın devam ettiğini söyledi. 

Bugün Rojava-Kuzey Suriye’nin büyük bölümünün Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) elinde olduğu ve SDG’nin en büyük gücünü Kürtlerin (PYD/YPG) oluşturduğu biliniyor. Dahası SDG’nin en büyük destekçisinin ABD olduğu da bir sır değil. Dolayısıyla eğer Suriye’de bir siyasi çözümden söz edilecekse bu çözümün Kürtler olmadan sağlanmasının mümkün olmadığını söylemek için öyle derin analizler yapmak gerekmiyor. 

Ama ortada garip bir durum var gibi. Rusya, her fırsatta “Suriye’de Kürtler olmadan siyasi çözüm mümkün değil” diyor; Erdoğan iktidarı ise, “Kürtler varsa ben yokum” yanıtını veriyor. Ama ne Rusya Türkiye’den, ne de Türkiye Rusya’dan vazgeçebiliyor. Çünkü Rusya, Türkiye’yi kaybetmek istemiyor. Erdoğan iktidarının ise, gelinen yerde elinde fazla seçeneği bulunmuyor.

Rusya, Türkiye’den vazgeçmek istemiyor; çünkü Suriye’de cihatçı grupların tasfiye edilip siyasi sürecin bir parçası haline getirilmesinde Türkiye’ye önemli bir rol biçiyor. Bugün Türkiye’nin cihatçı grupların son kalesi İdlib’de “çatışmasızlık bölgeleri” oluşturulması kapsamında görev üstelenmiş olması da bunu kanıtlıyor. Öte yandan Rusya, her ne kadar Fırat Kalkanı operasyonuna olur verip Türkiye’nin Kürtler üzerinde baskı oluşturmasına göz yummuş olsa da -ki bu durum Rusya’nın da işine geliyordu- bugün bu müdahalenin derinleşmesinin kendi işini zorlaştıracağının farkında. Burada KCK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan’ın geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin olası Afrin operasyonu konusunda yaptığı açıklamayı hatırlatmak gerekiyor. Karayılan, böylesi bir müdahaleyi Türkiye’nin yanı sıra Rusya’nın Kürtlere yönelik saldırısı olarak değerlendireceklerini söylüyor. Dolayısıyla Kürtlere yönelik askeri bir müdahale, Kürtlerin Rusya ile diyalog kapılarını kapatacak ve Rojava-Kuzey Suriye’de ABD etkisini hiç olmadığı kadar arttıracaktır. Daha da önemlisi SDG ile çatışma, Rusya’nın Suriye’de 2015’ten bu yana bin bir zorlukla elde ettiği inisiyatifi de tehlikeye atmak anlamına gelecektir.

Bu bakımdan Rusya Türkiye’yi kaybetmek istememesi, Türkiye’nin Kürtlere yönelik müdahale politikalarına izin vereceği anlamına gelmiyor. Aksine Rusya, Erdoğan iktidarının gidecek fazla bir yeri olmadığını gördüğü için Türkiye ile ilişkilerini kendi çıkarı doğrultusunda sürdürüyor ama öte yandan da Türkiye’ye rağmen Suriye’de Kürtlerin parçası olacakları bir çözüm için adımlar atıyor.

11 Kasım’da Vietnam’da Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) toplantısında görüşen Putin ve Trump, Suriye’de siyasi çözüm konusunda uzlaştıklarını açıklamışlardı. Bu uzlaşmanın en tartışma götürmez noktası, siyasi çözüm sürecinin en önemli taraflarından birinin Suriye Kürtleri olduğunun kabulü idi. Zaten ABD’nin Suriye’deki sürece dahil olmak bakımından Kürtler dışında bir dayanağının kalmadığı herkesin malumu. 

Bu tablo, aynı zaman da Erdoğan iktidarının Kürt karşıtlığı üzerine kurulu bölge politikasında manevra yapma olanağının ne kadar daraldığını da gösteriyor. Yüzünü ABD’ye de -ki bugünkü siyasi koşullarda ABD ile anlaşmasının ne kadar mümkün olup olmadığı başka bir tartışma konusu- Rusya’ya da dönse karşısına Suriye’nin geleceğinde kimsenin göz ardı edemeyeceği bir siyasi güç olarak Kürtler çıkıyor. İşte Türkiye’deki iktidar böylesi koşullarda Rusya’dan istediğini alması mümkün olmasa da tamamen oyun dışında kalmamak için Rusya’ya tutunmaya çalışıyor.

Ancak Kürt sorununun tarihinde olmadığı kadar bölgeselleştiği (uluslararasılaştığı) ve Kürt sorunuyla ilgili farklı parçalardaki gelişmelerin tarihinde olmadığı kadar birbirini etkilediği bugünkü koşullarda Türkiye’nin Suriye’de sürdürmeye çalıştığı Kürt karşıtı politikanın bir bumerang gibi kendisine dönmesi de kaçınılmaz görünüyor!

www.evrensel.net