Beklentiler büyürken...


24 Kasım 2017 03:19

Beşiktaş, artık kesinlikle ciddiye alınması gereken bir Avrupa takımı olduğunu bir kez daha gösterdi. Bunun işaretlerini zaten daha geçen seneden vermeye başlamıştı siyah-beyazlı ekip. Porto karşısındaki yüksek öz güven, motivasyon, dayanışma ruhu ve konsantrasyon Beşiktaş’ın bundan sonraki turda da, rakibi kim olursa olsun başa baş mücadele edeceğine ve iyi işler yapacağına dair beklentileri büyütüyor.

Ulaşılan seviyede en büyük pay hiç kuşkusuz, ciddi harcamalar yapılarak, diğer bir deyişle ürküntü verecek boyutta borçlanma pahasına oluşturulan kadroya ait. Lakin iş, futbolcu transfer etmekle bitmiyor. O futbolculardan -ki aralarında dengesiz, kaprisli ve sorun çıkarmaya yatkın karakterli olanlar da var- uyumlu bir takım yaratmak kolay iş değil. Bu bakımdan Şenol Güneş’e de hakkını teslim etmek gerek. 

Başarıyı pahalı oyuncularla kovalamak da bir yöntem elbette. Öte yandan, ekonomik olanakların elverebilirliğinin ve yaş faktörünün, elde edilen başarının kalıcı olabilmesinde belirleyici rol oynadığı unutulmamalı. Başka bir deyişle başarıyı istikrarla taçlandırıp iz bırakıcı hale getirebilmek için geleceği düşünmek ve ekonomik kaynakların harcama yönünü gençlere çevirmek şart... 

Grubu ilk sırada bitirmesi, Beşiktaş’ın eksiklerinin, zaaflarının  gözden kaçırılmasına neden olmamalı. Şampiyonlar Ligi’nde daha yukarılara tırmanmak eksiklerin farkında olunması ve elbette giderilmesiyle mümkün. Beşiktaş her şeyden önce, çok daha az top kaybıyla oynamayı başarmalı. Seviye yükseldikçe top kayıplarını telafi etme şansı azalıyor. Porto maçının ikinci yarısında yaklaşık 10 dakika süren ve bu sürede neredeyse rakibine top göstermeyen bol paslı oyunu daha geniş zaman aralığına yayabildiği ölçüde Beşiktaş’ın hedefine ulaşma şansı artacaktır. Topa uzun süreli sahip olmak, modern futbolun temel hedefleri arasında. Futbol artık topa sahip olmanın değeri çok daha iyi bilinerek oynanıyor. Bu nedenle, kalecilerin oyunu uzun vuruşlarla başlatmasına bile pek sık rastlanmıyor. Böylesi vuruşlar sonucunda topun rakibe geçme ihtimali yüksek çünkü. Oyun, mümkün olduğunca geriden kurularak, yani kağıt üzerinde tasarlanan haline uygun biçimde oynanmaya çalışılıyor.

Oyuncu bazında, topu kaybetmeme konusunda Babel çok iyi bir örnek. Babel, hücum hattında oynamasına karşın -ki burası en çok top kaybı yapılan bölgedir- kolay kolay top kaybetmiyor. Basit oynuyor, mecbur kalmadıkça riske girmiyor. Topu mutlaka arkadaşlarına kazandırıyor ya da rakip kaleyi yoklayarak atağı sonlandırıyor. Kısacası akıllı oynuyor ve takımına o an neyin en yararlı olacağını çok iyi kestirebiliyor. Quaresma ise bu konuda tam tersine kötü bir örnek. Bireysel şov ya da gereksiz yere çalım atma uğruna çok sayıda top kaybı yapıyor. Aynı sebeplerle oyalanıp zaman kaybetmesi de başka bir sorun. Sıra dışı bir yeteneğe sahip olmasına karşın kötü vuruşlarla pek çok korneri heba ediyor. Ayağını saçma sapan “şov” vuruşlarına alıştırdığı için topa düzgün vurmayı unutmuş gibi adeta. 

Şampiyonlar Ligi’nde bundan sonraki maçlarda bulunacak gol pozisyonu sayısı önceki maçlara göre çok daha az olacak. Bu nedenle kornerler başta olmak üzere duran topları etkili kullanmak çok önemli. Topa sahip olmak kadar duran topların değeri de bilinmeli...

Pepe de uzun pas atma hevesi yüzünden fazla top kaybı yapıyor. Öncelikle uzun pası değil, kısa hazırlık paslarıyla topu orta sahadaki arkadaşlarına aktarmayı ve oyunun kurulmasına katkıda bulunmayı düşünmeli...

Beşiktaş, top kayıplarını en aza indirir, topa sahip olma süresini uzatır ve duran topları da etkili kullanabilirse engelleri daha rahat aşabilir. Takımın, bunları gerçekleştirebilecek kalitede/kapasitede oyunculara sahip olması umutları diri tutuyor. 

Tabii bir de gruptan birinci olarak çıkmanın sevincini, coşkusunu abartmamak lazım. Abartılı coşku dalgası, yaratacağı doygunluk ve yeterlilik duygularıyla birlikte futbolcuların konsantrasyonlarını olumsuz etkileyebilir.

www.evrensel.net