12 Haziran seçimleri üzerine


15 Haziran 2011 10:10

2011 Haziran Genel Seçim sonuçları, seçim öncesi “kamuoyu araştırmaları”nı, CHP’nin alacağı oya ilişkin daha abartılı tahminler ile AKP’nin oy oranını daha düşük gösteren veriler dışında hemen hemen doğrulamış oldu.

Bu seçimlerin emek ve sermaye güçleri-”cephesi” açısından anlamının “doğru okunması” için, oyların ve seçilen milletvekili sayılarının partilere göre dağılımıyla birlikte bu dağılımın seçmen nüfusunun ulusal ve sınıfsal bileşimiyle bağı gibi başlıca iki en önemli belirleyenin esas alınarak değerlendirilmesi gerekir.

AKP’YE DESTEĞİN ETKENLERİ

Seçim sonuçları, yürüttüğü saldırı politikalarına rağmen iktidar partisinin sadece sermaye güçlerinin büyük bir kesiminin değil, işçi sınıfı ve emekçiler kitlesinin önemli bir kesiminin desteğini de aldığını gösteriyor. İstanbul, Bursa, Antep, İzmit, Zonguldak, Adana gibi başlıca işçi kentlerindeki oy dağılımı buna işaret ediyor.

AKP Hükümeti işçi sınıfının, kent ve kır yoksullarının, Kürt ulusunun, baskı altındaki mezhep ve inanç gruplarından insanların durumunun genel olarak daha da kötüleşmesine yol açan bir program uygulamasına rağmen, oy kullanan seçmenlerin yarısının desteğini nasıl alabilmiştir?

Birçok etkenden söz etmek mümkün olmakla birlikte bunların bizce en önemlileri şöyle sıralanabilir:  
a- Türkiye ekonomisi, kapitalizmin son dünya krizinden başlıca kapitalist ülkelerin etkilendiğinden daha az etkilenmiş, 1998 ve 2001 yıllarında yaşanan büyük tahribatın ardından toparlanma ve büyüme eğilimine giren ekonomi dış para akışında görülen artış ve özelleştirmeler sonucu sağlanan büyükçe bir kaynağın kullanımıyla desteklenmiş; yüksek KDV ödemeleri ve işçi ücretlerinden yapılan kesintilerle sağlanan milyarlarca doları el altında tutan hükümet “kemer sıkma” politikalarını yayarak ve bir ölçüde esneterek sürdürme olanağı bulmuş ve böylece daha rahat hareket edebilmiştir. Ülke kaynaklarını peşkeş çekerek sağladığı kaynağı ve yüksek faiz ödemeleriyle çektiği dış sermayeyi -bu önemli bir kullanılabilir kaynak oluşturmuştur-, tekeller başta olmak üzere sermaye yararına kullanırken, yüksek enflasyon oranlarının düşürülmesi ve “enflasyon oranında ücret ve maaş artışı”, sağlık sisteminde henüz ağır sonuçlarının halk kitleleri tarafından yaşanarak görülmediği değişiklikler, her kademede paralı eğitimin “okul çantası, kalem, defter dağıtımı” ile maskelenmesi, imam hatipleri serbest bırakma, her ilde bir “üniversite” kuruluşu vb. uygulamalar halkın bir kesimi tarafından “önemli ve yararlı değişiklikler” olarak görülmüştür. Kapitalist sömürü için zorunlu sermaye hareketleri, yatırımlar, faiz oyunları, tekeller arası rekabet ve pazar mücadelesinde devlet güç ve olanakları sermaye gruplarının emrine verilerek sağlanan arpalık artışı “ülke ve vatandaş yararı”yla ilişkilendirilerek emekçilerin küçümsenemez bir kesimini buna inandırılabilmiştir.
b- AKP muhafazakar ve milliyetçi gelenek-görenek-görüş ve anlayışların örgütlenmesi üzerinden politika ve örgütlenmesini sürdüren, dinsel ön yargı ve milliyetçi duygu ve düşüncelerin istismarını daha ileriden gerçekleştirerek burjuva, küçük burjuva milliyetçiliğini yedeklemede öteki sermaye partilerini geride bırakmayı başardı. Kuran-ezan-cami sömürücülüğü geleneğini sürdürdü. Kılıçdaroğlu’nun Alevi inancından geliyor olmasından hareketle CHP’nin, Kürt ulusal mücadelesine karşı dini bir silah olarak kullanma politikalarına karşı geliştirdiği tutum nedeniyle BDP’yi “dinsizlik”le vurmaya çalıştı. Din istismarcılığı devlet güçleri eliyle ve AKP’nin etkisini artırmak üzere pervasızca yürütüldü. Diyanet İşleri Başkanlığı, AKP ve hükümetinin politikasına dolaysızca güç vermek üzere “Ezan Arapça’dan başka dilde okunamaz” açıklamasıyla kampanyaya katıldı.
c- Erdoğan’ın, Beyaz Saray diktatörlerinden esin alan “Balkon Konuşması”nda Osmanlı padişahı edasıyla yinelediği ve seçim öncesi dönemde sürdürdüğü, “Şark’tan Garb’a, Cenup’ten Simal’e” tüm halkları “tebaa” sayan Lübnan-Suriye-Tunus’tan Balkan ülkeleri ve Kafkas cumhuriyetlerine “büyük Türk dünyası” haritası çizmesi Türk milliyetçiliği etkisindeki kitleleri “kucaklayan” bir etki yaratabildi. Hükümetin izlediği dış politikanın ülkeyi ve halkını büyük riskler altına sokan niteliğini göremeyen kitleler, bu politikayı “Türkiye’nin, bölgenin büyüyen gücü olması ve uluslararası etkisinin artması”nın göstergesi saymışlar, bunu hükümet ve partisinin başarısına bağlamışlardır. Başbakanın Fransızlara ya da İsrail yöneticilerine “Gizlice el pençe dururken” açıkta efelenmesi, itilen-kakılan ülke imajının “Kafa tutan ülke haline gelmesi”nin işareti sayılmış ve bundan çıkarılan pay oya tahvil edilmiştir. Erdoğan ve partisi, izlediği dış politikayla ve Kürt düşmanlığını tırmandırarak Türk küçük burjuva, burjuva kesimleri içinde hâlâ önemli bir etkiye sahip olan şoven milliyetçiliği yedeklemede diğer gerici partileri ‘geride bırakmayı başardı.
d- Devlet kurumlarına hakim olması AKP ve hükümetine büyük bir avantaj sağlamış, olanaklarını pervasızca ve hiçbir sınır tanımaksızın kullanmış, kendisine dolaysız bağlı olanları başta gelmek üzere çok sayıda televizyon ve gazeteyi seferber ederek yürüttüğü kara propagandayla kitlelere yönelik saldırıları dahi onların yararına göstermede küçümsenemez ölçüde başarı sağlayabilmiştir.
e- Burjuva muhalefetin cılızlığı ve inandırıcılıktan uzak olması hükümet ve partisinin bir diğer avantajı olmuştur.

HALK MUHALEFETININ ODAĞI OLARAK BLOKUN SORUMLULUGU

Bütün bunlara rağmen büyük bir halk kitlesi AKP ve hükümetinin uyguladığı devlet politikalarına hayır diyebildi. Halkın sosyal ve siyasal taleplerinin sözünü önceki dönemlere göre daha yoğun şekilde ederek reformlar vaadinde bulunan CHP’nin oy desteği yüzde 5 oranında artarken, Kürt ulusunun ve tüm milliyetlerden emekçilerin taleplerini sahiplenerek, devlet-hükümet politikalarına muhalefeti temsilen seçimlere katılan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku ise oylarını ve milletvekili sayılarını arttırmakla kalmadı, mücadelenin büyütülmesinin yol ve araçlarına ilişkin düşüncelere katkıda da bulundu.

‘Blok’, Kürtler başta olmak üzere halkın şu ya da bu oranda örgütlü kesimlerinin küçümsenemez bir bölümünün etrafında bir araya geldiği “güç odağı” olmasına karşın, elde ettiği başarıyla katılabilecek daha geniş kesimleri kucaklayarak genişlemesi durumunda, sömürülen ve ezilenlerin hükümete ve sermayeye karşı mücadelesini daha büyük bir güç ve kuvvetle ilerletebileceğini göstermiş oldu. Sadece ‘Blok güçleri’ için değil, halihazırda ‘Blok’ dışında bulunan/duran örgütlü örgütsüz kesimler, sendika, kitle örgütü, parti, dernek ve diğerleri için de böylesi bir güç merkezi oluşturma ihtiyacı konusunda bir kez daha uyarıcı olma işlevi gördü.

Adı kitle katliamlarıyla anılan bir partinin yüzde 13 oy alması ve AKP’nin halk karşıtı çizgisi ve uygulamalarına rağmen yüzde 50 destek görmesi, emekçilerin karşı karşıya bulundukları tehdidin ciddi boyutlarına işaret ediyor.

Çalışabilir nüfusun yüzde 14’ünün işsiz, beş milyon kişinin 570-600 lira ücretle çalıştığı, kayıt dışı çalışmanın yaygın, 15-29 yaş arası gençlerin yüzde 27’sinin işsiz, eğitimin her kademede paralı, eğitim ve sağlık emekçilerinin baskı cenderesinde, 15 milyon kişinin yoksulluk sınırında yaşadığı ve en zengin yüzde 20’lik kesimin ülke toplam gelirinin yüzde 48’ine el koyduğu, en alt(yoksul) yüzde 20’lik kesimin ise ancak yüzde 5.6’yı paylaştığı bir ülkede, bu politikaların uygulayıcısı hükümetin aldığı destek, karşı karşıya olunan tehditlerin yanı sıra sömürülen ve ezilen on milyonlarca emekçiye karşı sorumluluğumuza da işaret ediyor.  

Hükümet partisinin emperyalizm yanlısı, uluslararası sermayenin çıkarlarını esas alan baskıcı politikalarına karşı gerçek muhalefeti temsil eden Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku ve ilerici-devrimci grup, parti ve kesimler, bu muhalefetin işçi sınıfı ve emekçilerin taleplerinin kararlılıkla savunulması temelinde ilerletilmesi ve sermaye ve güçlerine karşı eylem içinde birleştirilmesiyle yükümlüdürler. Siyasal eylem birliği güçlendirilerek sürdürülmelidir.
Sınıf bilincine ulaşmış işçi ve emekçi, işçi sınıfı partisi ve ana gücünü BDP’nin oluşturduğu, Kürt ulusal mücadelesine ve işçi sınıfıyla kent-kır emekçilerinin en ileri kesimlerine dayanan EBD Bloku ile ‘Blok’a katılması ihtiyaç olan ancak henüz dışında duran sendika, kitle örgütü, parti ve örgütler bu sorumluluğa uygun hareket etmek durumundadırlar.

evrensel.net
www.evrensel.net