Minyatür Ortadoğu


23 Kasım 2017 04:56

Lübnan Başbakanı Saad Hariri, 4 Kasım’da Suudi Arabistan-Riyad’da yaptığı basın açıklamasında istifa ettiğini duyurduğundan beri Lübnan gergin. 

Saad Hariri, Lübnan içinden yapılan çağrılar, Fransa ve Mısır’ın ara buluculuğu, ABD ve Rusya’nın “Lübnan’ın istikrarı ve bütünlüğü” açıklamalarının ardından nihayet önceki gece Beyrut’a döndü. Ülkenin Fransız mandasından kurtuluşunun 74. yıl dönümü kutlamalarına katıldı, ancak Lübnan gibi Hariri’nin geleceğine dair de onlarca soru cevapsız. Lübnan açısından işin kötüsü şu; bu kriz, Lübnan’ın iç anlaşmazlıklarından doğan bir krizden çok daha fazlası. 

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aon ve iç siyasi çevreler krizin iç kaosa dönüşmesine engel olmaya çalışıyor. En azından Hariri’nin istifasının ardından normalde birbirlerine karşı çok ağır ithamlarda bulunmaktan çekinmeyen, hatta geçmişte çatışmış olan siyasi taraflar söylemlerini yumuşattı. Lübnan yakın tarihinde pek örneği olmayan bu “İç siyasetteki ağır isimlerin ortak fikir etrafında hareket etmesi” hali, zaten bölünmüş olan toplumun iyice ayrışmasına şimdilik engel oluyor. 

İç savaş senaryosu şimdilik oldukça zayıf görünüyor. Kim kiminle savaşacak? Geçmişte siyasi hareketlerin eğitimli silahlı kanatları da vardı ancak Hariri’nin istifa açıklamasında hedef tahtasına koyduğu Hizbullah’a karşı savaşabilecek silahlı hareketler artık yok. Suriye’deki ayaklanma ile Lübnan’a da sarkmaya başlayan selefi örgütlenmelere karşı Lübnan ordusu ile Hizbullah ortak operasyon yapıyor. 

Lübnan ordusu, partneri Hizbullah’a karşı savaşır mı? İşler o noktaya gelir mi? Lübnan’da Suriye’deki süreçle birlikte savaş kapasitesi, militan sayısı ve silahlanma açısından ürkütücü hale gelen selefi oluşumlar Hizbullah’a karşı “özgürlük/demokrasi” vurgulu yeni bir çatı altında mı toplanır? 

Şimdilik kesin olan tek şey Suudi Arabistan’ın Hizbullah’ın silahsızlandırılması için baskıyı arttırdığı... Arap Ligi’nin Hizbullah’ı “terörist” olarak tanımlayıp “Lübnan Hükümeti’nin de partneri olduğu”nu hatırlatan ifadesi ile mevcut hükümet üzerinde baskı oluşturmaya çalıştığı açıklaması önümüzdeki haftaların ve belki de ayların çok gergin geçebileceğinin işareti gibi. Görünen o ki, Fransa da “Lübnan krizinin çözümü için Hizbullah’ın silahsızlandırılması gerektiğini” savunan kervanda. İsrail zaten Hizbullah’ı tehdit sayıyor. 

Dışardan bakanların çoğunlukla “İran’ın Lübnan’daki askeri karakolu olarak” gördüğü Hizbullah’ın ülke içindeki konumu bu algıdan biraz farklı. Hizbullah’ın Lübnan içinde Hristiyanlar dahil halktan desteği var. Bütün Şiiler Hizbullah destekçisi olmadığı gibi Hizbullah’ı destekleyenler sadece Şiiler değil. Hizbullah, Lübnan iç siyasetinin ana unsurlarından biri. Hizbullah’ın olmadığı bir hükümet kurulabilmesi neredeyse imkansız ki Hariri’nin son adımı da mevcut hükümetin dağılması riskini doğurdu. 

Lübnan’ın iç idari ve siyasi yapısı oldukça karmaşık. Anayasa’ya göre cumhurbaşkanı, başbakan, hükümet sözcüsü, bakanlıklar ve daha birçok ana idari ve icracı figürün Sünni, Şii, Hristiyan, Maroni ve diğer din ve mezhepler arasında bölüşülmesi gerekiyor. Yani başbakan istifa ettiğinde yerine bütün tarafların ve tabi ki Sünnilerin onayladığı bir Sünni isim bulmak gerekiyor. Lübnan içinde bu dengeyi sağlamak bu kadar zorken bir de işin bölgesel ve uluslararası boyutu var. Velhasıl Lübnan başbakanı olarak belirlenen isme Suudi Arabistan’ın, İran’ın, Mısır’ın, İsrail’in vs. de itiraz etmemesinin sağlanması gerekiyor. 27 ay cumhurbaşkanı seçilemeyen bir ülke Lübnan...

Diğer taraftan Hizbullah bazı ülkeler tarafından “Suriye’deki savaşı Lübnan’a taşımakla” suçlanıyor ancak Lübnan içinden bakınca suçlama argümanı olan bu senaryoyu tersine çevirmek gerekiyor. Suriye’deki ayaklanma süresince Lübnan, selefi-cihatçı yapılanmalar için geçiş ve lojistik güzergahlarından biri oldu. 

Lübnan ordusunu Suriye sınırında Hizbullah ile ortak operasyon yapmaya iten süreç de Suriye’deki ayaklanmanın hızlanması için göz yumulan-desteklenen selefi-cihatçı yapıların artık kontrol edilemeyeceğinin ortaya çıkması ile başladı. Bugünlerde Suriye ve Irak’ta savaş biterken Lübnan, bu ülkelerden dönen militanların ve Lübnan içindeki selefi-cihatçı yapıların yaratabileceği tehditleri konuşuyor.

Durumu sadece Lübnan ölçeğinde tutacak olursak, ülkede güvenlik açığı oluşmadan Hizbullah’ın silahsızlandırılması Lübnan ordusunun güçlendirilmesi ile sağlanabilir ki bu da birkaç aylık bir iş değil.

Hariri’nin Lübnan’a dönüşü ile başlamıştık yazıya... 

Hariri’nin Suudi Arabistan’da istifa kararını nasıl verdiği, Lübnan tarihine geçen açıklamasını hangi şartlar altında yaptığı hâlâ belirsiz. En azından “Can güvenliğim tehlikede, suikasta kurban gidebilirim” ifadelerinin Lübnan içinde pek inandırıcı bulunmadığını söyleyebiliriz. Birçok insan Hariri’nin istifaya zorlandığı ve Suudi Arabistan’da gözaltında tutulduğuna inanıyor. Hariri’nin Beyrut’a dönüşü bu iddiaların sona ermesine yetmedi. İki çocuğu hâlâ Suudi Arabistan’da...

Krizin çözümü için ara buluculuk yapan Fransa ve Mısır, Hariri’nin görevde kalmasını istediği ve istifadan geri adım için bir formül arayışındalar ki Hariri de istifasını askıya aldı ancak bu da, Lübnan’daki dalgalanmayı durdurmaya yetmeyecek. Suudi Arabistan ve İran arasındaki restleşme sertleşerek sürüyor. 

İç savaşın ve 2006 yılındaki İsrail saldırılarının izlerini hâlâ binalarında, sokaklarında taşıyan Beyrut’ta savaş senaryoları bir kez daha hortladı. Öğrenci, doktor, esnaf; kısacası herkes savaş olasılığını, savaş başlatabilecek senaryoları konuşuyor. Ancak konuşulan savaş senaryoları çoğunlukla bir “İsrail saldırısı ile başlayacak topyekün savaş haline” dair...

Lübnan’a “Küçük Ortadoğu veya Ortadoğu’nun minyatür hali” der bazıları ve bence en azından son 40-50 yılın Lübnan’ını tanımlamak için oldukça yerinde bir tanım...

www.evrensel.net