Komünizm hayranı deli


19 Kasım 2017 03:37

1952 yılı haziran ayı sonları. O sabah evinden çıkıp Sovyet sefarethanesi önüne gelen Vartan Aşıkyan, elindeki Stalin posteriyle sosyalizm lehinde sloganlar atmaya başladı. Kısa sürede etrafına kalabalık toplandı terzilik mesleği yapmakta olan Vartan’ın. Kimi merakla, kimi öfkeyle baktı ona. Bir gün sonraki gazetelerden bazıları polisin olaya müdahale etmesiyle Vartan’ın linçten kurtulduğunu yazdı. 

Borç harç devam ediyordu Yüksekkaldırım’daki terzilik mesleğine. Hani çorba kaynıyordu evde, yakın zamanda evlenmişti ve bir çocuğu vardı bu evlilikten.

İşler tersine gitse de el emeği, göz nuru geçinip gidiyordu işte. İçinde kaynayan neydi, neden o sabah sokağa çıkıp işe gitmek yerine Sovyet sefarethanesinin önünde aldı soluğu bilmiyorum. Kurcaladığım kaynaklar da yanıt vermiyor bu soruya. Ama biraz geçmişe gidip yanıt aradığımızda olan bitene anlam vermek daha bir mümkün oluyor doğrusu.

Ermeni asıllı bir zanaatkardı Vartan. 1915’ten dokuz yıl sonra, 1924’te dünyaya gelmişti. Yaşadığı mahallede, yürüdüğü cadde ve sokakta, okulda ya da iş yerinde nelerle karşılaştığını kestirmek güç olmasa gerek. Kendinden olmayana yaşam hakkının tanınmadığı memleketin en güzide kaynaklarında bile nefretin körüklendiğini okumamış olan var mı? Bizim adımıza şiddeti tekelinde tutan devletin bizi korumak için değil, varlığını devamlı kılmak ve sermayeyi korumakta jandarma olduğunu geçerken vurgulayalım…

Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir zaman “sol” düşünceye yaşam hakkı tanımadı devlet. Partiler ve hükümetler üstü bir hissiyatla sahip çıktı üstelik bu paradigmaya.  Vartan’ın “deli” diye damgalandığı 1952 yılından önce memlekette neler yaşandığına kısa bir göz atalım. Mevzu çok, çok olmasına da birkaç başlıkla sınırlayalım yazıyı. 

1927 yılının ekim ayında, aralarında Nâzım Hikmet ve İsmail Bilen’in de olduğu halde İstanbul, İzmir ve Adana illerinde TKP’ye yapılan operasyonun sonrasında 30 kişi hüküm giydi.

1938 yılına gelinceye kadar bir dizi operasyon devam etti TKP’ye yönelik. Donanma ve Harp Okulu davası olarak bilinen davada Nâzım Hikmet, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Kemal Tahir, Kerim Korcan, Hamdi Şimalov’un da aralarında bulunduğu nice insan ağır hapis cezalarına çarptırıldı.

Türkiye Sosyalist Partisi ve Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi kurulduğunda kısa sürede büyük illerde örgütlenmeyi başardı. 1946 yılı, Türkiye sosyalist hareketi için açık alanda faaliyet gösterebilme ve örgütlenme atılımıyla geçecek gibi sanılıyordu ama devlet altı ay sonra bu partilerin faaliyetlerini yasakladığı gibi onlarca dergi ve gazeteyi ya kapattı ya da matbaalara baskı yaparak basılmalarını engelledi.

Demokrat Parti 1950 yılında iktidara geldiğinde NATO’ya üye olmak için yapmayacağı bir şey olmadığını biliyordu memleket. İçeride bütün hakları kısmakla kalmayan DP, dışarıyla entegrasyon için antikomünist bir çizgi izleyecekti elbette.

O sabah Galata Rıhtımı’ndan Marsilya’ya hareket edecek gemiye binmek üzere yola çıktığında Sevim Tarı gözaltına alınacağını bilmiyordu kuşkusuz. 1951 yılının 26 Ekimi’nde, polisin takip tutanaklarında “kesik saçlı bayan” olarak adlandırılan Sevim Tarı’nın gözaltına alınmasıyla başlayan tevkifatlar durmak bilmedi.  Sirkeci’deki Sansaryan Hanı dolup taştı deyim yerindeyse. Türkiye sol hareketi tarihinde meşhur “1951 Tevkifatı” bütün şiddetiyle muhalif olan herkesin üstüne geldi. 

Kurulduğu ilk günden beri, ki Abdulhamid’in jurnallerini unutmak mümkün değil ya, izleyen, soruştutup tutuklayan, hapsedip sürgüne yollayan devlet için muhalifleri susturmak ve yok etmek elbette olmazsa olmazlardan biriydi, Vartan ne yapsın?

1952 yılına kadar geçen zamanda kim bilir içine neleri atmıştı ya da hangi hikâyeleri büyütmüştü terzi Vartan. Sokağa çıkıp sosyalizm yanlısı slogan atmaya başladığında kısa sürede gözaltına alınıp karakola götürüldü, oradan adliyeye sevk edildi.

Mahkeme salonunda sosyalizmi savunmaya devam etti Terzi Vartan. Dönem ve koşullar göz önüne alındığında mahkeme heyeti de gazeteciler de anlam veremediler onun bu cesaretine. 27 Haziran 1952 tarihli Cumhuriyet gazetesinde geçen haber aşağıdaki gibiydi:

“… Sorgusu devamında anormal haller gösteren küstah Ermeni önce yargıca hitaben hakaretamiz cümleler sarfetmiş sonra da Stalin’i metheden uzun bir nutuk çekmiştir. Sanık, adının Vartan Aşıkyan olduğunu söyledikten sonra yargıcın diğer suallerini bazan gayet yavaş bir sesle, bazan da haykırarak cevaplamıştır. Hali hakiki bir deliden ziyade deli taklidi yapan bir insana benzeyen sanık (…) Vartan bir meydan mitinginde konuşan hatiplerin sesi ve pozuyla yaptığı konuşmasına müteakip müşahade altına alınmak üzere Adli Tıbba gönderilmiştir.”

Savunmasında Türkiye’nin iç ve dış politikasını eleştirmekten geri durmayan Vartan, bir ara ceketini çıkarıp gömleğinin kollarını katlayarak devam ettiği savunması sırasında hakimin sözünü kesmesine kızıp, sanık ya da hakim olarak bulundukları salonda eşit muamele görmeleri gerektiği konusunda da uyarıda bulunmuştur ki bu da gerçektir.

Sonra neler oldu dersiniz? Bir yıl sonrasına göz atalım.

24 Mayıs 1953 tarihli Milliyet, sayfa 2:

“Bir müddetten beri Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanması yapılan komünizm propagandası yapmaktan sanık Terzi Vartan Aşıkyan tüm bir seneye mahkum olmuştur.

Vartan, mahkumiyetini doldurduktan sonra bir sene de nezaret altında bulundurulacaktır.”

Terzi Vartan Aşıkyan

www.evrensel.net