Kandil'in ardındaki gerçek!


17 Kasım 2017 04:16

Kürdistan Bölgesel Yönetiminin (KBY) ‘bağımsızlık referandumu’ sonrasında yaşanan gelişmeler, bölgedeki rejimlerin Kürt sorununu şiddet-savaş politikaları ile çözme hevesini arttırmış görünüyor. Bilindiği gibi referandum sonrasında Irak Ordusu ve İran destekli Haşdi Şabi milisleri Kerkük’ten başlayan bir askeri operasyonla KBY’ye geri adım attırmıştı. Bu operasyonun ardından Irak Başbakanı İbadi, her fırsatta Barzani yönetimine tehditler savuruyor. İran, Türkiye ile iş birliği halinde sadece Irak’ta değil, Suriye’de de Kürtlere karşı müdahale girişimleri peşinde koşuyor. Türkiye’deki iktidarın “Ansızın gelebiliriz” açıklamaları eşliğinde uzunca bir süredir Kürtlere karşı bir askeri operasyon için fırsat kolladığı da bir sır değil. 

Türkiye’nin operasyon hazırlıkları daha önce Suriye’deki Kürt kantonlarından Afrin üzerinde yoğunlaşıyorken Cumhurbaşkanı Erdoğan son günlerde Kandil’e operasyonu dillendirmeye başladı. İktidarın medyadaki sözcülerinden Abdulkadir Selvi, 8 Kasım tarihli “Seçimin Şifreleri” başlıklı yazısında tarihi belli olmasa da Türkiye ve İran genelkurmay başkanlarının PKK’nin Kandil’deki kamplarına operasyon konusunda anlaştıklarını yazdı. En son İçişleri Bakanı Soylu da o bildik üslubuyla “Kandil’e gidip oturacağız. Kampların hepsini tarumar edeceğiz” açıklamasını yaptı.

Selvi’nin Kandil’e operasyonu “seçimin şifreleri”nden biri olarak açıklaması oldukça manidar! Daha önce IŞİD’e karşı yapılmış gibi görünse de Kürt kantonlarının (Kobanê ve Afrin kantonlarının) birleşmesini engellemek için yapılan ‘Fırat Kalkanı Operasyonu’nun ardından MHP ve Perinçek’in partisi iktidarın arkasında saf tutmuştu. Başka bir deyişle bu operasyon iç siyasette Erdoğan’ın başkanlık referandumunu yapabilmesinin yolunu açmıştı.  Görüldüğü kadarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kez Kandil’e operasyonu bir seçim yatırımı olarak kullanmanın hesabını yapıyor. 

Peki, Kandil’e operasyon neyi çözecek?

Burada teknik olarak Kandil’e girmenin mümkün olup olmadığını, girilse bile bu operasyonun beklenen sonucu verip vermeyeceğini tartışmak istemiyoruz. Ancak eski genelkurmay başkanlarından Yaşar Büyükanıt bile “Bütün TSK gitse Kandil’i temizleyemez” demişti.

Bizim için tartışılması gereken konu bugün iktidarın Afrin’e, Kandil’e, Şengal’e girerek Kürt sorununun çözülebileceği beklentisi yaratmasıdır. Oysa başka şeyleri bir tarafa bırakalım, sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce yaptığı açıklamalara baktığımızda bile gerçeklerin böyle olmadığı görülecektir.

İki gün önce Seyid Rıza’nın idamının yıl dönümüydü. Dersim Katliamı’nda insanların nasıl zehirlenip kıyımdan geçirildiğini Meclis kürsüsünde, televizyon ekranlarında yaşlı gözlerle anlatan kimdi? Ya Kürt sorununun devletin yaptığı bu hataların sonucu ortaya çıktığını devletin en başındaki isim olarak kabul ettiğini söyleyen? Sonra 12 Eylül darbesinde Diyarbakır Cezaevinde yapılan işkenceleri gözyaşı dökerek anlatan ve PKK’nin burada yaşanan vahşetin sonucunda ortaya çıktığını söyleyen Erdoğan ve AKP iktidarının sözcüleri değil miydi? 

Dün devletin Kürt sorununda uyguladığı yanlış politikaların PKK’yi yarattığını söyleyenler şimdi Kandil’i “söndürmek”ten, tarumar etmekten söz ediyorlar. PKK sorunun nedeni değil, bir sonucuysa kampların yerle bir edilmesi neyi çözer? Basit bir denklemdir; bir sorunun sonuçlarını ortadan kaldırmak istiyorsanız, önce nedenlerini ortadan kaldırmanız gerekir. Nedenleri ortadan kaldırmadığınız sürece hangi yöntemlere başvurursanız başvurun, aynı sorun yine dönüp dolaşıp karşınıza çıkacaktır. Türkiye’nin Kürt sorununda 90 yıldır uyguladığı politikaların bize her defasında yeniden gösterdiği gerçek budur!

Öyleye şimdiden söyleyebiliriz ki, Kandil’e operasyon hiçbir sorunu çözmez. Sadece iktidarın savaş kışkırtıcılığı üzerinden seçimlerde milliyetçi kesimlerin desteğini almasına hizmet edebilir. Ancak bu ülkede yaşayan halkların artık savaş, gerilim, çatışma üzerinden yapılan seçim hesaplarına değil; barışa ve huzura ihtiyacı var.

Bağımsızlık referandumundan başlamıştık. Bitirirken de söyleyelim: Irak, İran ve Türkiye’nin referandum konusunda KBY’ye geri adım attırması, ilk bakışta bir başarı gibi görünebilir. Ancak bu rejimleri birleştiren başarı görüntüsünün ardındaki asıl gerçek, artık Kürtlerin kendi geleceklerini belirleme hakkını engellemenin eskisi gibi kolay olmayacağıdır. 

www.evrensel.net