Her şeyden önce ekol


17 Kasım 2017 04:07

Kişiler üzerinden tartışma sürdürmek en sevdiğimiz uğraşlar arasında. Aslında yapılana tartışma da denemez. “İçi boş, manasız gevezeliklerle ahkam kesmek” çok daha doğru bir tanımlama. Bu, aynı zamanda yetersiz birikimimizin bir göstergesi. Hani, “küçük insanlar kişilerden, orta insanlar olaylardan, büyük insanlar kavramlardan söz eder” diye bir laf var ya, işte sanki ülkece bu lafı doğrulamaya karar vermişiz gibi, bıkmadan usanmadan kişi odaklı yorumlar, analizler döktürmekten kendimizi alamıyoruz. Sığ zihniyetlerle bunun ötesine geçmek mümkün değil... 

Şimdi konuşmaların odağında elbette Lucescu var. Terim’in ardından, milli takımın Dünya Kupası eleme grubunda kalan 4 maçından finallere gidiş bileti çıkarmak umudu ve beklentisiyle göreve getirilen Rumen Teknik Direktör, bu kısa vadeli hedefi gerçekleştiremediği gibi hazırlık maçlarında da hayal kırıklığı yarattı. Eh, bir “günah keçisi” bulup yüklenmek için fırsat kollayanlar için Lucescu’nun 4 yenilgi, 1 galibiyet, 1 beraberlikten oluşan 6 maçlık serüveni büyük nimet!..

Hakaret boyutuna varan eleştiriler bir yana, güya kamuoyunun bu konudaki düşüncesini öğrenmek için, “Lucescu gitmeli mi, kalmalı mı” sorusuyla anketler düzenleniyor. Asıl amaç belli ki, kamuoyunun düşüncesini öğrenmek değil, Lucescu’nun gönderilmesini sağlamak için kamuoyu oluşturmak...

Lucescu gelince milli takımın bir anda bütün sorunlarını aşıp bambaşka bir performans sergileyeceğine inananlar, şimdilerde milli takımda işlerin yoluna girmesinin Lucescu’nun gönderilmesine bağlı olduğunu söylüyorlar. Bütün olup bitenleri sadece ve sadece kişilerle açıklamaya çalışma alışkanlığının bir örneğini daha yaşıyoruz. Lucescu giderse, her şeyin düzeleceğinden o denli eminler ki, tazminatı falan hiç sorun ettikleri yok. Güçleri yetse tazminatı kendi aralarında toplayıp Lucescu’yu gönderecekler!.. 

Neyse ki, en azından şimdilik ve bir süre daha Lucescu görevinin başında. 

Lucescu’ya, daha ciddi stratejiler oluşturması ve tutarlı adımlar atması yönünde eleştiriler yapılabilir. Biz, planlı, programlı hareket etmeyi bilmiyoruz diye kendisini bize benzetmesi gerekmez. Kafasında somut ne tür proje varsa açık açık anlatmalı. Tabii hedeflerini de... Böylece, oyalayıcı ya da işi idare eder tarzında görüntü vermekten de kurtulur...

“Daha çok çalışacağız” diyor Lucescu. İyi de, somut projelerden ve hedeflerden söz etmeden böyle lafların ne anlamı var ki? Tamam daha çok çalışacaksınız da, neyi başarmak için çalışacaksınız? Hedef ne? Onu da söyleyiverse bir zahmet...

Mesela değişim ve yenilenme vaatleri eşliğinde bir gençleştirme lafıdır gidiyor. Sadece daha genç oyunculara şans verip yaş ortalamasını düşürerek yenilenme ve değişim olmaz. Avrupa’nın farklı ülkelerindeki takımlarda top koşturan, lakin bir arada oynama pratikleri çok az olup birbirlerini doğru dürüst tanımayan gençlerle takımı yenilemiş sayılmazsınız. Yaş ortalaması düşük toplama bir takım yaratmış olursunuz. Gençlik tek başına bir şey ifade etmiyor. Oyuncular değiştiği halde oyun aynı kalıyorsa, bir değişiklikten söz edilebilir mi? 

Her şeyden önemli olan, ülke futbolunun teknik ve fiziksel genetiğine uygun bir sistem, bir ekol yaratmaktır. Gerçek bir değişim de ancak, oluşturulan bu sistem çerçevesinde altyapıdan itibaren bir arada oynamış, her açıdan birbirini iyi tanıyan oyuncularla başarılabilir...

Lucescu bir ekol yaratabilirse, Türkiye futboluna en büyük katkıyı yapmış olacaktır... 

www.evrensel.net