İşsizlik sarmalı


16 Kasım 2017 04:44

Toplumda en çok merak edilen konulardan birisi, her ayın on beşinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan resmi işsizlik oranları. İşsizlik gibi, son derece somut, ekonomik ve toplumsal boyutları kadar, psikolojik etkileri itibariyle başta gençler ve kadınlar olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren bir konuda açıklanan resmi rakamlar kimseye inandırıcı gelmiyor. Halkın önemli bir bölümü, kendi yaşam deneyimlerinden yola çıkarak, tıpkı açıklanan enflasyon oranlarında olduğu gibi, işsizlik oranlarını da gerçekçi bulmuyor. 

TÜİK, bu yılın temmuz, ağustos ve eylül aylarını kapsayan ağustos döneminde işsizlik oranını yüzde 10.6 ile beklenenden (beklenti yüzde 11’di) daha düşük açıkladı. TÜİK’e göre bu dönemde tarım dışı işsizlik oranı 0.9 puanlık azalış ile yüzde 12.8 olurken, genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 0.7 puanlık artış ile yüzde 20.6 oldu. Ne eğitimde, ne istihdamda olanların sayısı ise yüzde 27.2’den yüzde 28’e yükseldi. TÜİK’in açıkladığı bir diğer önemli sonuç, yaptığı işten ötürü herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların durumu. Türkiye’de ücretlilerin yüzde 35.1’i herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olarak çalışmıyor. Özellikle gençler, kadınlar ve göçmen işçiler arasında giderek artan oranda, ciddi bir ‘kayıt dışı’ çalışma/çalıştırma olduğunu biliyoruz.  

TÜİK’e göre istihdam edilenlerin sayısı 2017 yılı ağustos döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 355 bin kişi artarak 28 milyon 828 bin kişi, istihdam oranı ise 1.3 puanlık artış ile yüzde 48 oldu. Ancak bu artışın arkasında yatan temel gerçeğin, gerçek anlamda bir istihdam artışı mı, yoksa DİSK-AR’ın raporlarında belirttiği gibi, büyük bölümünün stajyer, çırak ve kursiyerin sayısındaki artıştan mı kaynaklandığı konusunda herhangi bir somut açıklama yok.

TÜİK’in işsizlik ölçümü, istatistik tekniği açısından doğru olsa da, gerçek işsizlik ve işsizlerin tespiti konusunda sağlıklı sonuçlar verdiğini söylemek elbette mümkün değil. Şöyle ki; Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) tanımına göre ‘Çalışma çağında olup da (15-65 yaş arası) işe başlamaya hazır olanlar, fiili olarak iş arayanlar ve iş aramasına rağmen iş bulamayanlar’ işsiz olarak tanımlanıyor. TÜİK’in de kullandığı uluslararası standarda göre istihdam edilmeyen, son üç ayda iş aramış olan ve 15 gün içinde bir işte istihdam edilebilecek durumda olan kişiler işsiz olarak kabul ediliyor ve resmi işsizlik oranı buna göre hesaplanıyor. Bütün bunlara ek olarak, işsiz kaldığı halde iş arama kanallarına başvurmayan (Örneğin İŞKUR’a kayıt yaptırmayan) işsizler de işsiz olarak görünmüyor. TÜİK ve İŞKUR’un işsizliğe ilişkin olarak açıkladığı verilerinin birbirini tutmaması zaten karışık olan kafaları iyice karıştırıyor.

İşsizlik hesaplanırken, fiilen işsiz olduğu halde iş bulma ümidi olmadığı için son üç ayda iş bulma ümidini yitirdiği için iş aramayı bırakan fakat iş bulsa çalışacak olanlar, mevsimlik işlerde çalışıp iş aramayan ama sürekli bir iş bulsa çalışacak olanlar, ücretsiz aile işçileri, öğrenciler, emekliler, engelli, yaşlı ve hasta olduğu için iş aramayan ama iş bulsa çalışmaya hazır olanlar, diğer nedenlerle iş aramayanlar fakat yapabilecekleri bir iş olsa işbaşı yapmaya hazır olanlar dahil edilmiyor. Dolayısıyla açılanan işsizlik rakamları, gerçek işsizleri değil, özenle seçilmiş ‘rafine işsizleri’ ifade ediyor. 

Son yıllarda istihdam açısından esnek çalışma biçimlerine (güvencesiz, düşük ücretli, kısmi süreli, geçici vb.) daha uygun oldukları için tercih edilen kadın, genç ve göçmen işçilerin toplam istihdam içindeki ve işsizler içindeki payları giderek artıyor. Emekçi ailelerinin yaşamını genç-yaşlı, kadın-erkek demeden dört bir yandan kuşatan işsizlik sarmalı, emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını daha da ağırlaştırıyor.

www.evrensel.net