Yarım zafer büyük umut


15 Haziran 2011 09:42

Pazar günü sandıktan çıkan sonuç, Avrupa’da basın ve politikacılar tarafından da ilgiyle izlendi ve farklı açılardan değerlendirmelere tabi tutuldu, tutulmaya da devam ediliyor.
AB Komisyonu ve AB Konseyi başkanları ortak bir açıklamayla Başbakan Erdoğan’ı göstermiş olduğu başarıdan dolayı kutlarken, yeni dönemde kendisinden neler beklediklerini söylemeyi ihmal etmediler.
Beklentilerin başında yerinde sayan AB’yle müzakere sürecinin hızlanması için Türkiye’nin kendisinden beklenenleri en kısa zamanda yerine getirmesi oluşturuyor.
Bunların başında “demokratikleşme sürecinin devam” etmesi gerektiğine işaret ediliyor.
Benzer bir açıklamayı Almanya Başbakanı Angela Merkel de yaptı.
Basında ise en dikkat çeken yorumu haftalık Die Zeit gazetesinde “Parlamento seçimlerinde Erdoğan’ın yarım zaferi” başlığıyla Michael Thumann kaleme aldı. Daha çok Türkiye, Orta Doğu ve Kafkasya üzerine yazılar yazan Thumann, seçim sonucunu başbakan ve AKP için, “Hem kazandı hem kaybetti” şeklinde özetledikten sonra, “Hayal bitti. Erdoğan’ın AKP’si halk içinde ne kadar çok popülerleştiyse, parlamentoda o kadar zayıfladı” diyor.
Ancak; hemen belirtmek gerekiyor ki Erdoğan, önümüzdeki dört yıl boyunca yapmak istediklerini üçte iki çoğunluğu sağlamadığı durumda hayata geçiremediği taktirde, “her iki vatandaşın birinden oy almayı” bir “mahalle baskısı” gibi kendisini eleştirenlere karşı sıkça kullanacak ve bu yolla bir dahaki seçilmede bu sefer elde edemediği  çoğunluğu sağlama hedefini elden bırakmayacaktır.
Avrupa’daki devlet ve hükümet yetkilileri ve basın tarafından Türkiye seçimleri üzerinde yapılan değerlendirmelerin çoğunda, Erdoğan ve partisinin tek başına anayasayı yapacak gücü elde etmemesi “Türk demokrasisi için olumlu bir durum” olarak değerlendiriyor ve sıkça yeni anayasanın bir uzlaşma sonucunda yapılması gerektiğine özenle dikkat çekiliyor.
Yani; seçim öncesinde dikkat çekilen “otokratik tehlike” şimdi az bir farkla da olsa engellenmiş, yeni anayasa, Kürt sorunu, yerel yönetimlere daha fazla özerkliğin verilmesi, adalet sistemi gibi devasa sorunların “konsensüs” ile çözülmesi gerektiğinin aritmetik zorunluluğa dönüşmesi, Avrupa’yı memnun etmişe benziyor.
Bu nedenle seçimlerden bu yana özellikle basında, sonucun Erdoğan’ın Putinleşmesinin önüne geçtiğine vurgu yapılıyor. Pek çok gazete ve dergide Erdoğan için kullanılan “Türk Putin”i tanımlaması bir yanıyla gerçeği, diğer yanıyla abartıyı içeriyor.
Kimi paralellikler olsa da Türkiye Rusya değil. Putin Rusya’sı, dünyanın yeniden paylaşılmasında tekrar güçlü ve etkili bir aktör olmaya çalışırken, Erdoğan Türkiye’si, bu paylaşım sürecinde bölgede emperyalizmin vazgeçilmez taşeronu olmayı, bundan elde edeceği primle gücünü artırmayı amaçlıyor.
Emperyalizmden bağımsız, komşularıyla barış içinde bir dış politika önümüzdeki dört yıl içinde mümkün görünmüyor.
Hiç şüphe yok ki; Avrupa’dan da bakılınca seçimlerin asıl galibi Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku olmuştur.
Büyük-küçük, ilerici-gerici her yayın organı, Türkiye’de merkezinde Kürt halkının olduğu genç ve dinamik bir gücün seçimlerde kendisini net bir şekilde ortaya koyduğunu kabul ediyor ve yeni anayasada bu gücün mutlaka dikkate alınmak zorunda olduğuna işaret ediliyor.
Yine seçimlerde “İlerici-sosyalist emek güçleriyle Kürt ulusal hareketinin” kurmuş olduğu stratejik güç birliğinin en kazançlı çıkan olduğunu artık Avrupa ülkelerinde yaşayan emekten, özgürlükten yana ilerici güçler de biliyor.
Bu nedenle, Blokun başarısı şimdiden Türkiye sınırlarını aşmış, Avrupa başta olmak üzere dünyanın her tarafından daha iyi bir yaşam mücadelesi veren herkese umut kaynağı olmuştur.
Elbette, Avrupa ülkelerinde yaşayan milyonlarca Türkiye kökenli göçmen de bu başarının yaratmış olduğu coşkuyu ve heyecanı yüreğinde hissediyor.
Bu nedenle denilebilir ki, Türkiye seçimleri Erdoğan ve partisi için “yarım zafer”; emek, demokrasi ve özgürlük için büyük umutla sonuçlanmıştır.
Şimdi Türkiye’de ve Avrupa’da bu umudu daha da büyütmenin tam zamanıdır.

evrensel.net
www.evrensel.net