Hukukta 'silahların eşitliği ilkesi' ve halimiz


15 Kasım 2017 03:51

Türkiye’de adil yargılanma hakkının her gün, birçok davada ihlal edildiği bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’nin bu konuda kitap yazmak isteyenler için çok elverişli bir laboratuvar olduğunu söylemek hiç de abartı olmaz.

Bu haftanın sadece ilk gününde yaşananlar bile bu açıdan halimizi ortaya koymak için yeterli. 

Diyarbakır baro başkanlığı yapmış olan ve deneyimli bir avukat kimliği ile de tanıdığımız CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, önceki gün Twitter’da şunları yazdı: 

“Çağlayan’da Avukatlık mesleğinin bugünkü özeti; 

1. Öldürülen sevgili Av.Kutbettin Kaya için basın açıklaması 

2. Savunma için söz istediklerinden dolayı duruşmadan atılan avukatlar

3. Gözaltında tutulan ÇHD Genel Başkanı S.Kozağaçlı tutuklandı. Savunma bu durumdaysa Adalet çukurdadır.”

Çağlayan’daki İstanbul Adliyesinde görülen Altanlar davasında söz almak isteyen avukatlar, mahkeme başkanı tarafından salondan atıldılar. Bu avukatlardan biri olan Ergin Cinmen, 40 yıllık meslek hayatında böyle bir durumu ilk kez yaşadığını söyledi.

Yine aynı adliyede aynı gün, KHK ile kapatılan ÇHD’nin Genel Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı tutuklandı.

Yine aynı gün, Urfa’nın Suruç ilçesinde IŞİD’in canlı bomba saldırısı sonucu 33 gencin yaşamını yitirmesine ilişkin açılan davanın 3’üncü duruşması görüldü. 2 avukatın tutuklu olduğu davanın tek tutuklu sanığı Yakup Şahin yine duruşmaya getirilmedi. 

Tüm bunlar, adil yargılanma hakkı açısından kilit önemdeki ‘silahların eşitliği ilkesi’nin açık ihlali demek. Bu kavram hukukçuların en çok aşina oldukların temel hukuk düsturlarından biridir. İnsan hukukçu olmasa da, çeyrek asır boyunca dava izleyen bir gazeteci olarak bu kavramı ve aslında birçok başka kavramı da öğreniyor.

Birçok başka bağlamla birlikte savunmanın, yargı sürecinin temel bir unsuru olarak haklarına vurgu yapan bu ilkeye ilişkin olarak Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nde yayınlanmış olan, Bilgehan Yeşilova’nın ‘Yargılama Diyalektiği ve Silahları Eşitliği’ başlıklı makalesinde şöyle deniliyor:

“Silahların eşitliği ilkesinde gaye, tarafların, birbirlerine nazaran, oldukları gibi muhafaza edilmesi ve bu nedenle mevcut oransızlığın olduğu gibi sürdürülmesi değil; taraflar arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi adına, gerçekçi ve esaslı bir eşitlik anlayışının sağlanmasıdır. Usulî eşitlik ilkesi ve onun somutlaşmış hali olan hukuki dinlenilme hakkı ile etkili bir hukuki koruma sağlanırken; bu yolla aslında yanlış karar verilmesinin de önüne geçilmektedir. Usulî hakkaniyet, yargılamada, taraflar arasında gerçek eşitliğin sağlanmasını ve buna uygun davranılmasını gerekli kılar. Yargılamada eşitlik, gerek yargılamanın başında ve gerekse devamında, taraflara eşit şekilde hukuki dinlenilme hakkı sağlanarak gerçekleştirilir. Kısaca, bir tarafın dinlenmesi kimsenin dinlenmemesidir.” (TBB Dergisi, Sayı 86, 2009)

Altanlar davasında söz almak isteyen, Altan kardeşlerin avukatları için bu ilke tamamen çiğnendi. Kendilerine söz hakkı verilmeyen avukatlar art arda duruşma salonundan atıldılar. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, ha bir duruşma salonuna tank girmiş, ha söz almak isteyen avukatlar salondan atılmış. Aynı şey.

Yukarıda atıf yaptığım yazının Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nde çıktığını söylemiştim. Peki bu yaşanılanlar karşısında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’dan bir ses duyabildik mi? Hayır. Peki şaşırdık mı? Hayır.

Bugüne kadar, yargı mekanizmasını kendi lehine yeniden yapılandırırken, 12 Eylül darbe anayasası ile mücadele argümanını öne çıkaran siyasal iktidarın bugün Türkiye’yi getirdiği bu nokta birçok bakımdan tankların gölgesinde gerçekleşen yargılamaların bile gerisindedir. 

Geldiğimiz noktadan sonraki adım, “Avukata da ne gerek var!” diye özetlenebilecek bir hale işaret ediyor. Savunma bu kadar ayaklar altına alınırken susmak, bu ağır hukuksuzluğa ortak olmaktır. Böyle günahların yarın konjonktür değiştiğinde günah çıkararak geçiştirilemeyecek kadar büyük olduğu da unutulmasın.

www.evrensel.net