Dünya Diyabet Günü ve OHAL


15 Kasım 2017 03:34

Her günün bir çiçeği olsa 14 Kasım’ın payına Fransız leylağı düşerdi. Dün, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’ydü ve leylak ağacı dile gelse şeker hastalığındaki artış hızından ürker, utanır ve  “utandığı çığlığı” şiire emanet ederdi! Şeker hastalığının vazgeçilmez ilaçlarından ‘metformin’ etken maddesi ilk olarak yaklaşık bir asır önce Fransız leylağının ekstresinden elde edilmişti. Ve eğer teknoloji bu denli ilerlememiş olsa ve salt ilaç için kullanılsaydı, şüphesiz nesli tükenmiş olurdu. Hiçbir çiçeğin dünya genelinde rekoltesinin şeker hastalığı prevalansına yetişmesi mümkün değil. Hele Türkiye sağlık ortamının AKP’li yıllarının şeker hastalığı ve obezite artış hızına hiçbir ‘şifalı çiçek’ yetişemez. Türkiye’nin hiçbir siyasi iktidarı döneminde şeker hastalığı ve obezite AKP’li yıllarımız kadar artmadı. Ülke giderek bu iki başlıkta utanılası bir dünya rekoruna  koşar adım yaklaşıyor. En son rakamlar OECD 2017 Türkiye’nin Sağlık İstatistiklerinde mevcut. Bir hekim arkadaşım “40 ülke arasında 2. olmuşuz” diyor mailinde. 

Alanında en kapsamlı çalışma olan Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıkları Prevalans Çalışmalarının (TURDEP) ilki 1998, ikincisi 2010 yılında yapılmış ve iki tarih arasında ülkemizde diyabetli birey sayısının yüzde 90, obez oranının ise yüzde 44 artmış olduğunu görmüştük. OECD 2017 raporu gösteriyor ki şimdilerde yani AKP’nin “ustalık yıllarında” durum daha da vahim.

Dün, Dünya Diyabet Günü’ydü ve ana tema “Kadınlar ve Diyabet- Sağlıklı Bir Gelecek” olarak belirlenmişti. Tam da Cumhurbaşkanının kadınlara ve doğurganlıklarına dair “talihsiz açıklamasının” üzerine denk geldi; ne tesadüf ama? Üstelik Birleşmiş Milletler verileri “Türkiye’de her 3 evlilikten 1’ini 18 yaş altında evlendirilenler oluşturuyor” demekteyken.

Kadınlar geçen hafta salt diyabet gününde gündem olmadı. HDP’nin basın bilgi notunda da yer aldığı üzere ‘Dünya Ekonomik Forumunun Küresel, Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’nda 145 ülke arasından Türkiye’nin 130’uncu sırada olduğunu’ yeniden hatırlamış olduk. Bu rapor siyasi katılım, üreme sağlığı, eğitim ve iş gücüne katılımda toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yansıtan önemli bir kaynak.

Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere siyasal ve sosyal iyilik hali’ olmadan sağlıklı kalabilmek mümkün değil. Ama sağlıklı bireyler olmadan da siyasal ve sosyal iyilik halini inşa etmek o kadar kolay değil. Buradan hareketle diyebiliriz ki oy verirken hastalıklarımıza da karar veriyoruz. Bir anlamda iktidarların temsil ettiği siyasal arka plan hastalıklarımızın da aynası.

Diyabet öyle bir hastalık ki yaklaşık on ayrı hastalıkla ilintili ve bundan dolayı hem ekonomik hem de sosyal maliyeti çok yüksek. Misal erişkinler arasında körlüğün temel nedeni olup yine “Diyabete bağlı parmak veya bacak ampütasyonları, kazalarda oluşan ampütasyonlara göre daha fazla”. İlintili hastalıklar bağlamında ise şeker hastalarının daha fazla kalp krizi ve felç geçirdiğini, diyaliz hastalarının önemli bir kısmını oluşturduğunu söyleyebiliriz. 

Gelelim bu yılın teması şeker hastalığı ve kadınlara...

Türkiye Diyabet Cemiyetinin paylaşımlarından öğreniyoruz ki dünyada:

■ “Günümüzde 199 milyon diyabetli kadın var ve bu sayının 2040 yılında 313 milyona yükselmesi bekleniyor. 

■ Her beş diyabetli kadından ikisi doğurganlık yaşındadır ve bu kadınlar tüm dünyada 60 milyondan fazladır.

■ Diyabet dünyada kadınlar arasındaki dokuzuncu yaşam kaybı sebebidir; bu da yılda 2.1 milyon yaşam kaybına eş değerdir.

■ Tip 2 diyabetli kadınlar, diyabetli olmayanlara göre neredeyse 10 kat daha fazla koroner kalp rahatsızlığına yakalanma riskine sahiptirler.” 

“Her 6 saniyede 1 kişinin diyabet hastalığından hayatını kaybettiği” bir ‘yeni dünya’ gerçekliğinde dün Dünya Diyabet Günü’ydü, çiçeklerden ise  leylak. Ve kadınlar bu alanda da dezavantajlı. “Ağacın utandığı çığlığı şiir fısıldar” demişti ya Ağaçlar Gazeli’ şiirinde Haydar Ergülen. Haksız mı?

Bilimsel analizler ülkemizin hızla diyabet hastalığında dünya sıralamasında rekora koştuğunu gösteriyor. Yine bilim insanları çözüm için “hareket et, doğru beslen demekte”. Ve geldik yine OHAL’li günlerimize. Cumhuriyet tarihinin AKP’ye özgü bir başka rekoru cezaevi mahpus sayısına dair. Cezaevi hareketsizlik demek, hareketsizlik ise diyabet riskinde artış. Yine  OHAL’de yüz binler işsiz bırakıldı cümlesinin diyabete tercümesi ‘doğru beslenememe’. Hasılı OHAL aynı zamanda bir diyabet artırıcı olarak da sağlığa zararlıdır.

Üstelik OHAL kıskacındaki yörelerde diyabet görülme oranının daha fazla arttığı biraz önce andığım TURDEP verilerinde de görülmekte. İki TURDEP çalışması arasında şeker hastalığının en fazla arttığı bölgeler dönemin OHAL bölgeleri.

Sağlıcakla kalın.

www.evrensel.net